Archive for the ‘Bursa’ Category
|
Åžubat-7-2008
Filed Under ( Bursa) by admin
Bursa : Tanıtımı, Resimleri, Tarihi - İl İl Türkiye Bursa 40 derece boylam ve 28 - 30 derece enlem daireleri arasında Marmara Denizinin güneydoÄŸusunda yer alan, toplam il nüfusu 2000 Yılı Genel Nüfus Tespit sonuçlarına göre 2.106.687 ile Türkiye”nin 4. büyük kentidir.
Bursa ili doğuda Bilecik, Adapazarı, kuzeyde İzmit, Yalova, İstanbul ve Marmara Denizi, güneyde Eskişehir, Kütahya, batıda Balıkesir illeriyle çevrilidir.
Denizden yüksekliÄŸi 100 metre olan Bursa, genelde ılıman bir iklime sahiptir. Ancak, iklim bölgelere göre de deÄŸiÅŸiklik göstermektedir. Kuzeyde Marmara Denizinin yumuÅŸak ve ılık iklimine karşılık güneyde UludaÄŸ”ın sert iklimi ile karşılaşılmaktadır.
İlin en sıcak ayları Temmuz - Eylül, en soÄŸuk ayları ise Åžubat - Mart”tır. 52 yıllık gözlem süresi itibarı ile yıllık ortalama yağış miktarı 706 mm.dir. İlde ortalama nispi nem % 69 civarındadır.
İlin yüzey şekilleri, birbirlerinden eşiklerle ayrılmış çöküntü alanlarıyla, dağlar halindedir. Çöküntü alanlarının başlıcalarını İznik ve Uluabat gölleriyle Yenişehir, Bursa ve İnegöl ovaları oluşturmaktadır.
Toplam yüzölçümü 10.891 km2 olan Bursa ili topraklarının % 17′’sini ovalar oluÅŸturmaktadır.
|
|
Åžubat-2-2008
Filed Under ( Bursa) by admin
BURSA
Bursa, M.Ö. yıllardan bu yana bir çok medeniyete ve onların dinlerine beÅŸiklik etmiÅŸ ender illerin başında gelir. İlde Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine ait bir çok eser hala ayaktadır ve koruma altındadır. Özellikle M.S. 324 yıllarında baÅŸlayan 1563 yılına kadar 17 kez toplanmış olan ve Hıristiyanlık dini için çok önemli olan konsül toplantılarından 8 tanesi ülkemizde gerçekleÅŸtirilmiÅŸ olup, bunlardan 1. ve 7. si İznik’te yapılmıştır. İznik Hıristiyan dinince ülkemizdeki 8 kutsal hac merkezinden biri ve en önemlisidir
İlçeler
Bursa ilinin ilçeleri; Nilüfer, Yıldırım, Osman Gazi, Büyük Orhan, Gemlik, Gürsu, Harmancık, İnegöl, İznik, Karacabey, Kales, Kestel, Mudanya, Mustafa Kemal PaÅŸa, Orhaneli, Orhangazi ve YeniÅŸehir’dir.
İznik
Gemlik
Bursa’nın 30 km. kuzeybatısında aynı adlı körfezin kıyısında kurulmuÅŸtur. Gemlik’e baÄŸlı KurÅŸunlu, Küçük Kumla, Büyük Kumla, Karacaali yaz turizminin yoÄŸun olarak yaÅŸandığı kıyılardır.
İnegöl
Bursa’nın 454 km güneydoÄŸusunda yer alan İnegöl, Antik dönemde Ankedoma adıyla tanınmaktaydı. İlçedeki önemli tarihi eserler Osmanlı döneminden kalmadır. 1481′de Sadrazam İshak PaÅŸa tarafından yaptırılan İshak PaÅŸa Cami ve Külliyesi, Hamza Bey Cami, Yıldırım Cami (Cuma Camii), KurÅŸunlu Cami, KurÅŸunlu Han ve Ortaköy Kervansarayı İnegöl’deki tarihi eserlerdir. İnegöl’ün 13 km batısında Sultan köyünde XIV. yüzyılda yaÅŸamış GermiyanoÄŸlu Geyik Baba ile Balım Sultan adına, Orhan Bey tarafından yaptırılmış Geyikli Baba Türbesi önemli bir ziyaret yeridir. BoÄŸazova Yaylası, Arabaoturağı Yaylası, Alaçam Yaylası, tarihi çınarlar İnegöl’ün tabii güzellikleridir.
Karacabey
Bursa’nın 65 km batısında yer alan Karacabey ilçesi, Antik dönemde Mihaliç adı ile bilinmekteydi. Kentin belli baÅŸlı tarihi eserleri Sultan I. Murat’ın yaptırdığı Ulu Cami,1457 yılında Karaca Bey tarafından yaptırılan Karacabey Cami (İmaret Cami) ile Karacabey-Bursa yolu üzerinde ve Uluabat kıyısındaki Osmanlı dönemi yapısı Issız Han’dır.
Keles
UludaÄŸ’ın güney eteklerinde kurulu olan KeleÅŸ ilçesi, Bithynia, Roma, Bizans kalıntılarına sahiptir. XIV. yüzyılda Osmanlı egemenliÄŸine girmiÅŸtir. İlçenin en önemli tarihi yapısı Sultan Yıldırım Bayezid’in Yakup Çelebi tarafından yaptırılan cami, hamam ve medreseden oluÅŸan Yakup Çelebi Külliyesidir.
Kelesin Kocayayla mevkii kampçılık ve trekking için eşsiz bir doğa parçasıdır. Kocasu ırmağı rafting sporu için elverişli şartlara sahiptir.
Mudanya
Bursa’nın 25 km kuzeybatısında ve Marmara Denizi kıyısında yer alan Mudanya, Bursa’nın iskelesi durumundadır.Temiz havası ile yaz turizminin yoÄŸun olarak yaÅŸandığı Mudanya civarında en tanınmış günübirlik gezi yeri ÇanaklıçeÅŸme’dir. Osmanlı evlerinin en güzelleri Mudanya’dadır. Bu evlerin en önemlisi Tahir PaÅŸa Konağıdır.
MustafakemalpaÅŸa
İlkçaÄŸdan beri çeÅŸitli yerleÅŸimlere sahne olan ilçenin eski adı Kirmastı’dır. Yakınında Miletopolis ören yeri bulunmaktadır. İlçe merkezinde Lala Åžahin Türbesi, Hamzabey Cami ve Türbesi, Åžeyhmüftü Cami ve Türbesi yanı sıra Dorak Hazineleri bölgesi, Kestelek Harabeleri ilgiye deÄŸer tarihi yerlerdir. Muradiye Sarnıç köyü yakınlarındaki Suuçtu Åželalesi, Söğütalan bucağındaki Suçıktı mesiresi MustafakemalpaÅŸa civarındaki eÅŸsiz harikalarıdır.
YeniÅŸehir
Bursa’nın 45 km doÄŸusunda yer alan YeniÅŸehir antik çaÄŸda Neopolis olarak tanınıyordu. Osman Gazi döneminde Osmanlı topraklarına katılan ilçe, Osman Gazi tarafından gazilerine kılıç hakkı adıyla yurtluk olarak verilmiÅŸtir. İskana açılan yerde kurulan kent YeniÅŸehir adını almıştır.
Osmanlı döneminden kalan zengin tarihi eserlere sahip YeniÅŸehir’de Osman Gazi’ nin yaptırdığı saraydan arda kalan Saray Hamamı, I. Murad döneminden kalma PostinpuÅŸ Baba Zaviyesi, XIV. yüzyılda inÅŸa edilen Voyvoda Cami (Çınarlı Cami), XVI. yüzyılda yapılmış olan Koca Sinan PaÅŸa Külliyesi, Bali Bey Cami, Orhan Bey tarafından yaptırılan Ulu Cami, Süleyman PaÅŸa Külliyesi, 1645′de YeniÅŸehirli Deli Hüseyin PaÅŸanın yaptırdığı Çifte Hamam, Yarhisar Köyü Orhan Cami ve Saat Kulesi görülmeye deÄŸer tarihi yapılardır
Mutlaka…..
Cumalıkısık’ı görmeden
UludaÄŸ’da kayak yapmadan
Külliyeleri ziyaret etmeden
Kaplıcalara uğramadan
İskender kebabı, Kemalpaşa tatlısı ve kestane şekeri yemeden
Bursa ipeği satın almadan
|
|
Ocak-24-2008
Filed Under ( Bursa) by admin
Bursa ve İznik erken Hıristiyanlık ve Osmanlı döneminin eÅŸsiz eserleri ile süslüdür. Türkiye’nin kış turizmi merkezi olan UludaÄŸ Kayak Merkezi Bursa’ya 40 dakika uzaklıktadır ve kış turizminin bütün olanaklarına sahiptir.
Marmara Denizi kıyıları uzun yıllardan beri bütün Türkiye’nin tercih ettiÄŸi tatil yöreleridir. UludaÄŸ Milli Parkı günübirlik turizm, kampçılık ve trekking için ideal bir ortamdır. UludaÄŸ etekleri özel araçları ve cip safari ile geziye çıkanlara sihirli güzelliklerini sunar. Pek çok keÅŸfedilecek yer arasında Bursa ilçelerinin tabii güzellikleri, çaÄŸlayanları, maÄŸaraları ve otantik Osmanlı köyleri yer alır.
Bursa kaplıcaları Roma Dönemi’nden beri kullanılan saÄŸlık merkezleridir. Bursa içinde Çekirge semti bir kaplıcalar merkezidir. Bursa ilçelerinin çoÄŸunda da kaplıcalar yılın her döneminde büyük raÄŸbet görür.
İznik ve Uluabat (Apolyont) gölleri yüzme, kano ve sörf gibi su sporları için ideal alanlardır. Bursa’yı tanımak için kent içinde en az iki gün konaklamak gerekir. Tabiat güzelliklerini tanımak tamamen arzuya baÄŸlıdır. İlk ve Orta çağın en önemli merkezlerinden biri olan İznik’e bir gün ayırmak gerekir.
Tadılmalı Ve Görülmeli
Kestane şekeri, yeşil medrese ve yeşil camii yöreye ait özelliklerden.
Şehitler Anıtı
Tophane´de Osman Gazi türbesinin yanındaki anıtın arkasında bulunuyor.
YeÅŸil Medrese
15. yy´da Mehmed Çelebi´nin emriyle yaptırılmıştır. Önceleri Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi olarak kullanılmış olan medrese, 1972 yılında Türk İslam Eserleri Müzesi olarak hizmet vermeye başlamıştır.
Bursa Ulucamii
Bursa´nın en büyük camisi olan Ulu Cami, 15.yy Osmanlı mimarisi. Yıldırım Bayezid Niğbolu zafer anısı olarak yaptırmış. Moğol istilasi sırasında Timur tarafından cami ahır haline getirilmişse de 1.Mehmet zamanında camii onarılmış ve bazı eklemeler yapılmış. Türkiye´nin en çok sayida kubbesi olan camiidir (20 adet).
Umurbey Camii
Kara Timurtaş Paşa´nın oğlu Umur Bey tarafından inşa ettirilmiş. Namazgâh Caddesi´nin güneyinde, Kapıcı Caddesi´nde bulunan caminin halen 13 adet yazıtı Türk İslâm Eserleri Müzesi´nde sergileniyor.
Muradiye Camii
Muradiye semtinde bulunan camii 15. yy´da 2. Murat zamanında inşa edilmiş. Duvarları taş ve tuğla karışımı. Renkli çinilerini Mecnun Mehmet Usta yapmış.
YeÅŸil Camii
Çelebi Mehmet tarafından 15. yy da yaptırılmış. 1863 yılında Fransız mimar Leon Pereuye tarafından onarılmış. Adını iç duvarlarındaki yeşil çinilerden almış.
18.Yüzyılevi
18. yüzyıl Osmanlı mimarisi. Günümüzde müze olarak kullanılıyor. 1949 yılında restore edilmiş.
İklim
Bursa´yı ziyaret etmek için en uygun zaman Mart-Aralık arasındaki dönem.
Etkinlikler
Bursa Kısa Film Günleri: Şubatın ikinci haftası
Bursa Edebiyat Günleri: Mart´in üçüncü haftası
Uluslararası Bursa Lale Festivali: Mayısın ilk haftası
Uluslararası Bursa Festivali ve Uluslararası Karagöz Halk Dansları Yarışması: 7 - 12 Temmuz
Avrupa Filmleri Gezici Festivali Bursa Ayağı : Ekim - Kasım ayları
Uluslararasi Bursa Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali: Kasım ayında
Uluslararası Bursa Karagöz Gölge ve Kukla Oyunları Festivali: Kasım ayında
|
|
Temmuz-15-2007
Filed Under ( Bursa) by admin
Osmanlı Başkenti
Bursa, Osmanlı’nın 1. BaÅŸkenti…
Osmanlılar’ın Hüdavendigar Vilayeti
1071 yılından sonra Anadolu’yu fethetmeye baÅŸlayan Selçuklular; bölgeye Asya’dan getirdikleri Türk boylarını yerleÅŸtirme çabalarına girdiler. Selçuklu İmparatorluÄŸu’nun zayıflayıp dağılmaya baÅŸlaması üzerine kurulan Anadolu beyliklerinden Osmanlı BeyliÄŸi, kısa zamanda geliÅŸip çevresindeki Tekfurlar’ın arazilerini de alarak güçlenip büyüdü.
