Archive for the ‘Çanakkale’ Category

Temmuz-16-2007
Filed Under (Çanakkale) by admin

GENEL BİLGİLER;
Kıyılarıyla Avrupa ve Asya’yı birleştiren Marmara ve Ege Denizini birbirini bağlayan Çanakkale savaşlarının en kanlı muharebelerinin cereyan ettiği, çok sayıda şehitlik, anıt ve mezarlıkların bulunduğu Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Troya, Assos gibi eski uygarlık merkezlerinin beşiği olan il iç ve dış turizmde önemli bir yer almaktadır.
İLÇELER
Çanakkale ilinin ilçeleri; Ayvacık, Biga, Bozcaada, Çan, Eceabat, Ezine, Gelibolu, Gökçeada, Lapseki ve Yenice’dir.
Assos (Behramkale)
Ayvacık ilçesinde yeralan Assos dört mevsim yerli ve yabancı turistleri konuk etmektedir. Akropol denizden 238 m. yüksekliğindedir. Athena Tapınağı M.Ö. 6ncı yüzyılda burada aynı yerde yapılmıştır. Biga yarımadası ve Edremit Körfezi’ni koruması özelliği yanında, eski ihtişamı nedeniyle bu Dorik tapınak restore edilmiştir. Tapınağın kalıntılarına vuran ay ışığını seyretmek için bir süre kalıp beklenebilir ya da sabah erkenden kalkıp güneş yavaş yavaş yükselirken şehrin yukarısından Edremit Körfezi’nin şahane görüntüsü izlenebilir ve böylece bu cennet köşesinin neden seçildiği anlaşılır. Tepelerden denize doğru agoralar, bir tiyatro ve bir de Jimnasyum yer almaktadır. Akropol’un kuzey köşesinden, hepsi de 14 üncü yüzyılda Osmanlı Sultanı I. Murat zamanında yapılan bir cami, bir köprü ve bir de kale görülür. Aşağısında ufak ve sevimli bir liman bulunmaktadır.
Behramkale’nin 25 km. batısında, Gülpınar köyünde M.Ö. 2nci yüzyılda Apollon Smintheus Tapınağı’nın yapıldığı tarihi şehir Chryse yer almaktadır. Gülpınar’ın 15 km. batısında, işaretleri bulunmayan sivri kayalıklı bir sahil boyunca uzanan yolda, denize inen dik yamaçtaki hoş köy evleriyle, Babakale bulunmaktadır.
Bozcaada
Çevresi 14 mil tutan Bozcaada, önemli bir turistik merkezdir. Etrafındaki irili ufaklı adacıklarla çevrili olan ada, Çanakkale Boğazı’na 15 mil, Limni’ye 30 mil, Midilli’ye 33 mil mesafededir. Ulaşımın sağlandığı Ezine ilçesi Geyikli beldesi Yükyeri Feribot İskelesine ise 3,4 mil uzaklıktadır.
Adada Liman Koyu, Değirmenler Koyu, Poyraz Limanı, Çanak Limanı, Çapraz Limanı, Çanak Limanı, Kocatarla Limanı, Lagor Limanı, Ayana Limanı, Ayazma Koyu, Sulubahçe Koyu, Habbeli Koyu olmak üzere on iki adet cennet benzeri koyu vardır. Bu koylara Adadaki dalış merkezi tarafından koylarında dalış turları düzenlenmektedir.
Bozcaada’ya yaklaşıldığında bir Venedik kalesi dikkat çeker. Venedik, Ceneviz ve Bizanslılar döneminde kullanılan kale, Çanakkale Boğazı’nın önemi nedeniyle Fatih Sultan Mehmet döneminde esaslı bir şekilde onarılmıştır.Adanın şarabı suyu kadar boldur; bir tur atıldığında birçok bağ ve şaraphaneler görülür. Adanın batısındaki yeldeğirmenleri adanın olduğu kadan çevrenin de önemli ölçüde elektrik enerjisini sağlamaktadır.
Adada konaklamak için her talebe uygun otel ve pansiyon bulunmaktadır.
Gökçeada
adalarının en büyüklerinden biri olan Gökçeada körfezlerle çevrilidir. Farklı tonlardaki çam ve zeytin ağaçları ile kaplı tepelerinde yer yer kutsal pınarlar ve manastırlar bulunmaktadır. Buraya, Çanakkale ve Kabatepe’den tarifeli, muntazam araba vapuru seferleri yapılmaktadır. Gökçeada (Kuzu limanı), Çanakkale’den izlenen rotaya göre 32 mil, Gelibolu yarımadasındaki Kabatepe limanına 14 mil, Bozcaada’ya 33 mil, Ege denizinde bulunan Yunan adalarından Limni’ye 16 mil, Semadirek adasına 14 mil uzaklıktadır. Tatlı su kaynakları bakımından dünyanın en zengin adalarından biridir. Adanın koylarına dalış turları düzenlenmektedir.
Truva
İntepe Bucağı, Tevfikiye Köyü yakınında, Çanakkale’ye 30 km. uzaklıkta, Hisarlıktadır. Arkeolojik kazılar farklı zamanlardaki yerleşim mekanlarını, şehir surlarını, ev temellerini, bir tapınak ve tiyatroyu ortaya çıkarmıştır. Tahtadan sembolik bir at eski savaşı hatırlatmaktadır. Tarihi limanı Alexandria - Troas M.Ö. 3. yüzyılda yaptırılmıştı. St. Paul burayı iki kere ziyaret etmiş, ve üçüncü misyonerlik yolculuğuna, Assos’a yine buradan başlamıştır.
Dardanos
Çanakkale’ye 11 km. uzaklıkta Kalabaklı Çayı kıyısında, Maltepe’dedir. Bu mezar anıtı, bir koridor, ön oda ve ana mezar odasında oluşmaktadır. İçinde bir çok iskeletle, altın takılar, bronz ve pişmiş topraktan gereçler, kandiller, gözyaşı şişleri, müzik araçları bulunmuştur. Mezarda Arkaik İyonik ve Roma dönemlerinden yapılar vardı.
Gülpınar
Ayvacık çevresinde kalıntıları bulunan antik eserlerden İlyada Destanı’nın birinci bölümünün geçtiği Apollon Smintheus Tapınağı, Gülpınar’da bulunmaktadır. Tapınak kalıntıları ve tapınaktan çıkan eserler buradaki müzede sergilenmektedir. Bölgede bulunan müzede Tapınağa ait rölyeflerde bu sahneleri görülebilmektedir.
Zeus Altarı
Küçükkuyu beldesine bağlı Adatepe Köyünün üst tarafında bulunan,ön tarafı diklemesine uçurum olan mağara, Zeus’un mağarası olarak bilinmektedir.
Alexandreia
Dalyan Köyündedir. M.Ö 310′da ‘Sgia’ adlı küçük bir köyün yerine kurulmuştur. Güçlü ve zengin bir ticaret merkezi olarak gelişen kent Romalılar döneminde de önemini korumuştur.
Neandria
Kayacı Köyü yakınında Çığrı Dağı’ndadır. Kenti çevreleyen surlar 3 m. Kalınlıkta ve 3200 m uzunluktadır.
Sestos
Eceabat’a 4 km. uzaklıkta,Yalova köyündedir. Akbaş Limanı’nın güneyinde kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmet Kilitbahir Kalesi’ni yaptırırken, Sestos kalesinin taşları kullanılmıştır.
Kaleler
Sultan Kale (Kale-Yi Sultaniye)
Kente adını veren önemli ve görkemli bir anıt niteliğindir. XV. yy. ortalarında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış 1551′de Kanuni Sultan Süleyman döneminde onarılmıştır.
Gelibolu Kalesi
Antik dönemde kurulduğu bilinen kaleyi, Bizans İmparatoru I. Justiniaus onartmıştır. Evliya Çelebinin anlattıklarına göre, dik ve kesik kayalarla kurulu 6 köşeli bir kaleydi.
Kazdağı (Ayazma)
Bayramiç ilçesi, Evciler köyünden sonra 5 km. mesafededir. Kazdağı’na özgü uzun ağaçları, gürül gürül akan suları ve piknik yerleri ile ilimizin en güzel mesire yerlerinden birisidir. Kazdağı’nda (Ayazma) her yıl ağustos ayı içinde Geleneksel Kazdağı Güzellik Yarışması düzenlenmektedir.
1774 m. yüksekliğindeki Kaz Dağı (Ida Dağı) muhteşem manzarası, sakin yeşil alanları ve sıcak su kaynaklarıyla Kaz Dağı Milli Parkı’nın yanında, Çanakkale’nin güney ucundadır. Bayramiç ve Evcilerden geçerek Kaz Dağı Milli Parkı’na ulaşan kuzey girişinde gündüz kampingleri için birçok imkan mevcuttur. Çanakkale’ye 60 km olan Bayramiç’te 18 inci yüzyıl güzel Hadimoğulları Konağı (Osmanlı evi), içindeki etnografya müzesi ile yer almaktadır
NE YENİR
Her kenarından denize kıyısı olan Çanakkale ve ilçeleri tam bir deniz ürünleri cennetidir. Her mevsin taze balık ve deniz ürünleri bulmak mümkündür. Gökçeada ve Bozcaada üzümleri ve burada yetişen üzümlerden geleneksel yöntemlerle imal edilen şarapları tadılmalıdır.
NE ALINIR
Çanakkale’den eski el sanatları ürünlerinden, seramik çanak, çömlek imalatları almadan, Bozcaada ve Gökçeada’da imal edilen şaraplardan satın almadan dönmeyin.
YAPMADAN DÖNME
Gelibolu’yu görmeden, Şehitlikleri ziyaret etmeden,
Kaz dağını gezmeden,
Assos’ta gün batımı izlemeden, görsel sanatlar festivalini görmeden,
Truva’yı gezmeden, tahta ata çıkmadan,
Bozcaada’da şaraplarını tatmadan
Gökçeada’nın koylarında dalış yapmadan,
…Dönmeyin
anahtar kelimeler: çanakkale Tatil Yerleri,çanakkale otelleri,çanakkale ucuz otelleri,çanakkale ucuz pansiyonları,çanakkale pansiyonları,çanakkale restaurantları,çanakkale gezilecek yerleri,çanakkale tarihi,çanakkale resimleri,çanakkale araba kiralama,çanakkale ucuz tatil,çanakkale hotelleri,çanakkale ucuz hotelleri,çanakkale ulaşım,çanakkale kalacak yerler,çanakkale haritası,çanakkale ilçeleri



