->

Çeşme Arkeoloji Müzesi kalenin bir bölümünde yer alıyor. Etronografik eserler, Eriytrai, Sikkeler, Alaçatı, Karaburnunda bulunan eserler sergileniyor.Müze ilk olarak 1965 yılında istanbul top kapı müzesinden getirilen silahlarla silah müzesi olarak ziyarete açılmış olup, 1984 yılına kadar böyle devam etmiştir. Müzede bulunan silahlar salondaki nemden etkilenmiş oksitlenerek bozulmaya başladığından, İzmir Arkeoloji ve Ödemiş müzelerine devredilmiştir. Aynı teşhir salonu düzenlenerek 1964 yılından beri devam eden Erythrai antik şehrinde yapılan kurtarma kazılarından elde edilen eserler sergilenmektedir. Müze Pazartesi günleri hariç hergün 08.30 12.00\13.00-17.00 arası ziyaret edilebilir.

Çeşme kervansarayının arkasında çeşme kalesi bulunuyor. 1508′de yapılmış daha sonrada restorasyonlar görmüştür. Bir Osmanlı dönemi eseri olan kale 2. Beyazıt tarafından yaptırılmıştır. Kale içinde müze mevcut, müzede Eritre’den çıkarılan arkeolojik eserler sergilenmektedir. Evliya Çelebi bu kale ile ilgili Seyahatnamesi’nde bilgiler vermektedir. Kalenin Üç tarafı derin ve büyük hendektir. Çeşme Kalesinin önünde Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa’ nın aslanlı heykeli bulunmaktadır. Çeşme festivali her yıl burada düzenlenmektedir.

1528 yılında yapılan kervansaray Kanuni Sultan Süleyman tarafından Osmalı Dönemi eserlerindendir. Yapı iki katlı otel olarak hizmet vermekte ve çeşitli alış veriş imkanlarıda sunuyor. Yazın sıcaklığında serinliği ile bugünde çok iyi durumda. Kervansarayın mimarı Ali Babuçcuoğlu Ömer’dir.
Kervansarayın yuvarlak bir giriş kapısı olup, bu kapı iki renkli taşlarla örülmüş ve dikdörtgen kesme taştan bir çerçeve içerisine alınmıştır. Girişin üst kısmında dışa açılan mazgal pencereler bulunmaktadır. Yapının tümü ahşap bir çatı ile örtülmüştür.Osmanlı eserinin avlusu var ve avlu etrafında bulunan yolculara ayrılan bölümler, depolar ve bir de mescidi bulunmaktadır.

İlk çağda Çeşme Cyssus adıyla biliniyordu. İlçe 12 ion kentinden biri olan Erythrai ‘nin Ildıra İskelesiydi. Erythrai deniz ticaretinde gelişmiştir. Osmanlı döneminde ise liman kenti olması yanında verimli bir tarım ve balıkçılık merkezi olarak yaşam sürdü. Fakat izmir limanının gelişmesi bu limanın önemini azalttı. 1900 yıllarında Rumlar hakimdi bölgeye. Buğday, bağcılık, şarapçılıkla uğraşıyorlardı. 1923′te Lozan anlaşması ile Türkiye Yunanistan arasında yapılan nüfus değişiminde kalan Rumlar Yunanistana gitmişlerdir. Bunlar sonucunda ilçenin düzeni bozuldu ama turizmde ilerleme kat etmesi ile yeniden canlandı.

Çeşme ilçesi, Anadolu’nun batıdaki en uç noktasıdır. Çeşme’de dağların denize dik inmesi, görkemli doğal güzellikler yaratmıştır. Yarımadanın batısındaki yerleşim sokakları, eski taş evleri, canlı ve renkli çarşısı, otelleri, plajları, koyları ile turistlerin ilgisini topluyor. Çeşme adının ilçede çok sayıda çeşmesinin olmasından geldiği düşünülüyor. İzmir çeşme arası otoyolla bağlı. Ayrıca Çeşme’ye deniz yoluyla da ulaşılabilir. Yaz sezonu boyunca Sakız Adası ve Çeşme arasında çalışan feribotlarla ulaşılabilir. Kalesi(bugün müze olarak kullanılmaktadır), ılıcaları, kumsalları, konaklama tesisleri ile tatil bakımından tatmin edici bir yer.