Osmanlı BeyliÄŸi’nin kurucusu, 1258 yılında Söğüt kasabasında doÄŸan Osman Bey’di. 1299′da Bilecik, Yenikent, İnegöl ve İznik de BeyliÄŸin topraklarına katıldı. Altıyüz yılı aÅŸkın hüküm sürecek olan Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun temelleri atılmıştı. Osman Gazi’nin baÅŸarılarıyla Osmanlı BeyliÄŸi’nin güçlenmesi karşısında kuÅŸkulanmaya baÅŸlayan Bursa tekfuru Atranos, Bizans’tan dilediÄŸi yardımlara, Kestel ve Kite tekfurlarının güçlerini katarak 1301′de Koyunhisar’da Osmanlı ordusu ile çarpışmaya baÅŸladı. Savaşın galibi Osman Bey’in orduları oldu.
Artık Türkler’in hazırlıkları yavaÅŸ yavaÅŸ baÅŸlamıştı. Tekfurlar’ın bu olaydan sonra da birlik halinde çalıştıklarını gören Osman Bey, 1317 yılında kenti kuÅŸatmaya doÄŸru ilk adımı attı. Öncelikle deniz iliÅŸkisinin kesilmesi gerektiÄŸinden, Kaplıca tarafında bir kale yaptırıp, kardeÅŸinin oÄŸlu Ak Timur’u kumandan tayin etti. Osmarı Bey’in kölesi Balabancık da daÄŸ tarafına yapılan kaleden sorumluydu. Bu bölgelerden halkın kente giriÅŸ ve çıkışları engellenmiÅŸti. Atranos Beyce kalesini yıkan Türkler, Pınarbaşı’na karargahlarını kurdular. Osman Gazi kuÅŸatma için gerekenleri yaptıktan sonra kumandayı, oÄŸlu Orhan Bey’e devrederek Yenikent’e döndü.
KuÅŸatma sekiz yıl sürdü. Hastalıklarla boÄŸuÅŸmaya baÅŸlayan Osman Gazi’nin sefere gidip savaÅŸacak dermanı kalmamıştı. OÄŸlu Orhan Gazi’ye kenti ele geçirme emrini verdi. Orhan Gazi önce Evrenos Kalesi’ni aldı. Kale tekfuru daÄŸlara kaçtı. Artık hedef Bursa’ydı. Orhan Gazi, Bursa tekfuruna Mihal Bey’i gönderip, teslim olmasını istedi. Tekfur, Orhan Gazi’den bağışlanmasını isteyerek, kıymetli elbiseleri ile kırk bin altın gönderdi. Orhan Gazi babasının onayını aldıktan sonra, Tekfur’un ailesinin ve adamlarının kaleden ayrılıp Gemlik sahiline ulaÅŸabilmeleri için gerekli izni verdi. Tekfur ve beraberindekiler buradan bir gemiyle İstanbul’a doÄŸru yola çıktılar. 1326 yılında Bursa artık Türkler’indi.
Kentin alındığı haberi, hastalığı çok ÅŸiddetlenen Osman Gazi’ye ölüm yatağında ulaÅŸtırılabildi. Saltanatı Orhan Gazi’ye bırakan Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun ilk Sultanı yüzünde bir tebessümle yaÅŸama veda etti. Bursa’nın alınması Osmanlı BeyliÄŸi için bir dönüm noktası olmuÅŸtu. Dedesi ErtuÄŸrul Gazi’nin yaÅŸamını yitirdiÄŸi 1281 yılında doÄŸan Orhan bin Osman, artık Osmanlı sultanlarının ikincisiydi. Sultan’ın aÄŸabeyi birgün huzura çıkıp, saltanat için üç ÅŸey yapması gerektiÄŸini söyledi. İlki, adına sikke bastırmaktı. İkincisi diÄŸer insanlardan farklı kıyafetler giymek, üçüncüsü ise yaya askerine hazineden uIufe tayin etmekti. Önceleri sikke, Selçuklu sultanları adına bastırılırdı. 1328′de Orhan Gazi, adına sikke bastıran ilk Osmanlı Sultanı oldu. Kılık kıyafette de yenilikler yapıldı. Kırmızı ve siyah renklerde giysileri olan askerler, artık beyaz renkte üniformalar giymeye baÅŸladılar.
Bithynia, Roma ve Bizans’ı yaÅŸayan Bursa, 1335 yılında Osmanlı’ya ilk baÅŸkent oldu. Saltanatı yaklaşık 35 yıl süren Orhan Gazi, 1360 yılında yaÅŸama veda ederken, yerini oÄŸlu Murad’a bıraktı. 1326 yılında doÄŸan Sultan Murad han bin Orhan bin Osman Gazi, Osmanlı sultanlarının üçüncüsüydü. Hüdavendigar adıyla ünlenmiÅŸti.
1362′de Edirne kenti ele geçirildi. Murad-ı Hüdavendigar bir gece düşünde, ak sakallı, nur yüzlü bir kimseyle yarenlik ederken, o kiÅŸi ona Edirne’de bir saray yaptırmasını söylediÄŸinden, Edirne’de büyük bir saray inÅŸa ettirildi. Daha sonra baÅŸkentliÄŸi Edirne üstlendi. Sonraki yıllarda da Bursa önemini hiç yitirmedi.
1399′da Yıldırım Bayezid, su tedavisine çok önem verilen Bursa Darüşşifası’nı kurdu. 1402′de kente giren Timur orduları medrese, cami gibi binalara büyük zararlar verdiler ve kentte yangınlar çıkardılar. 1429′da veba salgını kenti kasıp kavurdu. 1482′de Cem Sultan Bursa’da 18 günlük sultanlığına baÅŸladığında kendi adına para da bastırmıştı. YetiÅŸen II. Bayezid ordularıyla çarpışmaya mecbur kalan Cem, kenti yenilmiÅŸ olarak terketti.
YAPILAR
Bursa üslubu
Osmanlı yapı sanatında, önce zaptedilen Bizans ülkelerinin mimarisine doÄŸru bir eÄŸilim gözlendi. Bu ülkeler, yeni sahiplerine aynı zamanda eski mimari tekniÄŸinde ustalaÅŸmış olan birçok duvarcı, oymacı ve zanaatçılar da vermiÅŸti. Bu yeni yapılar, Anadolu beyliklerinin anıtlarından farklıydılar. Ve Bursa üslubu böyle doÄŸdu. Bursa mimarisi İstanbul’un fethinden sonra da yaÅŸadı. Edirne ve İstanbul’daki ilk anıtların yapımında genellikle bu üslup kullanıldı. T biçimi plana uygun yapı tipi de 14. yy’da geliÅŸti ve Bursa’daki “selatin camileri”nin hemen tamamı bu plana uygun olarak inÅŸa edildi. Üst kısmından yüksek horizontal bir hatla baÄŸlanan “Bursa kemeri” ise, iki çeyrek daireden oluÅŸur, fazla bir taşıma gücüne sahip olmadığından daha çok dekoratif iÅŸlerde kullanılırdı.
Ulucami
Bursa Ulucami, ilk devir İslam mimarisinin payeler ve sütunlar üzerine düz çatı ile örtülü avlulu camiler gurubuna girer. 1399′da Yıldırım Bayezid tarafından mimar Ali Neccar’a yaptırılan Ulucami, 20 kubbe, iki büyük minareden oluÅŸan beyaz renkli heybetli bir camidir. Her biri dört köşeli 12 ayak üstünde duran hemen hemen birbirine eÅŸit kubbelerinden ortadakinin üstü camlıdır. Cami’de ünlü hattatlar tarafından yazılmış yüzdoksaniki adet sabit veya levha olarak yazı vardır.
YeÅŸil Camii
Bursa üslubu, YeÅŸil Cami ile baÅŸlamaktadır. YeÅŸil Camisi, Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1419′da mimar Vezir Hacı İvaz PaÅŸa’ya yaptırıldı. Çini ustası Mecnun Mehmed’dir. Ön yüzü, pencereleri, kapısı, kitabeleri, kapı tavanı mermer işçiliÄŸinin en güzel örneklerindendir. Bursa ve İznik’teki ilk camilerde, DoÄŸu sanatlarına özgü her türlü abartılı süslemelerden uzak, uyumlu ve sade bir tarz kullanıldı. Osmanlı süsleme sanatının düzenlemedeki güzelliÄŸi de giderek yeni ustalarını kazandırdı. Osmanlılar devrinde ilk nakkaÅŸ, 1423′de YeÅŸil Cami’nin bütün süslemelerini yaparak Ali İbn İlyas Ali adıyla tanındı.
Muradiye Camii
İkinci Murad’ın 1426-1428 yılları arasında yaptırdığı Muradiye Camisi, ters T planı ve bütün özellikleri ile Bursa mimari üslubunu taşır. 1855 yılında Bursa’ya büyük zarar veren depremde, Muradiye Camisi’nin de kubbeleri ve iki minaresi yıkıldı. 1902 yılında yeniden yapılırken, mihrab ve minberde günün modasına uygun olarak rokoko süslemeler kullanıldı.
Emir Sultan Camii
Emir Sultan Camisi’nin avlu revaklarında görülen ahÅŸap kaÅŸ kemerler, Bursa kemerinin en güzel örneklerindendir. İznik ve Bursa’da yapılan dört köşe pencerelerin etrafı çok defa mukarnaslarla iÅŸlenerek, üstüne Rumi motiflerle süslü alınlıklar yerleÅŸtirildi.
Sivil mimari
Orhan Bey’in Bursa’yı fethinden sonra geliÅŸen mimari tarzıyla yapılan deÄŸerli evlerde, süsleme hemen göze çarpardı. ÇoÄŸunun şömineleri vardı. Bu evlerin pencereleri yukarıda olup, alçı arasına renkli camlar yerleÅŸtirilir ve ahÅŸap bir çerçeve ile çevrilirlerdi. Bursa evlerinin belli baÅŸlı süslemesi, duvarlarda, tavanlarda ve dolap kapaklarında bulunurdu. Ondokuz ve yirminci yüzyılın ilk dönemlerinin ürünü sivil mimarlık örnekleri kentin çok zengin bir kültür mirasına sahip olmasını saÄŸladı.
YAÅžAMIN RENKLERÃŽ
Portreler Bursa göçleri en fazla yaÅŸayan kentlerden biri oldu. Nüfusunu tarihin geliÅŸimi içinde buraya göçen, farklı yerlerden gelen çeÅŸitli halklar ya da topluluklar renklendirdi. Orta Asya’dan Anadolu yarımadasına gelen Türkler de bir göç yoÄŸunluÄŸu yarattılar kentte. Göçler, 1530-1575 arasında kentin nüfusunu iki katına çıkardı.
OrtaçaÄŸ’dan kalma köylerde Rumlar yüzyıllardan beri yaÅŸamaktaydı. Mora’nın fethiyle Fatih döneminde de kente Rum göçmenler yerleÅŸtirildi.
İlk kez Orhan Bey zamanında Kütahya’daki Ermeniler buraya geldi. Fatih Sultan Mehmed tarafından 1461′de İstanbul’da kurulan Ermeni Patrikhanesi’ne Bursa Metropoliti Ovakim Patrik seçildi. Yahudi ve Rumlar’a tanınan yetkiler onlara da verildi. Süryani, HabeÅŸ ve Kıpti kiliseleri de bu PatrikliÄŸe baÄŸlandı. 19. yy. başından baÅŸlayarak DoÄŸu’da yaÅŸayan Ermeniler Bursa’ya yoÄŸun olarak göç ettiler. Bursa’daki Ermeniler’in çoÄŸunluÄŸu Setbaşı bölgesinde yaÅŸamaktaydı. Vali Hacı İzzet PaÅŸa’nın çıkardığı, yarı resmi sayılacak Bursa’nın ilk gazetesi Hüdavendigar’ın 82. sayısından baÅŸlayarak bir bölümü Ermenice olarak yayımlanmaya baÅŸladı. Bursa’da M.Ö. 79 yılında Yahudiler’in bir kolonisi olduÄŸu söylenmekle birlikte,kentte asıl güçlerini, Sultan Orhan’ın, Bursa’yı baÅŸkent yaptıktan sonra verdiÄŸi bir mahalle ve sinagog inÅŸa etme izni ile birlikte kazandılar. Yahudiler’in büyük bir bölümü, ticaret, terzilik ve bankerlikle uÄŸraşırken, bir bölümü de kuyumculuk yapmaktaydılar. 1877-1878 yıllarında yaÅŸanan Osmanlı-Rus Savaşı’nda iÅŸgale uÄŸrayan Rumeli ve Kafkasya’daki Müslümanlar’ın büyük bir çoÄŸunluÄŸu da Bursa’ya göç ettiler. Yalnızca Rusçuk’tan otuz bin göçmen geldi. Bu göçmenlerin çoÄŸu Gürcüler ve Tatarlar’dı. Kafkasya’dan gelenler Yıldırım, Kazan’dan gelenler Mollaarap, Kırım’dan gelenler ise Alacahırka’ya yerleÅŸtirildiler. Bursa’da çok eski tarihlerden beri Kıptiler de yaÅŸamaktaydı. Hıdırellez günü, UludaÄŸ eteklerindeki Kireç Ocakları bölgesine çıkıp eÄŸlenceler düzenlerler ve baÅŸkanları Çeribaşı’nı seçerlerdi. Kanberler ve Demirkapı mahallelerinde yaÅŸarlardı.