Temmuz-15-2007
Filed Under (Çanakkale) by admin

Dünyada oksijen oranın en yüksek olduğu ikinci yer.

Yeşilyurt Köyü’nün eski adı Büyük Çetmi olarak biliniyor. Köy, Kaz Dağı’nın eteklerinde yer alan şirin bir yapıdadır. 200 kişilik köy nüfusu, 90 hanede yaşamını sürdürmektedir.

Yüzyılların birikiminin oluşturduğu taş işçiliğinin örnekleri köydeki mevcut binalarda görülmektedir.

Köy, İda Dağının göbeğinde Zeytin ve Çam ağaçları ile çevrilidir. Bu bölgenin dünyada oksijen oranı en yüksek ikinci yer olduğu tespit edilmiştir.

Yeşilyurt Köyü, mitolojide “İlk Güzellik Kraliçesi Yarışması”nın yapıldığı dağ olarak geçer. Yunan mitolojisinde Tanrıçalar Hera, Afrodit ve Athena’nın katıldıkları güzellik yarışmasının yapıldığı yer olarak adı geçen İda Dağı, günümüzde Kaz Dağı olarak bilinmektedir.

Dağ ile ilgili söylenceler bununla da kalmaz. Mitolojiye göre Zeus burada doğmuş, Tanrılar Truva Savaşı’nı buradan izlemişler ve Aşk ile Güzellik Tanrıçası Afrodit ilk kez burada aşık olmuştur.

Edremit Körfezinin kuzeyinde yeralan dağın yamaçlarında, bir çok antik eser günümüze kadar gelmiştir. Homeros’un İlyada Destanı’nda ve Halikarnas Balıkçısı’nın eserlerinde İda Dağı’nın ismi çok kereler geçer.

Nasıl gidilir ?
Yeşilyurt’a İstanbul’dan gidiyorsanız, iki alternatifiniz var. Klasik bildiğim yoldan şaşmam diyenlerdenseniz, Mahmutbey gişelerinden otobana giriyorsunuz. Rahat bir yolculukla, yolun keyfini süre süre Marmara Ereğlisi’ne kadar gidiyorsunuz. Oradan otobandan ayrılıp, devlet karayolundan Tekirdağ’a ulaşıyorsunuz.