Çeşme deniz turizmi bakımından izmir ilinin en çok turist çeken ilçesi. Çeşme yarımadası turizmin oldukça gelişmiş olduğu yerlerdendir. İzmirin batıya, ege denizine doğru uzayan yarımadasının ucunda yer alıyor. Yarımadada Çeşme Urla ve Karaburun ilçeleri yer almaktadır. Yarımadada bulunan Urla Çeşmealtı ve Mordoğan İzmirlilerin orta halli yazlıklarının yeridir. Urla’nın ilçe merkezi denizden içeridedir hem İzmir Körfezi’ne hem de Körfezde sahili vardır. Urla’ya bağlı Bademler Köyü görülmeye değer yerlerdendir. Kooperatifleşmenin ilk örneklerini vererek kalkınmış Bademler; modern evleri okuma ve tiyatro salonu ve ülkemizin tek “Oyuncak Müzesi” ile bir köy olarak farklı ve gelişmiştir.
Karaburun kayalar üzerinde kurulu batı sahil olan kücük ilçedir. Çevreye gezi yapmak için Büyükada ve Küçükada’ya tekne turuna katılınabilir.
Çeşme, şifalı sıcak suları, olağanüstü sayılabilecek kalitede kumun, güneşin birlikteliğiyle güzel bir tatil beldesidir. Çeşme İzmir’in 94 km. batısında kurulmuştur. Zamanla çoğalan ve buz gibi suların aktığı çeşmelerinden dolayı da yöreye Çeşme denilmiştir. Çeşme-Ildırı köyünde ortaya çıkarılan Erythrai Antik Kenti ile Çeşme kentinde Osmanlı Döneminden kalan Kale, Kervansaray, çok sayıda çeşme ve tarihi kent, Athena Pallas tapınağına adak olarak sunulmuş heykelcikler çok sayıda çeşme ve tarihi kent dokusundaki sivil mimarlık örnekleri yörenin arkeolojik ve tarihi kaynaklarını oluşturan yapıtlardır.
Buluntular içinde en önemlisi, Arkaik devirden kalma bir kadın heykeli İzmir Arkeoloji müzesinde sergilenmektedir. Lidya ve Pers, Roma ve Bizans Selçuklu, Osmanlı, Aydınoğulları ve tekrar Osmanlı Dönemlerini hakimiyetinde kalmıştır.
Akdeniz iklimi etkisi altında.
Gezilecek yerleri arasında; Çeşme Kalesi, Kervansaray, Karaköy Antik Yerleşim Alanı, Reisdere Antik Yerleşim Alanı, Kalemburnu, Erythrai, Dalyan ve Baba Koyları, Haralambos Kilisesi, Arap Baba Türbesi

İzmir Foça Arası 70 km Otogardan otobüs sağlanabilir. İzmir-çanakkale yolunun 39 km’sinden sola dönüp 26 km. daha yol alındığında Eski foça’ya varılıyor. Çanakkale tarafından gelişte Bergama’dan sonra Yeni Foça ayrımında sağa dönüp sahil yoluyla Eski Foça’ya ulaşmak mümkün.
Turizm Danışma
tel:812 12 22

Yeni Foça’ya 2 km mesafede yer alan Kozbeyli köyü sırtını bir dağa dayamış. Foça denilince akla eski foça geliyor fakat yeni foça’nında bir çok görülmesi gereken güzelliği mevcut. Foça’da tarihi yerleşmelerden biri kozbeyli köyüdür. Eskiden Rumların yaşamış olduğu köy son zamanlarda canlandı ve ilgi topluyor. Dibek kahvesi köy ününün artmasında çok büyük etkiye sahip ve yerli turistler kadar yabancı turistlerin de ilgisini çekiyor. Köyün kurucusu Kuzubeyi isimli bir derebeyi. Köyün aşağısı denize kadar ova. Arkası orman. Bir camisi ve ondan daha önce yapılmış bir kulesi var. 700 yıllık bir geçmişi olan Kozbeyli’nin ana geçim kaynağı, Ege köylerinin çoğunda olduğu gibi zeytincilik. Güzel taş evlerinin sık ve iç içe olduğu göze çarpmaktadır.

Siren kayalıkları bugün koruma bölgesi ilan edilmiştir. Çünkü bu bölge fokların orada yaşayıp üremeleri için korunmuştur. Birçok balıkçı ve halk fokların korunması projesine destek veriyor.
incir adası Foça’nın tam karşısında bulunmaktadır. 15 dakikalık bir tekne turuyla ulaşılabilir adaya. İngiliz burnunun karşısındaki adada antik yerleşiminin izleri görülüyor. Mezar odası, Karalara oyulmuş mum evleri, su kanalları, yüzme havuzları, mağaralar, Kybele kabartmaları, Tapınak kalıntıları gezilecek yerler arasında.

Foça’da fokları andıran adaların en büyüğüdür. Günümüzde foklarımızın yaşam alanı ve kayalıkların içinde ve arasında yer alan mağaralar fokların evleridir. Bu nedenle mağara yakınlarında denize girmek ve kayalıkların üzerine çıkmak fokların rahat yaşayabilmesi için yasak konulmuştur. Denize girilebilen alanlar Orak adasının kuzeybatısında yer alıyor.
Mitoloji de bahsi geçen Sirenler, vücutları kuş şeklinde, başları ise kadın şeklinde olan, yaptıkları büyülü müziğin güzelliğiyle tanınan yaratıklardır. Efsaneye göre; burada yaşayan Sirenler, yaptıkları müzikle buradan geçmekte olan teknelerdeki denizcileri büyülerlermiş. Müziğin ve Sirenlerin güzelliğinin büyüsüne kapılan denizciler, ölene kadar burda kalmak isteğine kapılırlar, bu düşünceler içinde gemileriyle bölgedeki kayalıklara çarparlarmış. Siren Kayalıkları’nın dalgalarla aşınarak aldığı şekiller de, Sirenler’in doğa üstü müziğini doğrular bir görüntü sergilemektedir.