Yirminci yüzyılın başında, Bursa’da; Almanya, İngiltere, Avusturya-Macaristan, İspanya, İtalya, Fransa, Belçika, Yunanistan ve İran’ın konsoloslukları bulunmaktaydı. Yine aynı tarihlerde yapılan sayımda nüfusun % 9.84′ünü Rumlar, % 6.66’sını Ermeniler, %18′ini diÄŸerleri, geri kalan bölümünü Müslüman Türkler oluÅŸturmaktaydı.1903 yılında, Vilayet Genel Meclisi’nde, Müftü Ali Rıza Efendi ile birlikte, Rum Metropoliti, Ermeni BaÅŸpiskoposu Natalyan Efendi, Ermeni Katolik Murahhası ArÅŸoni Efendi, Piskopos Artin Efendi, Hahambaşı MoÅŸe Hayim Efendi de vardı. Bursa merkezde çalışan diplomalı hekimlerin 5′i Türk olup, toplam 19 kiÅŸiydiler. Toplamı 17 kiÅŸi olan eczacıların ise 4′ü Türk’tü.
Bursa’nın renklerinden biri de her yıl yapılan sümbül bayramı kutlamalarıydı. Kentin çevresini göz alabildiÄŸine saran sümbül bahçelerine halk hoşça bir zaman geçirmek için giderdi. Bu bahçeler, haftanın üç günü kadınlara, dört günü de erkeklere açık tutulurdu. Kentin bütününün sümbüle büründüğü 1869 yılının bir bahar günü, Bursalı kadınlar bahçelerden birinde ÅŸarkılar söyleyerek eÄŸlenirlerken, aralarına iki erkek girer. Konu Bursa Adliyesi’ne yansır. Sorguya çekilenler yabancı olduklarını, bu nedenle o gün çiçek bahçelerini gezmenin erkeklere yasak olduÄŸunu bilmediklerini söyleyerek kendilerini savunurlar. Gerekçeleri nedeniyle affedilirler ama olay Bursa Mahkeme-i Åžeriyesi’nin kayıtlarına geçer.
Bursa’nın çok eski yıllardan süzülüp gelen zengin yemek kültürünün içinde kuÅŸkusuz en ünlüsü kebaptır. 1836′da Bursa’yı gezmeye giden Helmut von Moltke, Türkiye Mektupları’nda kebabın lezzetinden ve ucuzluÄŸundan söz eder: “… Öğlen yemeÄŸimizi tam Türk tarzında, kebapçıda yedik; ellerimizi yıkadıktan sonra masa başına deÄŸil, masanın üzerine oturduk. Bu sırada bacaklarımı nereye koyacağımı bilemiyordum. Derken tahta bir tepsi üstünde kebap, yani ÅŸiÅŸte piÅŸirilmiÅŸ ve ekmek hamuruna sarılmış küçük koyun eti parçaları geldi. Çok lezzetli bir yemek bu. Bunun üstüne de bir tabak mükemmel tuzlu zeytin, bir helva, yani Türkler’in çok sevdiÄŸi tatlı ve bir çanak ÅŸerbet (içine bir parça buz atılmış, suda haÅŸlama üzüm). İştahı açık iki yiyici için topu topu 120 para yani 5 ÅŸilin tutarı bir yemek bu. ”
Sürgünler kenti
Ondokuzuncu yüzyıla gelindiğinde Bursa, eski başkentlik günlerini çok gerilerde bırakmış, güzel yapılarla oluşan sokak dokularının ve yeşilin her tonunun sahibi olan Bursa artık bir sürgünler kentine dönüşmüştü.
Mevlanazade Rıfat, uzun seneler yurt dışında yönetime karşı çalışmalarını sürdürdükten sonra, kaçarı olmadığını anlayarak, İstanbul’a gelip, polis müdüriyetine teslim olmuÅŸtu. Sıkıyönetim mahkemesinin hakkında daha önceden vermiÅŸ olduÄŸu karar hükmü gereÄŸince Bursa’da oturmaya mahkum edildi. Bu sürgün cezası ancak, Sultan II. Abdülhamid’in 27 Nisan 1909′da tahttan indirilmesi ve yerine 35. Osmanlı Sultanı olarak V. Mehmed ReÅŸad’ın geçirilmesiyle sona erecekti. Yeni Sultanın tahta çıkmasından sonra, herkesle beraber Mevlanazade Rıfat da affa kavuÅŸarak Bursa’dan İstanbul’a döndü.
1906-1909 yılları arasında Bursa’da valilik yapan Mehmet Tevfik Bey’in anılarında da baÅŸka sürgünlerin izlerine rastlamak mümkündür. Mehmet Tevfik Bey, Sultan Murad’ın kızlarından Fehime Sultan’la olan ahbaplıklarından söz ederken, dostluklarının önemli bir nedeni olarak, vaktiyle Bursa’ya sürülmüş olan ve Sultan’ın eski günlerinden tanıdığı üç kızkardeÅŸe yaptığı iyilikleri göstermektedir. Biri Sultan Abdülhamid’in, diÄŸeri ReÅŸad Efendi’nin saraylılarından olan, üçüncüsü ise bu iki kardeÅŸin ablaları olup, saray dışında yaÅŸayan üç kızkardeÅŸ kendilerine Bursa’da bir ev alınıncaya kadar vali Mehmet Tevfik Bey’in evinde ağırlanırlar.
Gazi Osman PaÅŸa’nın ikinci oÄŸlu Kemaleddin Bey’in sürgüne gönderilme hikayesi ise ibret vericidir. Kemaleddin Bey, Sultan II. Abdülhamid’in kızlarından Naime Sultan’la evlidir. Bir ara hastalanan Naime Sultan’a, eve gelen Dr. Hakkı Åžinasi PaÅŸa tedavi amacıyla “kakodilat” enjekte eder. Bu arada damat Kemaleddin Bey ile ilgili, karısı Sultanla birlikte oturdukları sarayın yanıbaşındaki diÄŸer sarayda yaÅŸayan Sultan Murad’ın en büyük kızı Hatice Sultanı sevmekte olduÄŸu ve onunla evlenebilmek için doktora talimat vererek hasta karısı Sultana zehir şırınga ettirdiÄŸine dair bir dedikodu yayılır ve hatta saraya jurnal verilir. Tıpta bunun bir ilaç olarak da kullanıldığı söylense bile Abdülhamid’i ikna etmek mümkün olmaz. Kemaleddin Bey karısından boÅŸatılarak Bursa’ya sürülür, Dr. Hakkı Åžinasi PaÅŸa da baÅŸka yerlere. Kemaleddin Bey, Bursa’da kendisi için kiralanmış bir evde yaÅŸamaya baÅŸlar, dışarı çıkması yasaktır. Hünkar yaverlerinden Mustafa PaÅŸa adında bir Mirlivanın denetimi altında PadiÅŸah tüfekçilerinden deÄŸiÅŸik rütbeli birkaç subay Kemaleddin Bey’in kontrol altında tutulması görevini üstlenirler. Hepsi birlikte aynı evde yaÅŸarlar. Bu ünlü mahpusla dışarıdan hiç kimse gidip görüşemez, irade olmadıkça vali bile gidip hatırını soramaz.
Yine Sultan Murad’ın vefatından sonra gözdelerinden biri ile sayıları bir hayli fazla olan kalfaları, kendilerine onar lira maaÅŸ baÄŸlanarak Bursa’da sürgüne gönderilmiÅŸler, her birine birer ev alınacağı söylenmiÅŸ, talib olanlarla evlendirilmeleri de irade edilmiÅŸti. Çok sayıdaki bu kadınların herbirine Bursa’da evler alınıp, teker teker yerleÅŸtirilmeleri zaman alacağından, geldiklerinde hepsinin bir arada oturmaları için iki konak tutulmuÅŸtu.
Vilayet mektupçusu ile Maarif Müdürü de Bursa’ya sürülmüş memurlardandı. Necmeddin Molla’nın aÄŸabeyi Ali Ata, bir gün BoÄŸaziçi vapurlarından birinde yolculuk ederken, yanında oturan tanımadığı adamın sigarasından kendi sigarasını yakmıştı. Kim olduÄŸunu bilmediÄŸi bu adamın veliahd ReÅŸad Efendi’nin adamlarından biri çıkması ve durumun jurnallenmesi ile o da Bursa’ya sürülenler kervanına katılmıştı.
Bütün bunlardan baÅŸka, o sıralarda Bursa’ya sürülmüş ünlü Fehim PaÅŸa ile birlikte merkezde ve çevrede daha baÅŸka sürgünler de vardı.
TİCARET ERBABI
Çarşılar
Bursa’nın fethinden sonra Orhan Gazi’nin yaptırdığı külliyenin içinde, kentin ilk bedesteni olan ve dokuma ürünleri satılan Emir Hanı vardı. Daha sonra bedesten Yıldırım Bayezid tarafından yapılan yeni yerine taşınınca, deÄŸiÅŸik esnafı barındıran diÄŸer çarşılar bu bedestenin etrafında yer aldılar. Hacı İvaz PaÅŸa Çarşısı’nda; keçeciler, Sipahi Çarşısı’nda; yorgancılar, Gelincik Çarşısı’nda; hallaçlar ve terziler, Atpazarı’nda; hayvan alım satım iÅŸleri ile uÄŸraÅŸanlar, Kapan Çarşısı’nda; meyva alım satımı yapanlar, Tahıl Pazarı’nda; kuruyemişçiler ve Tahıl Hanı yakınında da ünlü Bursa baçakçıları bulunurdu.
Uzunçarşı, Bitpazarı, Tahtakale, Tavukpazarı, Bakırcılar çarşıları ve Pirinç Hanı, Tuz Hanı, İpek Hanı, Koza Hanı Bursa’da ticaretin can damarlarıydılar.
Esnaf
Bursa’da her iÅŸ kolunda hizmet veren esnaf, kendilerini denetleyen, sıkı kontrol altında tutan örgütlere baÄŸlıydılar. Bu örgütler iÅŸinin ehli olmayanların dükkan açmasına izin vermezler, iÅŸinin ehli olan ustaların yarattıkları ürünlerin de baÅŸkaları tarafından kopya edilmesini engellerlerdi.
Esnafların işyeri açabilmeleri de uzun yıllara ve çıraklık, kalfalık ve ustalık aşamalarını geçmelerine bağlıydı. Büyük bir disiplinle yetiştirilen bu insanlar her yükselişlerinde onurlandırılırlardı. Çıraklar kalfalık hakkı kazandıklarında ustaları tarafından her sanatın kendi Kethüdasına, Yiğitbaşına ve diğer esnafa durum bildirilirdi. Davetliler kentin değişik mesire yerlerinde yemekli, şenlikli, güreşli eğlenceler düzenlerler, dualarla Yiğitbaşı çırağa peştemal bağlayarak kalfalık verirdi.
Bu kalfaların daha sonraki yıllarda ustalığa yükselmeleri yalnızca uzun yıllara ve büyük başarılara bağlı değildi. Her meslek gurubunun ustaları belli sayılarda olduğundan, yeni gelecek kalfaya yer bulunması gerekir, ancak bir usta öldüğünde veya işi kapattığında bu şans yakalanabilirdi. Açılan yere en kıdemli kalfa yine törenlerle usta olarak seçilirdi.
1833 yılında Konstanz Bey’in ve 1843 yılında Boduryan Efendi’nin ipek fabrikaları ile birlikte kentte yavaÅŸ yavaÅŸ endüstrileÅŸmeye doÄŸru bir geçiÅŸ yaÅŸanmaya baÅŸlandı.
İpek böcekçiliği
BaÄŸcılık, meyvacılık, maden suları, sütlü mamuller, Gemlik ve Mudanya’da zeytincilik gibi pek çok tarıma dayalı zenginliÄŸi olan Bursa, civarında yetiÅŸen dut aÄŸaçları nedeniyle de ipek böcekçiliÄŸi için biçilmiÅŸ kaftandı.