Tekirdağ’da muhakkak karnınız acıkmıştır. Acıkmasa bile molanızı verin. Ali Baba’nın ya sahildeki ya da vaktiniz varsa şehir merkezindeki lokantada köftelerin tadına mutlaka bakın. Sonra da ver elini Çanakkale.

RADARA DİKKAT!
Çanakkale yoluna Keşan yol ayrımından döndükten sonra dikkatli olun, yolda radara yakalanmayın. Çanakkale geçmek için, ilk alternatif Eceabat’tan arabalı vapuru tercih etmek.

İsterseniz. Kilitbahir’den ufak motorlarla da karşıya geçebilirsiniz. Ama biraz heyecanlı oluyor. Özellikle dalgalı havalarda tekneler biraz fazla sallanıyor. Ya da Lapseki’den de arabalı vapurla karşıya geçebilirsiniz. Tercih sizin.

ÇANAKKALE’DEN SONRA YOL KOLAYLAŞIYOR.

Çanakkale’ye geçince, istikamet ikiye ayrılıyor. İsterseniz sahil yolunu kullanabilirsiniz. Ama bu yol biraz uzun sürüyor.
Çanakkale’den önce Ezine’ye oradan da Ayvacık üzerinden Küçükkuyu’ya ve Yeşilyurt Köyü’ne ulaşıyorsunuz.
Küçükkuyu- Yeşilyurt Köyü arası 3 kilometre kadar sürüyor.

Ama keyifli bir yolculuk yapıyorsunuz. Zaten daha yola girer girmez, tertemiz havanın sizi çarpmasıyla kendinize geliyor, yol yorgunluğunu unutuyorsunuz.

BEN AYAĞIMI YERDEN KESMEM DİYENLER İÇİN…

Bazıları vardır ki, ayakları hep toprak üzerinde olsun ister. İşte seyahate çıkarken de bunu düşünenler ve yaşayanlar için bir başka rotamız ise, İstanbul ya da Ankara’dan gelenler için, Bursa yolunu kullanmak…

Bunun için istanbul’dan otobanı kullanarak, İzmit’e, oradan da Yalova üzerinden Bursa’ya gidebilirsiniz. Bursa’da da İskender Kebap yiyip biraz mola şart. Daha sonra da istikamet Balıkesir olmalı. Bu yol da yaklaşık 5 saat sürüyor…

Ardından Edremit, Akçay, ve Altınoluk üzerinden Küçükkuyu’ya ulaşıyorsunuz. Eh buraya geldikten sonra Yeşilyurt Köyü’ne gitmek sorun değil…

İSTANBUL’DAN KARAYOLUYLA

İstanbul’dan karayoluyla, Tekirdağ, Eceabat, Çanakkale, Küçükkuyu’ya 450 km, yaklaşık 5,5 saat süren yolculuk yapıyorsunuz.

İSTANBUL’DAN FERİBOTLA

İstanbul’dan Hızlı Feribot’u kullanırsanız, : İstanbul Yenikapı’dan Bandırma’ya hızlı feribot kullanılırsanız, yaklaşık 1.45 dakikada Bandırma’da oluyorsunuz. Sonra da karayolundan Biga, Lapseki, Çanakkale, Ezine, Ayvacık, Küçükkuyu üzerinden toplam 5 saatte Yeşilyurt’ta oluyorsunuz. Feribotu tercih ederseniz Bandırma’yla Yeşilyurt arası 270 km sürüyor.

İZMİR’DEN GİDİŞ.
İzmir’den yola çıkıyorsanız : Aliağa, Ayvalık, Edremit, Akçay, Altınoluk, Küçükkuyu üzerinden Yeşilyurt’a ulaşıyorsunuz. Bu yol da yaklaşık 2,5 saat sürüyor. Bu yol 230 kilometre mesafede…

OTOBÜS İLE GİDİYORSANIZ…
Yeşilyurt köyü’ne otobüsle gitmek istiyorsanız. Büyük şehirlerden Kamil Koç başta olmak üzere bir çok firmadan faydalanabilirsiniz.

Nerede kalınır ?
Yeşilyurt Köyü, son yıllarda büyük şehirlerden kaçıp da stressiz ve rahat bir yaşam arayanların sığınaklarından bir oldu Edremit Körfezi’nde. Hem köyde hem de civarda bulunan diğer yerleşim yerlerinde, çok sayıda ev yeniden elden geçirildi ve restore edildi.
İlgiyi gören burada yaşayanlar da birbirinden güzel tesisler yaparak hizmete sundu.

Gelelim burada kalabileceğiniz yerlere. Bir zamanlar Rum taş ustaları günümüzde belki artık yok. Ama büyük şehirlerin yoğun stresinden kurtulup kaçmak isteyen aileler burayı mesken tutmuş…

Taş evler de günümüzde buranın vazgeçilmez mimarisi olmuş. Bu nedenle hem taş işçilikleriyle hem de sunduğu hizmetlerle, Yeşilyurt Köyü’nde kalabileceğiniz birbirinden ilginç tesisler var.

DİKKAT; Yeşilyurt Köyü, son zamanlarda özellikle büyük şehirlerden gelenler tarafından populer hale geldiği için, kalınacak yerlerin fiyatları da ona göre yüksek. Yani buraya talep fazla. Yaz kış geleni giden eksik olmuyor. Eğer ekonomik bir bütçeyle tatile çıktıysanız, buralarda kalmak yerine, Küçükkuyu’da Akarsu Hotel, Egem Motel gibi tesislerde kalabilirsiniz.

Gezmek için ya da akşam güneş batışını keyifle seyretmek için bu tesislere gidebilirsiniz!!!

ÇETMİHAN

Yeşilyurt Köyü’ndeki ilginç tesislerden biri, Çetmihan. Tüm odalar merkezi ısıtma kaloriferli, odalarda tuvalet ve duş mevcut, 24 saat sıcak su var… Taş mimarinin güzel örnekleriyle bezeli otelde, yazın açık havada, kışın şömineli restoranda yemek mümkün…

MANİCİ KASRI

Yeşilyurt Köyü’nün diğer bir butik oteli olan Manici Kasrı, taş mimari ile özgün oturma grupları ve dekoruyla kalınabilecek diğer adreslerden biri. Otelin dört bir yanını saran ağaçları görebileceğiniz her tarafı camdan olan kafesi, görüntü kirliliğinden bunalan şehir insanları için eşsiz peyzajlar sunuyor.