İpek, kumaÅŸ olana kadar üretimi büyük emek isteyen bir ticaret dalıydı. İpekçiliÄŸin, ön üretimi olan tohumculuk ve kozadan baÅŸlayarak, her aÅŸaması bir riskti. Nitekim, önce Fransa’da baÅŸ gösteren ve 1860′lı yıllarda da Bursa’ya kadar ulaÅŸan Karataban hastalığı kent ve etraf böceklerini kaplamış ve ürün günden güne azalmıştı. Bu felaket, ipekböcekçiliÄŸi yapanları zor duruma düşürmüş, pek çok bölgede dut aÄŸaçları sökülmeye baÅŸlanmıştı. Hemen arkasından çarenin Fransa’da bulunduÄŸu haberleri geldi ve hastalıksız tohumlar getirildi. Böylece bir müddet bu dert geçiÅŸtirildi. Daha sonrasında ise, bu tohumlarında hastalıklı oldukları anlaşıldı.
2 Nisan 1888 tarihinde Åžehreküstü mahallesinde Kazaz Ahmet Muhtar Efendi’nin evi kiralanarak o zamanki adıyla Harir Darüttalimi adı verilen mektep açıldı. 1889 yılında ilk mezunlarını verdi. Mektep, daha geniÅŸ olan Setbaşı semtinde Burdurizade Osman Efendi’nin evine nakledildi. 1894 yılında Maksem civarında inÅŸa edilen binaya taşınarak adı İpek BöcekçiliÄŸi Enstitüsü oldu. Enstitü’nün idaresine getirilen Torkumyan Efendi, Pastör usulü tohum üretimi konusunda Bursa’da baÅŸarılı hizmetler görerek, çok sayıda öğrenci yetiÅŸtirdi.
Atkılı tezgahlarda dokuma
Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda dokumacılık merkezi olarak ilk akla gelen yer Bursa idi. 1850′lerin başında bu kentte buhar ve su gücü ile çalışan Avrupa’daki benzerleri gibi kurulmuÅŸ 14 ipek fabrikası vardı. Aynı cinsten Mudanya’da da iki fabrika vardı. Bursa’da tül iÅŸleyen, saf ve karışık ipek dokuyan 150-200 kadar tezgah çalışmaktaydı.
Bursa kumaşları üretiminde kullanılan atkılı tezgahlar çok basitti. Dikdörtgen bir çerçeve, bu çerçevenin üstünde iplikleri geren ve altında kumaşı saran iki merdane. Sırasıyla harekete geçen iplikleri dengeleyen ve gergin durmasını sağlayan kurşundan ağırlıklar. İpliklerin arasından geçen mekik. Bunları hareket ettirebilecek tezgah başındaki zanaatkar tarafından kullanılan bir pedal. Ağırlıklar hariç herşey ahşap.
Bursa, Bilecik ve Üsküdar’da çatma diye adlandırılan bir cins kadife kumaÅŸ dokunurdu. Bursa’da dokunan yünlü kumaÅŸların, ipekli kumaÅŸların ve diba adı verilen sırmalı ipek kumaÅŸların, her cins kadifenin ünü dünyaya yayılmıştı. Dokumalarıyla namlı olan Çin bile Bursa’dan kumaÅŸ satın almış; Macaristan, Polonya, İtalya ve Balkan ülkelerinin pazarları Bursa kumaÅŸlarıyla dolmuÅŸtu. 16. yy’da Bursa tezgahlarında dokunan kumaÅŸlar ve kadifeler her yerde aranıyor, olaÄŸanüstü bir zenginlikte dokunan dibalar, kadifeler, canfesler padiÅŸahlara, ÅŸehzadelere yapılan elbiselerde kullanılıyordu. Burada dokuma ustaları lonca halinde teÅŸkilatlanmışlardı. Dokumalar satışa çıkarılmadan önce ciddi bir kontrolden geçirilir, her kumaÅŸ damgalanırdı. Aranılan niteliklere sahip olmayan kumaÅŸlara ise devlet el koyardı. Her atölye belli bir kumaÅŸ türünde ustalaÅŸmıştı. Yabancı ülkelerden getirilen pamuk ipliÄŸi de ciddi ve sıkı bir incelemeden geçirilirdi. Pamuk ipliÄŸi her cumartesi günü Ulucami’nin avlusunda kurulan pazarda, ipek kozaları ise Koza Hanı’nda satılırdı.
18. yy’da baÅŸlayan yabancı rekabeti tezgah sahiplerini daha ucuz kumaÅŸ üretimine zorladığından, Bursa’nın eski dokumaları ve kumaÅŸları giderek iyi vasıflarını kaybetti.
OKULLAR
Misyoner okulu
1834 yılının Ekim ayında, Amerikalı misyonerler önce İstanbul Pera’da bir erkek lisesi açmışlardı. Burası merkez olarak ele alınıp, 1839 yılına kadar, İzmir, Bursa ve Trabzon’da da okullar açıldı. Ders programları Batı’daki okulların programlarına uygun olan bu okullar kısa sürede kendini kabul ettirdi. Bursa’daki Amerikan Kız Okulu’nda 70 öğrenci okuyordu. Okulun 1893 yılı ders programında birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıflarda okutulan dersler; Rumca veya Ermenice, aritmetik (Rumca veya Ermenice), coÄŸrafya (Rumca veya Ermenice), İngilizce, geometri, botanik (İngilizce), fizik, astronomi (İngilizce) ve tarih (İngilizce)’di.
Işıklar Askeri Lisesi
Okul 1845′de, Sultan Abdülmecid’in buyruÄŸu ile bugünkü Heykel Meydanı’nın bulunduÄŸu yerde kurulmuÅŸtu. Daha sonra Işıklar semtinde, alt katı kâgir, üst katı ahÅŸap olarak inÅŸa edilen bina, 10 Haziran 1892′de, Vali Münir PaÅŸa tarafından açıldı. 1894′de bu yapılara ikinci bina da eklenerek 500 öğrenci alacak duruma getirildi. 1911′de hastane kısmı da eklendi. İşgalde Yunan askerleri tarafından ahır olarak kullanılan bina, 11 Aralık 1922′de Askeri İdadi adı ile yeniden açıldı. Adını bulunduÄŸu bölge olan Bursa’nın en eski mahallelerinden birinden alarak, Işıklar Askeri Lisesi diye bilindi. Bir tepe üzerinde kurulu semtin adının ise, önceleri Aşıklar Tepesi olduÄŸu, giderek Işıklar’a dönüştüğü söylenmektedir.
Hamidiye Senayi Mektebi
10 nisan 1869 günü Filibos mahallesinde TürkmenoÄŸlu Konağı’nda Senayi Mektebi açıldı. Islahhane adı ile çaÄŸrılan bu okulda önceleri yalnızca dokumacılık öğretildi. İlk üretim olarak jandarmalar için elbiselik kumaÅŸ dokundu. Daha sonra kunduracılığın öğretilmesi için İstanbul’dan öğretim görevlileri ile birlikte yeni aletler getirildi. Giderek çalışmaları ile dikkat çekmeye baÅŸlayan Hamidiye Senayi Mektebi’nin ders programlarına 1900′lü yıllardan sonra Fransızca ve musiki dersleri de eklendi ve okulda bir bando kuruldu. 1906 yılında ise Hükümet Caddesi’nde okulun bir satış maÄŸazası açıldı. Okulu geliÅŸtirmek için neredeyse tüm Bursa halkı seferber oldu. Piyango tertip edildi ve Atıcılar mevkisinde düzenlenecek hayvan pazarından alınacak pazar resmi okula bırakıldı. 1906 yılında Bursalı Necip ve İstanbullu Mirat Efendiler, Avrupa’da imal ettirdikleri sigara kağıtlarını Hamidiye Senayi Mektebi Sigara Kağıdı adı altında satmak için ruhsat aldılar. Bu satışın tüm geliri de mektebe bırakılacaktı. Mektep ilk açıldığı konakta iki yıl kaldıktan sonra Tophane semtine taşındı.
Mülkiye İdadisi
1885′de Mülkiye İdadisi adıyla bir erkek lisesi kuruldu. 1888 Temmuzu’nda dördüncü sınıftan beÅŸ efendi mezun verdi. Bu dört sınıflık okul 1890-1891 ders yılı sonuna kadar devam etti. 1891-1892 ders yılında yedi sınıflı oldu. 1901-1904 seneleri arasında kimyahane, yatakhane, yemekhane, teneffüshane bölümleri yapıldı ve 1906 yılında da hamam kısmı tamamlandı. 1909′dan sonra adı Mektebi Sultani oldu.
Ziraat Mektebi
Vali Mahmut Celaleddin PaÅŸa tarafından, tarım konusunda bilgili elemanlar yetiÅŸtirmek üzere, 1891 yılının Mart ayında Hamitler Köyü Topal Mehmet AÄŸa’nın arazisinde Hüdavendigar Numune ÇiftliÄŸi Ziraat Mektebi 20 öğrenci ile öğretime baÅŸladı. Bu tarihten sonra okuldan uzun yıllar yaklaşık her yıl tatbiki eÄŸitim alan 15 öğrenci mezun oldu.
1904 yılında, Mülkiye İdadisi’nde 325, Hamidiye Senayi Mektebifıde 150, Ziraat Mektebı’ nde 78 öğrenci okumaktaydı. 1905′de Hamidiye Medresesi Muallimini adı ile bir okul açıldı. Daha sonra okul Darülmuallimin adını aldı.
KAPLICALAR
Roma’dan Bizans’a
Bursa’da ilk hamamın Romalılar döneminde yapıldığı, Romalılar’ın ilk Bursa valisi Plinius tarafından yazılan bir mektuptan anlaşılmaktadır. DoÄŸu Roma imparatorlarından I. Jüstinyen zamanında da Bursa imar edilirken Pythia’daki (Çekirge) sıcak su kaynakları halkın kullanımına açıldı. Bu bölgedeki hamamlar Bizanslılar döneminde daha da önem kazandılar.
Osmanlı geleneğinde kaplıcalar
Evliya Çelebi Bursa’nın sudan ibaret olduÄŸunu söyler. Osmanlılar döneminde Bursa’nın ilk kaplıca inÅŸaatı, Jüstinyen’in iki kubbeli hamamına, Muradı Hüdavendigar’ın 1511′de iki kubbe daha ilave ettirmesiyle baÅŸladı. Saray erkanından, İstanbul’daki tanınmış kiÅŸilerden ve büyükelçilerden, seyahate çıkmış yabancı prenslere, yabancı alim ve yazarlardan, devlet adamlarına kadar pek çok kiÅŸi bu ÅŸifalı sulardan nasiplerini almak üzere Bursa’ya gelirlerdi. Bursa valisi Mehmet Tevfik Bey kaplıcalara gelen, Alman İmparaton.ı II. Wilhelm’in eÅŸi Augusta’nın erkek kardeÅŸi Duc de Holstein ve eÅŸini 6 Mayıs 1906′da, Bonapart ailesinden Prens Victor Napoleon’u 7 Haziran 1908′de, Carl Eduard Saxe Cobour dük ve düşesini de 4 Temmuz 1908′de ağırladı.
Soyunma yeri olarak bir giriş salonu veya camekân, bir soğukluk, bir de asıl yıkanılan yer halvet kısmından oluşan Bursa kaplıcası, Arif in divanında:
Girenler içinde kalur
Suyun dökünse can bulur
Nicelere derman olur
Kaplucası Bursa’nın diye tanımlanır.
Helmut von Moltke’nin Türkiye’den babasına yazdığı bir mektupda ise aynen şöyledir: “Türk hamamlarının keyfini sana evvelce yazmıştım. Bursa’dakiler suni deÄŸil, tabiattan öyle sıcaktır ki insanın büyük, dupduru havuza girince haÅŸlanmadan dışarı çıkabileceÄŸine önceden inanmayacağı gelir. GirdiÄŸimiz hamamın terasının harikulade güzel bir seyri vardı ve öyle rahattı ki insan bir türlü ayrılmak istemiyordu.”
YOLLAR
Marmara’ya kucak açan kıyılar
19. yy’da Hüdavendigar vilayetinin merkezi Bursa’ydı. Merkeze; Balıkesir, Karahisar-ı Sahip, Kütahya kazaları ve Gemlik, Pazarköy, Mudanya, Yalova, Karamürsel, Tirilye, Bilecik, Lefke, Gölpazarı, Söğüd, Mihaliç, Kirmasti, İnegöl, Yarhisar, Yenikent, İznik, Pazarcık sancakları baÄŸlıydı.
Bu kadar geniÅŸ topraklara sahip vilayetin Marmara Denizine ulaÅŸtığı önemli üç iskelesi vardı. Gemlik, Samanlı daÄŸlarının denize doÄŸru uzanarak Bozburun’u oluÅŸturduÄŸu yerden baÅŸlayan körfezin sonunda olup, evveldenberi tersaneleriyle ünlüydü. Gemlik’in poyraza kapalı bulunan limanı gemiler için sığınma yeriydi. Daha Kuzey’de bir iskele olan Yalova, karayolu ulaşımının zorluÄŸu açısından pek kullanışlı deÄŸildi. En çok kullanılan iskele ise, Bursa Ovası’nın Marmara Denizi’ne açıldığı bir kapı olan, dutluk, zeytinlik ve baÄŸlarla kaplı bölge Mudanya’ydı. Adı, Evliya Çelebi’ye göre Konstantiniyye tekfurunun kızı Mudanya’dan gelmekteydi.
1850′li yıllarda, sakin bir havada İstanbul’dan sekiz saat süren bir yolculuktan sonra Mudanya’ya varılırdı. Poyrazın sert estiÄŸi günlerde ise, Bozburun’un önünde kabaran dalgalar bu seferleri yapan küçük gemilerin körfezin giriÅŸinde sabahlamalarını gerektirir, Mudanya’ya ancak ertesi gün varılabilirdi.
Karayolu
Mudanya’ya gemiyle gelen kiÅŸinin, karaya ayak bastıktan sonra yalnızca atla Bursa’ya ulaÅŸabilmesi mümkündü. Etrafı baÄŸlık bahçelik verimli bir kara parçası olan yol boyunca, uzun bir zaman Marmara Denizi’nin çekici manzaraları, denizi çevreleyen tepeler görülürdü. YumuÅŸak bir eÄŸimden sonra deniz manzaraları biter, bu defa da ileride servi aÄŸaçlarıyla dolu bir ovadan yükselen kent görünürdü. Olympos’un ormanlarla kaplı dik yamaçları üzerinde can bulan bu kentte yüzden fazla beyaz minare ve yuvarlak kubbe göze çarpardı.
Bursa’ya iyice yaklaşıldığında bir köprüye ve Nilüfer Irmağı’na ulaşılırdı. Bu ırmak, koyu renk yapraklı dev gibi ceviz aÄŸaçlarının, açık yeÅŸil çınarların, zengin çayırlıklar ve dutlukların arasından kıvrıla kıvrıla akardı. Bursa’ya yaklaÅŸan her adım birbirinden daha çekici yeÅŸil sürprizler sunardı.
Demiryolu
Osmanlı yöneticilerinin demiryoluna verdikleri önem 19. yüzyılın ikinci yarısında iyice artmıştı. Sultan Abdülaziz, 1871 yılında demiryolu ile ilgili bir irade yayımlattı. GerçekleÅŸtirilmesi düşünülen ana hat İstanbul-BaÄŸdat arasındaydı. Kurulan Asya Osmanlı Demiryolları’nın başına da Alman mühendis Wilhelm von Pressel getirildi. Pressel’in projesi HaydarpaÅŸa’dan baÅŸlıyor, bu ağın içinde Bursa-Mudanya hattı da yerini alıyordu. Mudanya’dan Bursa’ya doÄŸru raylar döşenmeye baÅŸlandı. Bu hat, 1874 yılında bitirilebildi. Bursa’ya ulaÅŸabilmek için 185.000 Osmanlı Lirası (4 200 000 Frank) masraf yapılmış ancak demiryolunun iÅŸletmeye açılması mümkün olamamıştı. Proje bir müddet için rafa kaldırıldı. Yarım kalan hattın inÅŸasına 17 yıl sonra baÅŸlanabildi. İmtiyazı almış olan M. Nagelmakers, Bursa- Mudanya Osmanlı Demiryolları, Åžirketi’ni kurarak hattı 1892 yılında hizmete açtı.
Bu yeni yolculuk biçimi ile Mudanya’dan kalkan tren iki saatte Bursa Acemler istasyonuna varırdı. Bu demiryolunu iÅŸleten yabancı ÅŸirket olduÄŸundan, tarifeler de alafranga saate göre yapılırdı. Bu durum karışıklıklara neden olduÄŸundan 5 Eylül 1892′de ÅŸirket tarafından çıkarılan bir yazı ile halk uyarılarak alafranga saate göre yolcuların kendilerini ayarlaması istendiyse de genel istek üzerine sonradan alaturka saate çevrildi.
anahtar kelimeler: bursa Tatil Yerleri,bursa otelleri,bursa ucuz otelleri,bursa ucuz pansiyonları,bursa pansiyonları,bursa restaurantları,bursa gezilecek yerleri,bursa tarihi,bursa resimleri,bursa araba kiralama,bursa ucuz tatil,bursa hotelleri,bursa ucuz hotelleri,bursa ulaşım,bursa kalacak yerler,bursa haritası,bursa ilçeleri
|
|
Temmuz-15-2007
Filed Under ( Bursa) by admin
Nasıl gidilir ?
ÖZEL ARAÇ
Yola İstanbul’dan özel araçla çıkanlar, otoyolu kullanarak, BayramoÄŸlu - Darıca sapağından Eskihisar iskelesine gelebilirler. Dolunca kalkan feribotlar, yaklaşık 40 dakikada Topçular İskelesi’ne yaklaşıyor.
Yolava yolunda Bursa’ya ve kente girmeden , saÄŸdan ayrılan çerv yoluyla Çanakkale yolunun 35. kilometresinde Uluabat Gölü kıyısında yer alan Gölyazı Köyü sapağına ulaÅŸabilirler. Göle paralel uzanan sahil yolu, 7 kilometre devam ediyor.
Mustafa Bilgeç’e ait KuÅŸ Cenneti’ne gidebilmek için Bursa’dan 45 kilometre uzaklıkta bulunan ÇiÄŸdem ÇeÅŸme Mevkii’ne gelip, kuÅŸ cenneti tabelasını gösteren dar patika yolu, takip etmek gerekiyor.
Nerede kalınır ?
Uluabat Gölü, Gölyazı Köyü ve KuÅŸ Cenneti’nde günübirlik kullanım amaçlı konaklama tesisi bulunmuyor. Ancak , 30 - 40 kilometre uzaklıktaki Bursa’da veya çok daha yakındaki Karacabey’de birçok alternatif var. Bursa’da hafta sonunu termal kaplıcalı bir otelde geçirmeyi arzu edenler, Çekirge Bölgesi’ndeki otellere önceden rezarvasyon yaptırmalılar.
Burada, Çelik Palas, Kervansaray Termal Otel, Anatollia Oteli, Termal Otel Gönlü Ferah, Yıldız Termal Otel, Atlas Termal Otel, Huzur Termal Otel gibi oteller yer alıyor.
Ne yenir ?
Uluabat Gölü’nün su ürünleri oldukça ünlü. Kerevit, sazan, turna, yayın, hemen hemen her gün göl içindeki canlı balık yaÅŸatma havuzlarından veya köy meydanında yapılan balık mezatından satın alınabiliyor.
KuÅŸ cennetinde piknik yapmayı amaçladıysanız, Mustafa Bilgiç’e önceden telefon ederek sipariÅŸ verebilirsiniz. Beraberinizde getirebilecekleriniz ile çimler üzerindeki masanızda yemeklerinizi yiyebilir, küçük lokantada hazırlanan çiÄŸ böreklerden ve tavÅŸan kanı demli çaydan, meÅŸrubatlardan içebilirsiniz.
Bursa’dan geçenler için tarihi İskender Kebap bir baÅŸka seçenek.
Kestane ÅŸekeri sevenlere de Kafkas Pastanesi’ne uÄŸramalarını öneririz.
Alışveriş
Uluabat Gölü gezinizde alacaklarınız arasında en önemlisi, KuÅŸ Cenneti’nden bir çift tavus kuÅŸu alma fırsatı. Aancak bunun için çiftliÄŸin sahibi olan Mustafa Bilgiç’i bahçe içinde, geniÅŸ bir evde oturduÄŸunuza ikna etmeniz gerekiyor. Bunu baÅŸarırsanız, kendi bahçenizde de dünyalar güzeli tavus kuÅŸuna sahip olma ÅŸansınız var.
Bölgede ayrıca köy meydanında yapılan mezatta satılan sazan ve turna balıklarını da alabilirsiniz.
İstanbul’dan gidiyorsanız, Bursa giriÅŸinde bulunan satış merkezlerinden havlu, tekstil ürünleri, Bursa’ya özgü kestane ÅŸekeri, gibi ürünleri de alma imkanınız var.
Mevsimine göre yol kenarında kurulan seyyar tezgahlarda da soğan, patates, kabak, sebze meyveleri de alabilirsiniz.
İlginç yerler
Bursa yakınlarında tarihle doÄŸanın birlikte yaÅŸandığı ve bir çeÅŸit kuÅŸ cenneti olan Uluabat gölü, görenleri kendine hayran bırakacak kadar güzel bir durak…
Rüzgarlı havalarda iki metreyi geçmeyen derinliği nedeniyle bulanık görünen gölde, yayın, turna,sazan gibi balıklar ve su kerevitleri yaşıyor.
Su ürünleri bu kadar çeÅŸitli ve bol olunca, balıkçıl birçok kuÅŸu türü de yemlenmek ve yavrulamak amacıyla göç yollarında konaklamak amacıyla, Uluabat Gölü’nü seçiyor.
Bu mevsim göçmen kuşlar, bölgeyi terketse, kalanlar tüylerini dökse de, kuş cennetinde sürekli olarak yaşayan diğer türler görmeye değer güzellikte.
GÖLYAZI KÖYÜ
Uluabat Gölü’nü gezmeye, kıyısına kurulmuÅŸ Gölyazı Köyü’nden baÅŸlıyoruz. Kıyıya yakın adanın sazlık sahil baÄŸlantısı bir köprü ile saÄŸlanmış. AÄŸaçlar ilkbaharda yükselen sular nedeniyle yarı bellerine kadar sular içinde. Evler nostaljik özelliklerini hala konuyor. Gölün kıyısı, aÄŸlarını, kerevit sepetlerini eÅŸleriyle beraber onaran balıkçılarla dolu.
Kahve ile caminin de bulunduğu köy meydanında, anıt bir çınar ağacı yer alıyor. 450 yıllık ilginç gövdeli anıt çınardan devam ederek, arnavut kaldırımlı, dar sokaklardan ilerleyip, tarihi kent duvarları arasında yürüyüş yaparken, önünüzden kaçan tavuklar, sularda yüzen ördekler, renk renk kayıkların durgun suya vuran yansımaları, fotoğraf ve resim sanatına gönül verenler için eşsiz kompozisyon oluşturuyor.
Gölün ve köyün tarihi çok eskilere dayanıyor. Antik çaÄŸda Apolyont olan Gölyazı Köyü’nün yerinde ve adalar üzerinde kurulan Lapedium kentinin günümüze kadar gelen kalıntıları, kentin görkemi ve güzelliÄŸi hakkında fikir sahibi olunacak güzellikte. Henüz kazı çalışmasının yapılmadığı, tümüyle sit alanı olan bölgede göl çevresinde, antik yollar, nekropol, Apollo Tapınağı, dış kale, kilise, iç kale, kilise temeli, Simitçi kale ve köy giriÅŸinde solunuzda yer alan çatısı ve iç bölüm duvarları çökük, kapısız St. Constantinus Manastırı görülebilir.
KUŞ CENNETİ
Manyas - Uluabat - Dalyan üçgeni içinde dolaÅŸan göçmen kuÅŸlar, yavrulama mevsiminde, Manyas’ta konaklıyor. Beslenme ihtiyacını da Uluabat Gölü’nden karşılıyor.Göç sırasında Manyas’a gidecek kuÅŸların ilk durakları yine Uluabat Gölü oluyor. Uzun yoldan yorgun ve zayıf gelen kuÅŸlar, mola sırasında dinlenip, güç topluyorlar. Bölgedeki kuÅŸ türleri, yasak avlardan ne derece korunabilirse, Manyas’taki kuÅŸ zenginliÄŸi de o kadar fazla oluyor.
Uluabat Gölü’nde ilkbahardan baÅŸlayıp, susmak bilmeyen kuÅŸların korosuna, kurbaÄŸalar da eÅŸlik edince, doÄŸanın gerçek sesini duymak mümkün olabiliyor.
Bölgede göçmen kuÅŸlar olsa da olmasa da gidilebilecek önemli yerlerden biri de, Bursa - Çanakkale yolunun 45. kilometresinde yer alan, ÇiÄŸdem ÇeÅŸme Mevkii’nde Mustafa Bilgiç’e ait, KuÅŸ Cenneti…
Başta tavuskuşları olmak üzere, birçok kuş çeşidinin barındığı çiftlikte, kuşlar kadar ağaç türleri de ilgi çekiyor.
10 dönüm arazi üzerinde kurulu çiftlikte, Mustafa Bilgiç tavuskuşu üretiyor. Besleyecek imkanı olanlara, yeni doğan tavuskuşlarının satışını yapıyor.Tüy dökme mevsimini yaşayan kuşların başları çıplak kalıyor. Ancak tüylerin de baş müşterileri, bu tüyleri aksesuar olarak kullanan Parisli modacılar.
Tavuskuşları ilkbahar aylarında kendi pistlerinde, teraslarında, eşlerinin dikkatini çekmek için kanat tüylerini sallayarak çeşitli sesler çıkararak dans ediyorlar.
Yelpaze biçimi açtıkları tüyleri ile podyumlarında yürüyen tavuskuşlarının sesleri pek güzel olmasa da, bu görüntüler arasında piknik yapan ziyaretçiler arasında hayranlık uyandırıyor.
Çiftlik, kafeslerde bulunan sülün, keklik, gümüş kuşları, paçalı tavuklar, takla güvercinleri, altın renkli tüyleri ile Zümrüt-ü Anka kuşarın canlı görme imkanı sağlıyor.