KAZDAĞI YEŞİLYURT EVLERİ

Yörede kalabileceğiniz diğer bir alternatif ise, her birinde 6 kişinin kalabileceği 3 adet dubleks taş evden oluşan Yeşilyurt Evleri. İçlerinde bir evde bulunması gereken hemen her şey yer alan Yeşilyurt Evleri’ne giderken, yanınıza sadece yiyecek ve giyecekleri almanız yeterli.

ERGUVANLI EV…
Kaz Dağlarının eteklerindeki Yeşilyurt Köyü’nde, 17 yataklı butik otel ve kurs merkezi olarak yeni açılan bir otel Erguvanlı Ev. Köyün alt kısmındaki küçük bir vadinin yamacında yer alıyor. Otele ismini veren erguvan ağaçları, çevresi çam ağaçlarıyla çevrili otelin bahçesinde bulunuyor.

Ön odalar ve teraslar deniz manzarasına sahip. Erguvanlı Ev’in en büyük özelliği uzun yıllar Almanya’da yaşayan tesis sahiplerinin, kendi yaşam tarzlarını buraya da yansıtmaları. Çok az insanla, büyük şehrin hızla yaşamından kaçmak, doğanın içinde sakin bir tatil geçirmek, sağlıklı beslenmek, yoga kurslarına katılmak, doğa yürüyüşleri yapmak, çevrenin tarihi ve turistik yerlerini görmek ve denizden yararlanmak isteyenler için ideal bir tesis özelliğine sahip.

Sahiplerinin doğal gıda ürünlerinden yaptıkları yemekleri bir o kadar lezzetli. Özellikle sonbahar, kış ve ilkbaharda doğanın içinde tatil yapmayı düşünenler için tercih edilecek bir tesis özelliğini barındırıyor.

Tesisin bir başka özelliği de çöp ayrıştırma sisteminin bulunması. Tesiste üretilen atıklar üçe ayrılarak değerlendiriliyor.
Ayrıntılı bilgi, telefon sayfalarında yeralıyor.

Ne yenir ?
Yeşilyurt köyü’nde kaldığınız tesislerin hemen hepsinde, kendi ürettikleri zeytinyağlarının en güzellerinin tadına bakabilirsiniz. Zaten köyde üretilen zeytinler yağlı olduğu için, neredeyse tamamı yağ üretiminde kullanılıyor.

Zeytinyağları, sulu sistemle sızma olarak üretiliyor. Hem de bu zeytin ağaçları yaşlı ağaçlar. Yeşil zeytin sevenler için de erken hasatta toplanan zeytinler, salamuraya konuyor ve zamanı gelince kullanıyor. Köyde özellikle sabah kahvaltılarında, şehirde unuttuğunuz tadları bulabilme şansınız var.
Hatta zeytinyağı, tatlılarda ve pilavlarda bile kullanılıyor.

Sızma zeytin yağında dinlendirilen zeytinlerin tadına bakmaya doyamacaksınız.Köyde beslenen koyun ve keçi sütlerinden üretilen peynirler ise, süper marketlerin reyonlarında yer alanlardan çok farklı. Yağı alınmayan sütlerle yapılan peynirleri, mutlaka tadın.Köyde yapılan testi peynirinin tadına mutlaka bakın.

TESTİ PEYNİRİ

Süt, kaynatılıp mayalandıktan sonra bir toprak testiye basılıyor. Toprağa gömülen testi, en az üç ay sonra gömüldüğü yerden çıkartılıp, kırılır. İçinden çıkan leziz peynir de afiyetle yeniyor. Tabii yine bulabileceğiniz sepet peynirini ve İzmir’in eşsiz lezzetteki Tulum peynirini de unutmamak gerekiyor.

Bu arada köyde üretilen balları da geçmeyelim. Çünkü doğa harikası bu yörede üretilen ballar, kalitesi bakımından Rize’nin dünyaca ünlü ve çok az üretilen Anzer Balı’nın hemen ardından ikinci sırada yer alıyor.

Alışveriş
Bölgede alışveriş yapmayı sevenler için inanılmaz alternatifler var. Tabii ki bunların başında zeytin ve zeytin ürünleri geliyor.

Zeytinyağlarının özellikle soğuk sızma olanını tercih edin. Asit oranı bir dereceye kadar olan yağları aldığınızda göreceksiniz, markette satılan yağlar arasındaki farkı.

Köylerde üretilen ve kalacağınız tesislerde satın alabileceğiniz peynirleri unutmayın..

Ama en önemlisi, Kaz Dağları’nın eşsiz doğasında yetişen otları bulunca almamazlık etmeyin. Çünkü Kaz Dağları’na özgü doğal ve şifalı bitkiler neredeyse her derde deva.

Kekik, Adaçayı, Kapari, Nane, Isırgan v.s. gibi bitkileri, köy içinde her mevsim bulma imkanınız var.

İlginç yerler
Yeşilyurt Köyü’nün eski adı Büyük Çetmi olarak biliniyor. Köy, Kaz Dağı’nın eteklerinde yer alan şirin bir yapıdadır. 200 kişilik köy nüfusu, 90 hanede yaşamını sürdürmektedir. Yüzyılların birikiminin oluşturduğu taş işçiliğinin örnekleri köydeki mevcut binalarda görülmektedir.

Köy, İda Dağının göbeğinde Zeytin ve Çam ağaçları ile çevrilidir. Bu bölgenin dünyada oksijen oranı en yüksek ikinci yer olduğu tespit edilmiştir.

Yeşilyurt’un eski taş evleri son yıllarda, İstanbul ve İzmir’den gelen ve doğal yaşamla içiçe yaşamayı seçen ailelerin, hatta yabancıların gözdesi olmuştur.

Köydeki tarihi taş evlerin taliplileri bu yüzden her yıl katlanarak artmaktadır. Köy halkının yerlilerinin çoğu ise yörüklerden oluşmaktadır. Yörükler çoktan göçerliği unutmuş ve yörenin haklı şöhreti olan zeytincilikle geçinmektedirler. Küçükkuyu’dan sadece 3 km. uzaklıktaki köyün temiz ve dinlendirici havası, her yaştan konuğu cezbetmektedir.

Yeşilyurt Köyü, mitolojide “İlk Güzellik Kraliçesi Yarışması”nın yapıldığı dağ olarak geçer.Yunan mitolojisinde Tanrıçalar Hera, Afrodit ve Athena’nın katıldıkları güzellik yarışmasının yapıldığı yer olarak adı geçen İda Dağı, günümüzde Kaz Dağı olarak bilinmektedir.