Aynı yerde geometrik biçimde budanmış mavi selvi, limoni selvi, ladin, sedir ağaçları görülebiliyor.
Zaman zaman kuş bilimcilerinin inceleme yaptığı çiftlikte, çocuklar için salıncak ve çeşitli oyun aletleri bulunuyor.
anahtar kelimeler: Bursa Tatil Yerleri,Bursa otelleri,Bursa ucuz otelleri,Bursa ucuz pansiyonları,Bursa pansiyonları,Bursa restaurantları,Bursa gezilecek yerleri,Bursa tarihi,Bursa resimleri,Bursa araba kiralama,Bursa ucuz tatil,Bursa hotelleri,Bursa ucuz hotelleri,Bursa ulaşım,Bursa kalacak yerler,Bursa haritası,Bursa ilçeleri
|
|
Temmuz-15-2007
Filed Under ( Bursa) by admin
Yılın her mevsiminde, farklı bir hafta sonu yaÅŸayabileceÄŸiniz tatil beldesi Tirilye’nin yeni ismi Zeytinbağı.. Birinci derece sit alanı olan antik kentte, ilk dikkatimizi çeken kırmızı kiremitlerle kaplı, tek çatı gibi görünen mimari doku.
İtalyan sahil kasabalarını anımsatan özelliği içinde, daracık sokaklarda dolaşırken, bir çok tarihi esere ve birbirinden estetik yapıya rastlayacaksınız.
Nasıl gidilir ?
Mudanya ve Tirilye gezinize özel araçlarla İstanbul’dan çıkıyorsanız, otobanı kullanın. BayramoÄŸlu - Darıca sapağından otobandan çıkın. Körfezi dolaÅŸmadan gitmek isterseniz, Eskihisar’dan dolunca kalkan arabalı vapurlara binin.Topçular İskelesi’ne geçin. Yalova üzerinden Bursa yoluna çıkın.
Gemlik’ten sonra rampanın sağında yer alan KurÅŸunlu sapağı ile, sahile paralel Armutlu siluetine bakarak, güzel manzaralı, aynı zamanda kestirme, biraz virajlı asfalt yoldan, Mudanya ve Tirilye’ye ulaÅŸabilirsiniz.
Bursa - Çanakkale yoluyla Mudanya’ya gelen yol, rahat ve geniÅŸ. Balıkesir- Karacabey üzerinden gelenler için bir kestirme yol ise, Uluabat Gölü - KaraaÄŸaç civarı, TaÅŸpınar üzerinden olabilir.
Zeytin aÄŸaçları ile kaplı yemyeÅŸil bitki örtüsü arasında, ulaşılan bu yolu, daha çok hafta sonu İzmir’den Tirilye’ye balık yemeye gelenler kullanıyor.
Nerede kalınır ?
Sit alanı olan Tirilye’de otel, motel türü konaklama tesisi yok. Bazı eski evleri pansiyon olarak kiralamak mümkün. Bu konuda Tirilye Belediye BaÅŸkanı Feridun Düvenci, köye ziyarete gelenlere yardımcı oluyor.
Aynı konuda liman restorandan Ali Sarı ile kontak kurabilirsiniz.
Konforlu bir konaklama isterseniz, bir zamanlar Mudanya’nın tarihi Gar binasının restorasyonu ile kazanılan Otel Montana tam size göre… 1849 yılında inÅŸa edilen tren istasyonu, 1951′de kullanıma kapanmış.Üç yıl süren restorasyon çalışmaları sonucu, binanın özgün kimliÄŸi korunarak, hizmete açılmış. Alakart restoranı, havuzu, cafe, bar salonları ile dördü suit, 42 odasıyla hizmet veriyor.
Ne yenir ?
Tirilye’de sahil lokantalarında deniz ürünlerini taze olarak yiyebilirsiniz. Fakat sofranıza ilk gelen bölgenin meÅŸhur Tirilye zeytini.
Yemek siparişleriniz hazırlanıncaya kadar altın sarısı renkli, has zeytinyağı içinde yüzen kekikli zeytin, ekmek banacak kadar çekici, damakta tad bırakacak kadar lezzetli.
Leblebi gibi yenen zeytinler, zamanında Roma İmparatorluÄŸu’na satılıyormuÅŸ. Günümüzde Tirilye’nin ihraç malı olmuÅŸ. Sızma yaÄŸ ise asidi yüksek ama, doÄŸal özellik taşıyor.
Zeytinler deÄŸirmen taşında kırılıyor. Preste eziliyor. Elde edilen tortulu yaÄŸ kazanlarda dinlendiriliyor. Doktorların tavsiye ettiÄŸi, kalbe, mideye, kireçlenmeye iyi geldiÄŸi söylenen Tirilye’nin çok kireçli suyu. Yöre halkı, “çaydanlık bile iki günde kireç baÄŸlar. Fakat bölgede kireçlenme ve kalp hastalığına rastlanmaz” diyorlar.
Bölgede yenilebilecek en önemli gıda ürünü tabii ki deniz ürünleri. Bölgenin yerli balıkları tekir, pisi, dil, mezgit, kalkan, kırlangıç, sardalye. Sahil boyunda yer alan Liman Restoran, bu ürünleri taze ve iyi pişmiş olarak bulabileceğiniz yerlerin başında geliyor. Restoranı Ali Sarı ve Murat Kara işletiyor. Deniz ürünü üzerinde çalışan restorantta, yemekler arasında güveç şiş ve buğulama gibi çeşitler bulunuyor. İsterseniz size, yiyebileceğiniz bazı deniz ürünlerinin tariflerini de verelim.
KIRLANGIÇ BALIÄžI KILÇIKSIZ…
Ayıklanan balıklar domates, defne yaprağı, sarmısak, limon ile beraber şişlere dizilerek pişiriliyor. Hazır sosa yatırılmış kırlangıç şişin, porsiyonu mevsime göre değişiyor.
BEYAZ BUÄžULAMA
Levrek, kırlangıç, karagöz gibi balık çeşitleriden sütlü limonlu, sebzeli, salçasız olarak özel terbiye edilmiş, sosla hazırlanan malzeme, beyaz buğulama adıyla servise sunuluyor.
KARİDES GÜVEÇ
Domates, yeşil biber, mantar, maydonoz, baharat, tereyağ ve rende kaşar ilavesiyle, toprak güveçte fırında pişirilen karides, afiyetle yenilmek üzere karşınıza geliyor.
Alışveriş
Tirilye’de alınacakların başında tabii ki zeytin geliyor. ÇekirdeÄŸi küçük, çabuk ayrılan, etli ve kabuÄŸu ince, yaÄŸ oranı fazla zeytinlerden bölgeden ayrılırken almayı unutmayın.
Zeytinyağları da alınması gereken ürünlerden.
Köyün bir başka lezzeti de, odun fırınında pişen ekmeği. Her giden köyden ekmek almayı ihmal etmiyor.
İlginç yerler
Tirilye’de dünyanın en dar sokakların yer aldığı yerleÅŸim alanındaki yedi kilise, üç manastır ve birçok tarihi eser gelen turistler tarafından zevkle geziliyor.
Yedi milyonu aÅŸkın sayılarıyla, en yaÅŸlı zeytin aÄŸaçlarının bulunduÄŸu bölgede, poyraz rüzgarlarının hakim olduÄŸu sahilde, çevre düzenlemesiyle kazanılan çay bahçeleri, cafe ve restoranlar, Bursa ve İstanbul’dan gelenlerin akınına uÄŸruyor.
Tirilye’nin kuruluÅŸuyla ilgili üç rivayet bulunuyor.
1. Cenevizliler zamanında, Sivzi, Trilye ve Kapanca’da üç köy vardı. O yılların korsanları bu köylere sürekli saldırırlardı. Köy halkı dağınık kalırlarsa saldırganlarla baÅŸ edemeyeceklerini anlar ve üç köy ÅŸimdiki Tirilye’de toplanır ve Tirilye oluÅŸur.
2. M.S 376′da Hristiyan din adamları, İznik’te toplanmışlar. İznik konsulü diye tarihe geçen olayla din adamları arasında yorum farkları ortaya çıkmış. Aya Yani, Aya Yorgi ve Aya Satri adlarında üç papaz, baÅŸpiskoposla anlaÅŸmazlığa düşünce afaroz edilmiÅŸler. Onlar da Tirilye’nin bulunduÄŸu yere gelmiÅŸler . Bu üç papazdan ötürü, “Tri: Üç; İlya: papaz” buranın adı Tirilya olmuÅŸ.
3. Bir baÅŸka rivayette ise Latince Tirilye “kırmızı balık, barbunya” anlamına geliyor. Dere aÄŸzında bol miktarda barbunya balığı bulunurmuÅŸ ve buradan DoÄŸu Roma İmparatorlarına barbunya balığı götürülürmüş.
Rivayetler bir yana, 1330′lu yıllara kadar Bizans kasabası olan Trilye sonraları, Osmanlı kasabası olmuÅŸ. 1900 baÅŸlarında “Mahmut Åževket PaÅŸa” kasabası, 1963 yılında ise Zeytinbağı ismiyle anılmaya baÅŸlamış.
Tirilye’ye yapacağınız gezi sırasında, yolu Mudanya’dan geçenleri kent merkezinde Yunus heykelleri karşılıyor.
İlginç, süslü yalı ve köşklerle dolu sokakları aşıp, meydanlara gelince kendinizi İstanbul boÄŸazının yalılarında yahut adalarında sanabilirsiniz.İsmini eskiden karşısında bulunan alaydan alan “Alay Kıraathanesi” ahÅŸap tarihi dekoruyla ilgi çekerken, tarihi istasyon binası ve Mudanya Mütarekesi’nin imzalandığı “Mütareke Binası Evi Müzesi” gezilmesi gereken diÄŸer eserleri oluÅŸturuyor.
anahtar kelimeler: Bursa Tatil Yerleri,Bursa otelleri,Bursa ucuz otelleri,Bursa ucuz pansiyonları,Bursa pansiyonları,Bursa restaurantları,Bursa gezilecek yerleri,Bursa tarihi,Bursa resimleri,Bursa araba kiralama,Bursa ucuz tatil,Bursa hotelleri,Bursa ucuz hotelleri,Bursa ulaşım,Bursa kalacak yerler,Bursa haritası,Bursa ilçeleri
|
|
Temmuz-15-2007
Filed Under ( Bursa) by admin
Oylat Kaplıcaları, ÅŸifa dağıtan sularıyla, yemyeÅŸil dokusuyla, bir nevi huzur köşesi, doÄŸa tapınağı gibi…
Åžifalı doÄŸasıyla Bursa’nın İnegöl ilçesine baÄŸlı Oylat ilçesi. İçinden Oylat deresinin çaÄŸlayanlar meydana getirerek geçtiÄŸi vadi, çam, gürgen, meÅŸe, kestane, ıhlamur, kavak çınar aÄŸaçları ile, kuÅŸburnu ve böğürtlen bitkilerinden oluÅŸan ormanla bütünleÅŸiyor.
İlkbaharda yer gök kır çiçekleri ve menekşelerle kaplanırken, sonbaharda her yer yağlıboya tablo görünümüne bürünüyor. Kışın ise beyaz örtüsüyle anlatılmaz güzellikteki doğayı varın siz hayal edin.
Nasıl gidilir ?
İstanbul’dan özel araçla yola çıkanlar, otoloyu tercih ederlerse, ilk istikamet Darıca - BayramoÄŸlu giÅŸesinden Eskihisar’a gitmek. Araçla feribotla Topçular’a geçtikten sonra, Yalova - Gemlik yönüne doÄŸru yola devam edin. Yalova - Bursa arasındaki yol yapım çalışmaları devam ediyor. Gerçi çok kısa süre sonra yolun bitmesi bekleniyor. Ancak yine de dikkatli olun. Bursa’da yaklaşınca yollar düzeliyor ama ÅŸehir trafiÄŸi baÅŸlıyor.
Bursa ÅŸehir giriÅŸindeki göbekten sola Ankara istikametine dönünce, ip gibi uzanan yol güzel ama kamyonu çok. Bir rampa çıkıp iniliyor ve sonra İnegöl’desiniz.
Geçince yol hafifçe sola kavislenirken sağınızda Oylat, Domaniç, TavÅŸanlı sapağı var. Önce, uzun boylu soyunmuÅŸ kavak aÄŸaçlı yol Oylat’a çıkarken, ÅŸiir gibi bir manzarayla yükselip birkaç keskin virajla Hilmiye Köyü üzerinden Oylat’a varılıyor.
Nerede kalınır ?
BÜYÜK OTEL
95 oda ve 210 yataklı. Bütün sezon açık. Pansiyondan kaplıcaya geçiÅŸ otel içinden. Kaloriferli ve TV’li odalar banyosuz. Sadece lavabo WC var. Tabldot yemekte haftada bir alabalık, haftada bir İnegöl köfte var. Yaz döneminde bir yıl önceden yer ayırtılıyor. Otelin aileye özel banyoları da var.