Dağ ile ilgili söylenceler bununla da kalmaz. Mitolojiye göre Zeus burada doğmuş, Tanrılar Truva Savaşı’nı buradan izlemişler ve Aşk ile Güzellik Tanrıçası Afrodit ilk kez burada aşık olmuştur.

Edremit Körfezinin kuzeyinde yeralan dağın yamaçlarında, bir çok antik eser günümüze kadar gelmiştir. Homeros’un İlyada Destanı’nda ve Halikarnas Balıkçısı’nın eserlerinde İda Dağı’nın ismi çok kereler geçer.

İLK GEZİ YERİ ZEUS ALTARI…

İşte bu nedenlerle, Yeşilyurt Köyü’ne gittiğinizde sadece otelde kalarak dinlenmeniz mümkün değil. Buraları da görmek isteği sizi yerinizde rahat rahat oturtmuyor.

Bu nedenle bence gezinize ilk olarak Zeus Altarı’nı gezerek başlayın. Buraya gitmek için Küçükkuyu’dan patika yoldan 3 kilometre kadar tırmanarak İda Dağı’nın eteklerine çıkmak gerekiyor. 250 metre yüksekliğinde, çam ağaçlarının arasında bulunan Zeus Altarı’nı görünce şaşıracaksınız.

İki nedenle. İlk olarak günümüze sadece bir kaya parçasından başka bir şey kalmayan Zeus Altarı, bugün buraya çıkan hemen her yaştaki kadın- erkek turistin dilek taşına dönüşmüş durumda. Hemen herkes eline ne geçerse buraya tutuşturmuş. Bazıları naylon poşet parçalarını, bazıları da bez parçalarını. Bu arada Zeus’un yerinde gençlik uykusuna yatmayı da ihmal etmeyin!

En iyisi, Ovayı ve ve denizi keyifle seyredebileceğiniz gölgelik bir yer bulun ve bu manzaranın keyfini çıkarın.Gerçekten inanılmaz bir görüntü. Bölgede bugüne kadar her hangi bir kazı çalışması da yapılmamış.

ADATEPE KÖYÜ
Burayı görüp de hemen geriye dönmeyin. Çünkü Zeus Altarı’nın bulunduğu yere çıkarken, yola devam ederseniz, bu kez Adatepe Köyü’ne varıyorsunuz. Köy, dağın doğal ortamında yaşamak isteyen, özellikle büyük şehirlerde bunalan şehirliler tarafından istila edilmiş durumda. Tek tek satın alınıp elden geçirilen ve restore edilen evler arasında keyifle dolaşabilirsiniz. Bazı kişiler burada yaz kış oturmaya başlamış.

TAHTAKUŞLAR KÖYÜ ETNOGRAFYA GALERİSİ
Buraya kadar gelip de, Tahtakuşlar Etnografya Galerisi’ni görmeden dönmek olmaz.

130 haneli ve 600 kişinin yaşadığı Tahtakuşlar Köyü, Edremit’e 17, Akçay’a 5 kilometre uzaklıkta. Türkiye’nin ilk özel etnografya müzesine sahip.

Müzenin sahibi Alibey Kudar, 1991 yılında müzeyi halk açmış. Hem de kendi olanaklarıyla sıfırdan ortaya çıkarmış. O günden bu güne de Türkmen kültürünün artık kaybolan örneklerini tek tek burada toplamış. Orta Asya’dan gelen Türk boylarının ilginç kültür farklılıkları, giyim türleri, ev eşyaları, kısacası aklınıza gelebilecek hemen her şey burada yer alıyor.İçinde kütüphanesi bile var. Galeride bir de alışveriş olanakları da yer alıyor. Zeytin, zeytinyağı, sabun, kekik satın alabilirsiniz. Yıl boyunca da açık.

MIHLIÇAY…

Burası şehirden gelip de doğayı, yürüyüş yaparak tanımak isteyenler için ideal yerlerin başında geliyor. Küçükkuyu’dan Altınoluk’a giderken Çay Pazarı, Selton tesislerini göreceksiniz.
Kaz dağlarına trekking yapmak istiyorsanız eğer, bu nokta çıkış noktanız olacak.

Yürüyüş rotası, Mıhlıçay çayının çevresini kapsıyor. Trekking için, bölgede kaldığınız otel yetkililerinden yardım isterseniz, size her türlü yardımı yapabilirler. Rotanızda yıkık değirmen yer alıyor. Bir de Mıhlıçay’ı geçen kemerli tek köprü var. Geçmişi Romalılar’a kadar uzanıyor. Çevresinde hemen her türlü ağacı ve incir, ayva, gibi meyve ağaçlarını bulabilirsiniz.

Eğer yürümeye devam ederseniz, bir çok şelaleyi göreceksiniz. Ama şaşırtıcı sürpriz en sonunda. Yükselerek giderken şelalelerin oluşturduğu göleti göreceksiniz. Ama gölün arkasında bulunan dik kaya duvarlarla çevrili şelaleyi görünce şaşkınlığınız bir kat daha artıyor. Karşınızda, kulaklarınızı uğuldatarak göle dökülen şelale duruyor.

Yeşilyurt köyü ve daha doğrusu, İda Dağı çevresinde doğanın güzelliklerini keşfedebileceğiniz o kadar çok güzel nokta var ki. Hemen her biri günlerinizi alacak güzellikte. Bunlar arasında, bir ay kalanın bir yaş gençleştiği söylenen! Şahin Deresi, Altınoluk, Sütüven ve Hasanboğuldu Şelaleleri yer alıyor..
anahtar kelimeler: Çanakkale Tatil Yerleri,Çanakkale otelleri,Çanakkale ucuz otelleri,Çanakkale ucuz pansiyonları,Çanakkale pansiyonları,Çanakkale restaurantları,Çanakkale gezilecek yerleri,Çanakkale tarihi,Çanakkale resimleri,Çanakkale araba kiralama,Çanakkale ucuz tatil,Çanakkale hotelleri,Çanakkale ucuz hotelleri,Çanakkale ulaşım,Çanakkale kalacak yerler,Çanakkale haritası,Çanakkale ilçeleri



Temmuz-15-2007
Filed Under (Çanakkale) by admin

Nasıl gidilir ?
OTOBÜS

Harem ya da otogardan Truva otobüslerine binerseniz, direk Ayvacık’a gidiyorsunuz. Kendi araci olmayan kişi Sokakağzı’na gelen köyün minübüsünü binip gidebiliyor. Haftada üç gün o işliyor. Ayrıca belediye otobüsleri işliyor. Belediye otobüsü Koyuevi’ne geliyor. Oradan da kalacağınız bazı tesisleri ararsanız sizi kendi araçlarıyla gelip alıyorlar.