BLOK OTEL
63 odalı ve 210 yataklı. Her iki otele rezervasyon için İnegöl’den Ergün ÇaÄŸlar ile baÄŸlantı kurabilirsiniz.
GÜVEN OTEL
Hasan ve oğlu Münür Gültekin işletiyor. Vadiye bakan balkonlu, buzdolaplı 130 odada 300 yatak var.Banyosuz odalarda kalanlar kaplıcaya dışarıdan giriyor.
Oylat’a geliÅŸ yolundaki Hilmiye Köyü ve Saadet Köyü’nde yazın köy evleri de pansiyon olarak kiralanabiliyor.
Ne yenir ?
Oylat’a kaldığınız tesislerde yiyeceÄŸiniz yemeklerin tadına doyamayacaksınız. Çünkü hepsi bölgenin en leziz ürünlerinden yapılıyor. Oylat Kaplıcaları meydanında Oylat Fırını’nda, Afyon yöresi ürünü olan HaÅŸhaÅŸlı ekmeÄŸi yiyebilirsiniz. Fırından kağıt kebabı ve güveç için de kap alarak yemeÄŸinizi hazırlatabilirsiniz.
Fırında peynirli pide ve poÄŸaça da yapılıyor. Oylat’ta, market, büfe, kasap ve alabalık lokantası ile köfteci de bulabilirsiniz.
Köfteye gelince durmak gerekiyor. Çünkü asıl köfteyi Bursa’dan İnegöl’e giderken yolun her iki tarafında bulunan köftecilerde yeme ÅŸansınız var. Yol kenarında saÄŸ tarafta yer alan iki katlı “Orhan İnegöl Köftecisi”, sizin ağız tadıyla yemek yemeniz için en önemli adreslerden biri.
Köftecinin büyük salonu tertemiz. Hiç koku duman yok. İnegöl köftecilerinin en genci olan Orhan Çelik, 23 yıllık tecrübesi ile 50 yıllık geçmişe sahip olan İnegöl köftesinin en iyisi için servis elemanları ile birlikte canla başla çalışıyor.
“İnegöl Köftesi’nin özelliÄŸi ne?” derseniz, hemen açıklayalım. Köfte,bölgenin dana ve kuzularından imal ediliyor. Yüzde 80 oranında dana, yüzde 20 oranında kuzu etinin karıştırılıp 24 saat dinlendirilmesi iyi bir köfte için ilk adım.
Karışık 1,5 porsiyonda acılı, kaşarlı ve sade çeşidinden, ikişer adet altı yassı köfte bulunuyor.
Acısı, kaşarı,yumuşaklığı, pişkinliği kıvamında.
Köfteler, kıyılmış beyaz soğan ve maydonuzlu garnitür ile on dakikada sofranıza geliyor.Kesmezse ilave alabiliyorsunuz. Şişe takıp getiriyorlar.
Sofraya önceden gelen piyaz, köfteler pişene kadar hem oyalıyor, hem de iştahınızı ve sabırsızlığınızı frenliyor. Patates tava altın sarısına dönen renkte kızartılmış. Hepsi bir boy ve sıcacık. Şıra da var.
Ankara, İstanbul, Bursa, Eskişehirli köfte meraklıları yüzünden hafta sonunda salonda yer yok.
Yazın ise bir baÅŸka…” Her gün yer yok!”
Afiyet olsun…
Alışveriş
Oylat meydanında bulunan Sevgi ve Remzi Hamurcu’nun fırınından haÅŸhaÅŸlı ekmek alabilirsiniz.
Oteller tabldot servislerinde İnegöl Köfte ve alabalık veriyorlar.
Peynirli pide ve poğaçanızı alıp, vadi manzaralı gazinoda, Oylat kaynak suyu ile demlenmiş tavşan kanı çayı içebilirsiniz.
Köy meydanında kurulan pazardaki tezgahlardan köy ürünlerinden ve bölgenin meyvelerinden elma, armut, ıhlamur çeçeÄŸi, iç ceviz ve kuÅŸburnu da alabilirsiniz. Isparta’dan getirilen ve Oylat’ta yapılan ev yapımı gül reçeli, tarhana ve eriÅŸte çok raÄŸbet görüyor.
İlginç yerler
İki tarafı vadilerle çevrili, yamaçta kurulu kaplıcalar mevkii, sırtını UludaÄŸ’ın devamına yaslamış. Kaplıcı suyu, uzun süredir getirdiÄŸi kalsiyum karbonatlı ve kalsiyum sülfatlı sularla”çökelek” meydana getirip, kaplıcanın bulunduÄŸu terasları oluÅŸturmuÅŸ.
Başı dumanlı “Sivri Kaya Tepesi” ile kaplıcalar arasında bulunan kanyon görünümlü vadi, sürekli taze hava koridoru yaratıp oksijen pompalıyor.
Bu arada yaprak kaplı bir zemin, toprak kokulu tertemiz bir hava ve ötücü kuşların konseri de, ortama eşlik ederken, hiç dinmeden gürül gürül akan su, çağlayanların coşkulu sesinne dönüşerek, sizi büyülü bir dünyaya taşıyor.
OYLAT KAPLICALARININ TARİHÇESİ
Oylat yakınlarında Saadet köyü’ndeki buluntulardan, kaplıcanın kulanımının Romalılar zamanına dek uzandığı anlaşılıyor. İnÅŸa tarzının Roma hamamlarıyla benzerlik göstermesinin yanısıra, çevre köylerde bulunan sarnıç ve küpler, Oylat Kaplıcası’nın Romalılarca kullanıldığını doÄŸruluyor.
KAPLICANIN TARİHÇESİ
Bizans İmparatorluÄŸu döneminde bölge hakimi Tekfur’un biricik kızı çaresiz bir hastalığa yakalanıp yataÄŸa düşer. Aciz kalan bilgeler, ızdırap ve acılar içinde durumu kötüye giden kıza, hem son bir ÅŸans vermek, hem de gözönünden uzaklaÅŸtırmak için suların buluduÄŸu yere getirip, “öl-yat” diyerek bırakırlar. Kaplıca sularıyla her gün yıkanan kız, kısa bir süre sonra eski sıhhatine kavuÅŸup babasının sarayına döner. Mucize sular, o günden sonra da ÅŸifa kaynağı olarak kullanılır. Öl- yat da, günümüze Oylat olarak gelir.
Deniz seviyesinden 840 metre yükseklikte bulunan doÄŸal tedavi merkezindeki su sıcaklığı 40 derece. Bölgede biri eski, ikisi yeni üç haman var. Ortasında 8.10×5.60 boyutunda, 1.70 metre derinlikte bir havuz ve yıkanma yeri bulunuyor. Su üç aslanaÄŸzından dökülüp büyük havuza geçiyor. Doktor raporuna göre, kaplıcalarda kalma müddeti yarım saat ile 45 dakika arası. Termal özelliÄŸi olan, 21 günlük küre mutlaka uyulması gerekiyor.
Oylat Kaplıcası’nın çevreye akan radyoaktivite ve diÄŸer ÅŸifalı unsurları içeren suyu, ormanın temiz havasına yayılıyor. Böylece yalnız banyo olarak deÄŸil, teneffüs yoluyla da insanlara saÄŸlık dağıtılıyor. Suyu ile olduÄŸu kadar, iklim tedavisi ile etkili olan Oylat Kaplıcası, nevralji, nevrit, siyatik, meralji, parastezzik, interkoskal ve oksipital nevraljilere iyi geliyor. AÄŸrılı sinir hastalıkları, romatizma, çocuk felci türü hastalıklar da banyo ve su içi masajlarda fayda saÄŸlıyor. Vücut hücrelerinin faaliyetlerini harekete geçirici olan su,iç ifrazatı artırıcı gibi etkilerle, vücuda enerji ve zindelik kazandırıyor.
Oylat’da sadece kaplıca yok. Bölge doÄŸa ile baÅŸbaÅŸa kalıp, orman içi yürüyüşler veya piknik yapabileceÄŸiniz elveriÅŸli bir ortama sahip. Yazın kalabalıklığından ziyade kış sakinliÄŸini sevenler, banyo dışında çevre köylere doÄŸa yürüyüşü yapıyorlar. Oylat’ın her yerinden akan suların kaynağını merak edenler, genel banyonun yanından devam ederek patikadan inince, hiçbir yerleÅŸimin olmadığı sık bitki örtüsü arasından coÅŸarak akan ÅŸelalenin karşısında kendilerini buluyorlar.
Åžifa bulanların sayısına paralel, ünü günden güne artan Oylat’ta kaplıca yöneticisi Ergün ÇaÄŸlar, hizmete giren yeni tesislerle, bölgenin daha konforlu ve daha yüksek yatak kapasitesine kavuÅŸacağını söylüyor.
anahtar kelimeler: Bursa Tatil Yerleri,Bursa otelleri,Bursa ucuz otelleri,Bursa ucuz pansiyonları,Bursa pansiyonları,Bursa restaurantları,Bursa gezilecek yerleri,Bursa tarihi,Bursa resimleri,Bursa araba kiralama,Bursa ucuz tatil,Bursa hotelleri,Bursa ucuz hotelleri,Bursa ulaşım,Bursa kalacak yerler,Bursa haritası,Bursa ilçeleri
|
|
Temmuz-15-2007
Filed Under ( Bursa) by admin
Konumu, fauna ve florası, mimarisi, el sanatları, türbeleri, tarihi eserleri ile büyüleyici güzellikler taşıyor. Bütün bunlara tertemiz göl havasını, dinlendirici yeÅŸilini ve leziz su ürünlerini eklerseniz, iznik’e gitmek için sayısız bir neden bulabilirsiniz.
Nasıl gidilir ?
İznik’e özel aracınızla gitmek istiyorsanız, Çamlıca otoyol giÅŸelerinden girip, BayramoÄŸlu, Darıca sapağından ayrılarak Eskihisar feribot iskelesine ulaşırsınız. Topçular geçiÅŸi 40 dakika sürüyor. Yalova’dan sonra yeni ÅŸerit ilavesiyle ferahlayan rampayı tırmanınca Orhangazi’ye ulaşıyorsunuz.
Åžehir merkezindenki trafik ışıklarından İznik tabelası yönüne dönünce, sağı solu zeyytin aÄŸaçları ile kaplı 41 kilometre büyüklüğündeki göle paralel düzgün devam eden asfalt yol ile İznik’e geliyorsunuz.Aynı yolda Organgazi - İznik arasında çalışan minübüsler de sefer yapıyor.İznik’in her yeri araçla gezmeye müsait yollara sahip. Yine de tarihi kentin keyfi, yürüyerek çıkıyor.
Nerede kalınır ?
İznik Gölü kıyısında turistik tesisler yoluna sapınca kentten ayrı bambaşka bir atmosfer içine giriyorsunuz. Sahil düzenleme çalışmalarıyla oluşturulan yürüyüş ve gezi alanlarınınyer aldığı sakin bölümde zengin bitki dokusu, salkım söğüt ağaçları dikkat çekiyor.
Göl Manzaralı Burcum Motel, kaloriferli 25 odası ve suit daireleri ile yılboıyu hizmet veriyor.
Tesislerarasında restoran ve çay bahçelerinin yer aldğı kıyı bandında bir baÅŸka konaklama imkanı da Çamlık Motel’de bulunuyor. Çam aÄŸaçlı bölgede 33 odasıyla açık kapalı bölümlerde restoran hizmeti veren motel, sizleri bekliyor.
Ne yenir ?
İznik’te İstakoz Restoran, Çamlık Restoran, Ören Restoran, Kırıkçatal, Berlin, Orhanın, KopuÄŸun , Balıkçının Yeri gibi lokantalar bulunuyor.
Hemen hemen hepsinde istakoz, güveç ve göl balıkları en revaçta olan su ürünleri.Müdavimleri ise İstanbul’dan hafta sonu balık yemeye gelenler, İznik’in akÅŸamçcı denilen yerli müşterileri.
İznik gezisine gidenler, istakoz güvaeci, sazan balığı çorbası, yayın balığı, şiş veya buğulama,kerevit salatasının tadına bakmadan gitmiyorlar.
Çamlık Otel’in restoranında sunulan kılıçsız yayın balığından kömürde yapılan fileto ÅŸiÅŸi ve kerevit güveç, beÄŸenilen yemeklerin başında geliyor.
İznik Gölü’nde yakalanan kerevitlerin evde piÅŸirmek isterseniz ÅŸu yöntemi izleyin.
Bir kapta kaynattığınız suya defne yaprağı, bir tane soğan, limon, tuz ve kerevitler konuluyor. İlk kaynamadan 1,5 dakika sonra süzülen kerevitler, soğuyunca ayıklanıyor. Haşlanmış kerevitlerin salatası, güveci ve tavası yapılıyor. Unlanıp kevgirde iyice sallanan kerevitler, iyice unu gittikten sonra yumurtadan geçiriliyor. Çok az yağlanmış tavada, rengi dönene kadar kızartılıyor. Domates, maydonoz, balık baharatı, limon, has zeytinyağı ve sarmısak karışımı suyunu çekene kadar pişirilerek elde edilen sos ile kerevitler daha da lezzetleniyor.