Eğer bu şekilde gidemezseniz taksilerle de Sokakağzı’na gidebiliyorsunuz.

İSTANBUL’DAN ÖZEL ARAÇ İLE GİDİŞ

Avrupa Yakasından olanlar için, Yenikapı Bandırma feribotu en iyi ve güvenli yol. Bandırma’dan burası 240 kilometre civarında.

Karadan gelenler, Tekirdağ, Çanakkale, Ayvacık, Assos üzerinden Koyunevi ve Sokakağzı’na ulaşıyor…

Behremkale yol ayrımından Sokakağzı 20 kilometre. Koyunevi 15, motelin kapısına kadar 5 kilometre.

İZMİR’DEN GİDİŞ

İzmir’den Sokakağzı’na gitmek için en ideal yol, İzmir, Didim, Ayvalık, Altınoluk ve Küçükkuyu üzerinden gitmek. Küçükkuyu’yu geçince hemen sola sapıp, sahil yolunu izleyerek gidebilirsiniz. Bu şekilde hem virajlardan yorulmuyorsunuz hem de yol daha kısa.

Assos yol ayrımına gelince dört yol ağzından Koyunevi yoluna giriyorsunuz. Koyunevi girişinde gelince hemen solda Sokakağzı’nı ve tesisleri gösteren tabelaları takip ediyorsunuz.

ANKARA VE DİĞER ŞEHİRLERDEN GİDİŞ

Sokakağzı’na Ankara Bursa gibi yörelerden gidiyorsanız, Bursa, Edremit, Küçükkuyu, Assos yolu en ideali. Behramkale’ye gelince dört yolda Gülpınar yoluna giriyorsunuz. 15 kilometre sonra karşınıza Koyunevi girişi geliyor. Sonrası hemen sola sapıp 5 kilometre sonra pansiyon ve motellerin bulunduğu, günlük yaşamla turizmin içice olduğu Sokakağzı’na geliyorsunuz.

DİKKAT ; Sokakağzı’nın bugüne kadar bakir kalmasında belki de büyük etkisi olduğunu bildiğim 5 kilometrelik toprak yoldan geçerek gidiyorsunuz. Öyle hemen endişelenmeyin. Sadece özel aracınızla gidiyorsanız dikkatli sürün. Yavaş yavaş aracınızı hareket ettirin. Özellikle jeep türü araçla gitmiyorsanız, aracınız alttan herhangi bir yere çarpmıyor. Yolun sadece iki yerinde biraz dikkatli olmalısınız. Sonrası hızlı gitmeye uygun olmayan toprak yol. Rahat rahat aracınızı sürebilirsiniz.

Nerede kalınır ?
Türkiye’nin belki de en ilginç koylarından birinde yer alıyor Sokakağzı. Assos’un hemen yanıbaşında olmasına rağmen bir başka dünya gibi. 1990 yılından bu yana turizme açılmış.

Koyunevi’nin bir mahallesi gibiyken, sahilde sadece köy evleri ve 1988 yılında sadece iki pansiyon varmış. 88′den sonra özellikle yerli turistler burayı keşfetmeye başlayınca gelişmiş.

En gelişmiş hali olan bugünlerde ise, evleri olan köylülerden yedi sekiz kişi pansiyon yapmış. İki üç tane de moteller var dışardan gelenlerin. Toplam 7 pansiyon ve 4 motel var. İşte o kadar.

Gerisi, hala balıkçılık yapan köylülerin birkaç evi, büyük şehirlerden kaçıp da buraya yazlık yapan bir kaç ailenin gerçekten güzel bahçe içinde evleri. Gerisi 1,5 kilometrelik kumsal. Yürüyüş alanı ise 3, 5 kilometre.

Sokakağzı’nda kalınabilecek yerlerin arasında belki de en ilginç olan tesis, Ergül Motel. İlginç tarafı ne mi? Motel’in denize tam sıfır olması. Ama bu sıfırlık reklam broşürlerinde yer aldığı gibi lafta değil. Tesisin 4 odasının balkonundan oltanızı sallayıp balık yakalama şansınız var. Evet yanlış okumadınız.

Güneşte fazla yanıp da odanıza dinlenmeye çekildiğinizde balkonunuza oturuyorsunuz. Bölgede kıyadan yakalayabileceğiniz kefal, izmarit gibi balıkları yakalamak için oltanızı sallıyorsunuz. Adeta yalıda oturur gibi, bir elinizde olta bir elinizde soğuk içeceğiniz balık bekliyorsunuz. Artık kısmetinize. Ne yakalayabilirseniz.

Tesisde yarım pansiyon olarak kalıyorsunuz. Ancak sabah kahvaltısında size ev reçelleri, istediginiz gibi pişirilen yumurta, zeytin ve kahvaltılık malzeme sunuluyor. Öyle plastik hazır ürünler yok burada.

Öğle yemeklerinde ise isterseniz, ev yemekleri pişiriliyor. Bunların tadına bakabilirsiniz. Lokanta tadından uzak lezzetli imambayıldılar, pilavlar, makarnalar biber dolmaları…

Akşam yemekleri ise tek alternatifiniz var; O da balık. Yaz aylarında olsanız bile her akşam menüde değişik bir balık var. Hem de deniz çipurası, lüfer( temmuz ayında lüfer bulabileceğiniz belki de tek yer burası ).

Lüferin sırrı balık avı yasağı başlamadan önce yakalanan balıklar olması. Balıklar deepfreez’de saklanıyor. Yasak ayları boyunca müşterilere sunuluyor. Hem de ızgara başında her balığı nar gibi kızartmak için dumanlarla boğuşan Şenol Önal’ın denetiminde.

Tesisin 8 odası var. 22 yataklı bir tesis.Odada sıcak su. Duş tuvalet var. Denize sıfır manzaralı. Odaların genelde balkonu var. Otelin balkonundan balık bile tutabiliyorsunuz. Denizden 3 merdivenle kuma iniyorsunuz. Sahilde otel müşterilerine ait ücretsiz şezlong, şemsiye var.Deniz kumsal. Özellikle küçük çocuklu aileler evlerinden daha rahat ediyorlar.

Ne yenir ?
Ergül Motel’in işletmecilerinden Şenol Önal 18 yıldır turizmin içinde yetişmiş, genç işletmecilerden. Çekirdekten başladığı için işin hemen her yönünü biliyor.

Burayı işletmeye başlayınca eşi Gülper mutfak sorumluluğunu almış. Sanki kendi evine misafirler gelmiş gibi başlamış leziz yemekler yapmaya…

Akşamları ise bereketli Ege Denizi’nde yakalanan leziz lüfer, çipura, derin su barbunu, mezgit, mercan, kalamar balıklarını müşterilene sunuyorlar. Eylülde lüfer tekrar başlıyor. Sardalya, kolyos gibi balıklar da var.

Ancak akşam yiyebileceğıniz balıkları anlatmak lazım. Çünkü balık pişirmek hele ızgara gerçekten zor.

O lezzeti yakalayıp, balığı kömür ateşinde yakmadan pişirebilmek her yiğidin harcı değil.

Şenol Önal, müşterilerine balığı leziz olarak sunabilmek için geçiyor ızgaranın başına. Ateşi kendi yakıyor. Kömürleri kor haline gelene kadar bekliyor. Sonra da sabırla, yavaş yavaş balığı kızartmaya başlıyor.

Balığı her çevirişinde zeytinyağını sürüyor. Sabırla yaklaşık 45 dakikada pişen balık nar gibi yeşilliklerin içinde müşteriye sunuluyor. Balığın içini açtığınızda pişirmedeki özeni görüyorsunuz. Kılçıklarının yanında kanlı kanlı duran balık etleri yerine, bembeyaz gerektiği kadar pişmiş lezzetli bir balık sizleri bekliyor. Siz de afiyetle tadına bakıyorsunuz.

Tesisde sadece balık yok tabii ki. Bıkana kadar balık yedikten sonra yeter derseniz alternatif çok. Ayrıca mantı, gözleme, kabak çiçeği dolması var.

İNCİR REÇELİ

Ağustos 10′undan sonra buranın inciri çok meşhur. Bilenler o tarihi tercih ediyor. Müşteriler isterlerse yemek için incirleri kendileri de topluyorlar tesis sahibinin bahçesindeki ağaçlardan. İnsanlar memnun ayrılıyor.
Özellikle yemekler kaliteli…

Beş yıldızlı otellerde açık büfede bulamayacağınız yezzeti bulma imkanınız var.

AVCI BÖREĞİ…

Bu yöreden başka bir yerde zor bulabileceğiniz bir lezzet daha. Sütle hamurla unla karıştırılıyor. Önce krep gibi tavada pişiriliyor. Sonra kıyma soğan başka bir yerde kavrulup, sigara böreği gibi sarılıyor. Sonra da yağlı tavada bir kez daha kızartılıyor. Yemesi su böreğini andırıyor. Buraya özgü gibi bir börek.

EV BAKLAVASI

Özel olarak köy baklavası var. Özel baklava yaptırılıyor. İstanbul, Ankara gibi şehirlerden gelenler, rezervasyon yaptırırken özellikle bunu istediklerini söyleyerek buraya geliyormuş.

Ergül motelde sabahları mevsim ürünlerinden oluşan dut çilek kayısı, incir reçeli var. Öğlenleri de ev yemekleri. Zeytinyağlı yemekler. Büyük otellerde olan yemekler değil. Tamamen ev menüsü çıkıyor.

Alışveriş
Sokakağzı küçük bir koyda kurul olduğu için öyle büyük çarşılar burada yer almıyor. Günlük ihtiyaçlarınız için bir bakkalı var. Gazeteler geliyor. Ancak 10.30 gibi gazetelere ulaşma şansınız var. Buradan günlük bütün ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz.

Sahilde akşamları hem köylülere hem de gelenlere satış için bir seyyar tezgah açılıyor. Orada da sadece köylülein ihtiyaçları, ve bazı deniz ürünleri satılıyor.

Ancak kaldığınız tesislerde bütün yaz boyunca isteyenler zeytin yağı buluyor. 0,5 asitli. Sebze bahçeleri var etrafta. İsteyen alışveriş yapıyor. Suni gübre kullanılmadan yapılan üretim. Bunları alabilirler.

İlginç yerler
Sokakağzı’nın en büyük özelliği şehirlerin gürültülü ortamından kaçıp da sakin bir yerde tatil yapmak isteyenler için ideal olması.

Burada hemen her tatil yöresinde rastladığımız aşırı gürültülü barlar, cafeler eğlence yerleri yok.

Gittiğiniz zaman alternatifler sınırlı. Ya denize gireceksiniz.

En kalabalık zamanında bütün tesislerde kalanların sayısı 100 kişiyi geçmediği yerde. Hem de yazın aşırı sıcaklarında denize girince tam anlamıyla serinlemek için. Ya da gölge bir yere çekilip kitabınızı okuyacaksınız.

Balık yakalama gibi bir hobiniz varsa burası ideal. Çünkü sahilin neredeyse hemen her yerinde balık yakalama şansınız var. Özellikle kefal avlamak her zaman mümkün. Yemli olarak da izmarit gibi balıkları yakalayabilirsiniz. O nedenle balık tutuyorsanız yanınıza oltanızı alıp da gidin.

Akşamları ise mükemmel zeytinyağlı yemekleri yedikten sonra ya çayınızı kahvenizi yıldızları seyrederek içeceksiniz. Ya da sahilde toprak yolda, sessizliğini sesini dinleyerek yürüyeceksiniz.

Sokakağzı’nın bir başka özelliği, Yunanistan’ın en büyük adalarından olan Midilli Adası’na en yakın konumda yer alması. Öyle ki akşam olup da adanın Türkiye’ye bakan arka tarafı sayılan yüzünde ışıklar yanınca, neredeyse elektrik direklerini seçebiliyorsunuz güzel havalarda. Eskiye göre daha da fazla insanın yerleştiği adada ışık ışık görüntü koyun sessizliğinde izleyenlere keyifli geliyor.

ÇEVRE GEZİLERİ DE VAR!

Sokakağzı’nda canınız mı sıkıldı. Dert etmeyin! Çevre gezileri var. Kaldınız tesisin sahipleri size hemen, Assos, Truva. Bozcaada gibi yerlere geziler düzenliyor ya da nasıl gidebileceğinizi anlatıyor. Tekne gezisi de yapılıyor koydan etraftaki koylara. Balıkçılar koyları gezmek isteyenleri sabahtan alıp koylara götürüyor. Dutburun, Karadiken gibi bir çok koy var. Deniz süper, Balık avlayabiliyorlar. İlgi duyan kişiler istediklerini bulabiliyorlar.