Su ürünleri içinde en besleyici olan, fosfor zengini kerevitlerden günde 20 - 25 taneden fazla yenmemesi tavsiye edilirken(!) fazlasının kaşıntı yapabileceği belirtiliyor.
BİR KÜÇÜK NOT:
Göl balıklarını evde tava yapacaksanız, üstünü derin ve ince çizmek gerekiyor. Bu şekilde kızgın yağda ince kılçıklar eriyor ve yerken ağıza batmıyor.
Alışveriş
İznik gezinizde alacaklarınızın başında tabii ki çini geliyor.
Birkaç parça çini almak isterseniz, YeÅŸil Cami çevresinde bulunan satış dükkanları, İznik motif ve renklerine sadık kalınarak Kütahya’daki atölyelerde yaptırılan tabak, ÅŸekerlik, vazo, biblo ve benzeri çeÅŸitleri beÄŸeninize sunuluyor.
İznik’teki çiniciliÄŸe yeniden can veren ve 1993 yılında kurulan İznik Vakfı’nın satış yerlerini de mutlaka ziyaret edin. Geleneksel tarzda ve renklerde yeniden yapılan çinilerin hemen her çeÅŸidi bulabileceksiniz. İsterseniz vakfın sitesini de, ziyaret edebilir ayrıntılı bilgi alabilirsiniz. Hatta alışveriÅŸi internet üzerinden bile yapabilirsiniz.
Bölgede ayrıca zeytin çeşitlerini almak da mümkün.
Orhangazi’den de kendinize sucuk alabilirsiniz.
İlginç yerler
Etrafı sularla çevrili, kapıları ile ünlü çini diyarı İznik, kitaplara sığmayan bir kültür birikimine sahip. Çevrede yapacağınız geziler sırasında görülecek eserlerin başında, estetik yapısı ve çinileriyle göz kamaÅŸtıran “YeÅŸil Cami” geliyor.
4. yüzyılda inÅŸa edilen ve M.S. 787 yılında II.İznik Konsulü’nün toplandığı ve 1331′de cami olarak açılan Ayasofya Bazilikası, taban mozayiÄŸi, Süleyman PaÅŸa Medresesi, II. Murat Hamamı, Abdülvahap Türbesi, Lefke ve İstanbul kapılarındaki duvar kabartma ve meduzaları, eski İznik evleri görülmeye deÄŸer olan yerlerden bazıları.
Dünyaca ünlü çinilerin beÅŸiÄŸi İznik’te çini atölyelerinin bulunduÄŸu sahada kazı çalışmaları Kültür Bakanlığı adına, İstanbul Üniversitesi düzenli olarak yürütüyor.
1984′de ortaya çıkarılan 4. yüzyıldan kalma yapı kalıntısı ile 12 ve 15. yüzyıllar arasında çalışmış olduÄŸu tespit edilen ;Osmanlı dönemi Türk çini ve keramik atölyelerinin bulunduÄŸu alanda çıkarılan buluntular da, İznik Müzesi’nde görülebilir.
Her gün açık olan müzede, İznik çinileri, heykeller, lahit, anfor, sütun başlarından çeşitli örnekler sergileniyor.
İznik, Bursa yolunda sisli puslu görünse de, göl kıyısına inince pırıl pırıl bir hava ile karşılaşıyorsunuz. Göl genelde durgun görünüyor. Kıyıdan bakanlar Orhangazi’yi net olarak seyredebiliyor. AkÅŸamları çıkan hafif rüzgar, gün doÄŸisundan eserken, yaprağını dökmeyen zeytin aÄŸaçlarının takviyesiyle bölgeye bol oksijen pompalıyor.
Ulu çınarların, salkım söğütlerin ve akasyaların çevrelediği gölün bazı bölümleri sazlık. Martı ve karabatak sürülerine, av yasağının başlamasıyla derin bir Oh çekip, kendilerini emniyette hisseden yaban ördekleri de katılmış.
En derin yeri 85 metreyi bulan göl, birçok su sporuna da imkan tanıyor. Çevrede bulunan konut ve özenilerek yapılmış villalar, bölgeye olan rağbetin haksız olmadığını vurguluyor.
Sazlar arasında göle düşen teknelerin renk yansımaları, fotoğraf severlerin dikkatini çekebilir.
Balık avlamaya merakınız varsa, sahilden, kumdan veya iskele mevkiinden oltanızın ucuna takabileceğiniz hamur veya solucanla, yayın ve akbalık tutabilirsiniz.
anahtar kelimeler: Bursa Tatil Yerleri,Bursa otelleri,Bursa ucuz otelleri,Bursa ucuz pansiyonları,Bursa pansiyonları,Bursa restaurantları,Bursa gezilecek yerleri,Bursa tarihi,Bursa resimleri,Bursa araba kiralama,Bursa ucuz tatil,Bursa hotelleri,Bursa ucuz hotelleri,Bursa ulaşım,Bursa kalacak yerler,Bursa haritası,Bursa ilçeleri
|
|
Temmuz-5-2007
Filed Under ( Bursa) by admin
GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü :11.043 km²
Nüfus : 1.603.137 (1990)
İl Trafik No :16
Bursa, M.Ö. yıllardan bu yana bir çok medeniyete ve onların dinlerine beÅŸiklik etmiÅŸ ender illerin başında gelir. İlde Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine ait bir çok eser hala ayaktadır ve koruma altındadır. Özellikle M.S. 324 yıllarında baÅŸlayan 1563 yılına kadar 17 kez toplanmış olan ve Hıristiyanlık dini için çok önemli olan konsül toplantılarından 8 tanesi ülkemizde gerçekleÅŸtirilmiÅŸ olup, bunlardan 1. ve 7. si İznik’te yapılmıştır. İznik Hıristiyan dinince ülkemizdeki 8 kutsal hac merkezinden biri ve en önemlisidir.
İLÇELER
Bursa ilinin ilçeleri; Nilüfer, Yıldırım, Osman Gazi, Büyük Orhan, Gemlik, Gürsu, Harmancık, İnegöl, İznik, Karacabey, Kales, Kestel, Mudanya, Mustafa Kemal PaÅŸa, Orhaneli, Orhangazi ve YeniÅŸehir’dir.
İznik
Gemlik: Bursa’nın 30 km. kuzeybatısında aynı adlı körfezin kıyısında kurulmuÅŸtur. Gemlik’e baÄŸlı KurÅŸunlu, Küçük Kumla, Büyük Kumla, Karacaali yaz turizminin yoÄŸun olarak yaÅŸandığı kıyılardır.
İnegöl: Bursa’nın 45 km güneydoÄŸusunda yer alan İnegöl, Antik dönemde Ankedoma adıyla tanınmaktaydı. İlçedeki önemli tarihi eserler Osmanlı döneminden kalmadır.
1481′de Sadrazam İshak PaÅŸa tarafından yaptırılan İshak PaÅŸa Cami ve Külliyesi, Hamza Bey Cami, Yıldırım Cami (Cuma Camii), KurÅŸunlu Cami, KurÅŸunlu Han ve Ortaköy Kervansarayı İnegöl’deki tarihi eserlerdir. İnegöl’ün 13 km batısında Sultan köyünde XIV. yüzyılda yaÅŸamış GermiyanoÄŸlu Geyik Baba ile Balım Sultan adına, Orhan Bey tarafından yaptırılmış Geyikli Baba Türbesi önemli bir ziyaret yeridir. BoÄŸazova Yaylası, Arabaoturağı Yaylası, Alaçam Yaylası, tarihi çınarlar İnegöl’ün tabii güzellikleridir.
Karacabey: Bursa’nın 65 km batısında yer alan Karacabey ilçesi, Antik dönemde Mihaliç adı ile bilinmekteydi. Kentin belli baÅŸlı tarihi eserleri Sultan I. Murat’ın yaptırdığı Ulu Cami,1457 yılında Karaca Bey tarafından yaptırılan Karacabey Cami (İmaret Cami) ile Karacabey-Bursa yolu üzerinde ve Uluabat kıyısındaki Osmanlı dönemi yapısı Issız Han’dır.
Keles: UludaÄŸ’ın güney eteklerinde kurulu olan KeleÅŸ ilçesi, Bithynia, Roma, Bizans kalıntılarına sahiptir. XIV. yüzyılda Osmanlı egemenliÄŸine girmiÅŸtir. İlçenin en önemli tarihi yapısı Sultan Yıldırım Bayezid’in Yakup Çelebi tarafından yaptırılan cami, hamam ve medreseden oluÅŸan Yakup Çelebi Külliyesidir.
Kelesin Kocayayla mevkii kampçılık ve trekking için eşsiz bir doğa parçasıdır. Kocasu ırmağı rafting sporu için elverişli şartlara sahiptir.
Mudanya: Bursa’nın 25 km kuzeybatısında ve Marmara Denizi kıyısında yer alan Mudanya, Bursa’nın iskelesi durumundadır.Temiz havası ile yaz turizminin yoÄŸun olarak yaÅŸandığı Mudanya civarında en tanınmış günübirlik gezi yeri ÇanaklıçeÅŸme’dir.
Osmanlı evlerinin en güzelleri Mudanya’dadır. Bu evlerin en önemlisi Tahir PaÅŸa Konağıdır.
Mudanya
MustafakemalpaÅŸa :İlkçaÄŸdan beri çeÅŸitli yerleÅŸimlere sahne olan ilçenin eski adı Kirmastı’dır. Yakınında Miletopolis ören yeri bulunmaktadır. İlçe merkezinde Lala Åžahin Türbesi, Hamzabey Cami ve Türbesi, Åžeyhmüftü Cami ve Türbesi yanı sıra Dorak Hazineleri bölgesi, Kestelek Harabeleri ilgiye deÄŸer tarihi yerlerdir. Muradiye Sarnıç köyü yakınlarındaki Suuçtu Åželalesi, Söğütalan bucağındaki Suçıktı mesiresi MustafakemalpaÅŸa civarındaki eÅŸsiz harikalarıdır.
YeniÅŸehir: Bursa’nın 45 km doÄŸusunda yer alan YeniÅŸehir antik çaÄŸda Neopolis olarak tanınıyordu. Osman Gazi döneminde Osmanlı topraklarına katılan ilçe, Osman Gazi tarafından gazilerine kılıç hakkı adıyla yurtluk olarak verilmiÅŸtir. İskana açılan yerde kurulan kent YeniÅŸehir adını almıştır.
Osmanlı döneminden kalan zengin tarihi eserlere sahip YeniÅŸehir’de Osman Gazi’ nin yaptırdığı saraydan arda kalan Saray Hamamı, I. Murad döneminden kalma PostinpuÅŸ Baba Zaviyesi, XIV. yüzyılda inÅŸa edilen Voyvoda Cami (Çınarlı Cami), XVI. yüzyılda yapılmış olan Koca Sinan PaÅŸa Külliyesi, Bali Bey Cami, Orhan Bey tarafından yaptırılan Ulu Cami, Süleyman PaÅŸa Külliyesi, 1645′de YeniÅŸehirli Deli Hüseyin PaÅŸanın yaptırdığı Çifte Hamam, Yarhisar Köyü Orhan Cami ve Saat Kulesi görülmeye deÄŸer tarihi yapılardır.
Büyükorhan: Bursa’nın 86 km. güneyindedir. İlçenin yarısı ormanlık alana sahip olup tabii güzelliklerinden Görecik yaylası ilçeye 6 km. uzaklıktadır.
Gürsu: Bursa merkezine 12 km. uzaklıktaki Gürsu ilçesi,tarihi çınar ağaçları,Osmanlı evleri,tarihi hamam ve camisi ile şirin bir ilçedir.
Kestel: Bursa’nın 12 km. doğusunda yer alan Kestel,Bursa ile hemen hemen birleşmiş gibidir. Kestel adı Roma Döneminde yapılan ve Kastel adı verilen kalesinden gelmektedir.
Orhaneli: Bursa’nın 55 km. güneyinde ve Uludağ eteklerindedir. Orhaneli yakınlarındaki Çınarcık günübirlik bir turistik alandır ve tabii güzellikleri ile ünlüdür.
Orhangazi: Bursa’nın 48 km. kuzeyinde ve Bursa-Yalova yolu üzerindedir. Bursa’dan sonra sanayi açısından ikinci sırayı almaktadır. İznik Gölü’nün batı kıyısında uzanan topraklarda, Keramet Kaplıcası’nın kliminotolojik etkisi ile dünyanın en lezzetli zeytinin yetiştiği yer olmuştur.
anahtar kelimeler: Bursa Tatil Yerleri,Bursa otelleri,Bursa ucuz otelleri,Bursa ucuz pansiyonları,Bursa pansiyonları,Bursa restaurantları,Bursa gezilecek yerleri,Bursa tarihi,Bursa resimleri,Bursa araba kiralama,Bursa ucuz tatil,Bursa hotelleri,Bursa ucuz hotelleri,Bursa ulaşım,Bursa kalacak yerler,Bursa haritası,Bursa ilçeleri
|
|
|