Ergül Motel’in bir başka sürprizi ise, tesisin sahiplerinden Gülser Hanım’ın keyifli zamanlarda 3 yıl önce öğrenmeye başladığı ve artık tek başına hem çalıp hem söylediği Türk Sanat Müziği konserleri.

Akşam yemeği sırasında udunu eline alan.Gülser Hanım, başlıyor mikrofonsuz kendi halinde hem çalıp hem söylemeye . İsteyen müşteriler de kendilerine katılıyor. Böylece inanılmaz bir müzik ortamı yaşanıyor.

Bizim bulunduğumuz akşam tesiste bulunan yaşları 70′lere yaklaşan iki misafir, çalan parçalara öyle güzel eşlik ettiler ki, dinleyen herkes keyifle konseri izledi…

Sokakağzı’nda yer alan Ergül Motel’in sahipleri Ergün ve eşi Gülser Totu’nun buraya olan sevdaları da Sokakağzı’nın turistik gelişimiyle adeta içiçe…

Aile Almanya’da işçi olarak yıllarca çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönüş yapıyor. Sonra da ne yapalım derken turizm işine ilgi duyuyorlar. İlk olarak 1986 yılında Didim’de 100 yataklı motel işletiyorlar. Sonra bu işi yapmaya karar veriyorlar.

88 yılında Sokakağzı’na gelip bir ev alıyorlar. Gülser Hanım, “92 yılına kadar evin alt katını pansiyon olarak kiraya vermeye başladık. Ondan sonra şu an Motel olarak bulunan yer satılıkmış. Eşim haber vermeden satın alıyor. Bana çok kötü bir sürpriz oluyor. Ondan sonra bu işe başladık. 5 yıl ben işlettim kendim. Şimdi ise Şenol Önal ile birlikte işletiyoruz” diyor.

SEZON NE KADAR?

Sokakağzı’nda sezon, 1 Nisan’da başlıyor. Kasım ayı sonuna kadar devam ediyor.
anahtar kelimeler: Çanakkale Tatil Yerleri,Çanakkale otelleri,Çanakkale ucuz otelleri,Çanakkale ucuz pansiyonları,Çanakkale pansiyonları,Çanakkale restaurantları,Çanakkale gezilecek yerleri,Çanakkale tarihi,Çanakkale resimleri,Çanakkale araba kiralama,Çanakkale ucuz tatil,Çanakkale hotelleri,Çanakkale ucuz hotelleri,Çanakkale ulaşım,Çanakkale kalacak yerler,Çanakkale haritası,Çanakkale ilçeleri



Temmuz-15-2007
Filed Under (Çanakkale) by admin

Türkiye’nin köyü olmayan tek ilçesi Bozcaada.

Çanakkale’nin bu önemli merkezi, köklü tarihi, birbirinden güzel plajları, üzüm bağları, çamlıkları, deniz ürünleri, şarabı, temiz havası ile sakin ve huzurlu bir tatil için en uygun adreslerden biri…

Sükunet, huzur, temiz deniz, tertemiz hava ve köklü tarihi ile Bozcaada, Çanakkale’nin incisi…

Kışın 2 bin-2 bin 500 kişinin kaldığı adada, yaz aylarında nüfus 15 bine çıkıyor.

Pansiyonlar, kamp ve piknik alanları ile ekonomik tatil vaad eden Bozcaada, Kumburnu Mevkiine 3, Geyikli - Odunluk İskelesi’ne 5 deniz mili uzaklıkta bulunuyor.

Ada çevresi 14 mil, en yüksek noktası ise 192 metreyle Göztepe mevkii.

Bu noktadan net havalarda Limni, Semendirek, Midilli ve Gökçeada’yı görebilirsiniz.

İstanbul’dan biraz uzak. Ancak tarihi kalesine çıkıp da, adayı seyretmeye başlayınca, bütün yol yorgunluğuna değecek güzellikleri, sizi büyüleyecek.

Nasıl gidilir ?
Bozcaada’ya gitmek için otobüs yolculuğunu seçenler için, İstanbul’dan gece 24.00 ve 01.00′de kalkan otobüsler, sabah 07.30′da Ezine’de oluyor. Ezine-Geyikli arası 12 kilometrelik yolu minübüsle tamamlayabilirler. Yaz sezonunda Radar Turizm, Kamil Koç , Truva Seyahat otobüsleri Geyikli vapur İskelesi’ne dek geliyor. 100 araç taşıma kapasiteli feribotlarla yolculuk 30-40 dakika sürüyor.

ÖZEL ARAÇ

Özel araçla, İstanbul - Çanakkale, Bursa - Balıkesir ve İzmir -Ayvalık üzerinden gelenler, Bozcaada’ya gitmek üzere, yeni yapılan geniş yoldan iskeleye gelince, araçlarını sahildeki otoparka da bırakabilirler. Adanın tümü asfalt olan yollarında gezecekseniz, aracınızı adaya geçmek üzere sıraya sokmalısınız. Şayet bisikletle gezip dolaşmaya uygun yollarda pedal çevirmek isterseniz, beraberinizde bisiklet de getirmelisiniz.

Gemiyle Bozcaada’ya geçmek isterseniz, “Yükyeri iskelesi”nden gidebilirsiniz.

Bozcaada’dan feribot 07:30 - 12:00 - 17:30′ da kalkıyor.

Ada da sonbahar ve kış aylarında da gezginler oluyor. Bu nedenle yaz ve kış saatlerini ayırmak da fayda var. Akşam yük yerinden adaya yaz için 19,00 olan tarife kış aylarında 17,00 olarak, adadan yük yerine ise 17,30 dan 16.00 olarak değişiyor. Yük yerinden Adaya ise 10:00 - 14:00-19:00 hareket saatleri.

NOT: Haziran ayından itibaren gemi sefer saatlerine ilaveler oluyor. Bu nedenle yola çıkmadan önce Deniz Yolları ile bağlantı kurup, feribot seferleri hakkında bilgi almayı unutmayın.

Nerede kalınır ?
Yatak kapasitesi 600 olan Bozcaada’da ev pansiyonculuğu gelişmiş. Yazın ev pansiyonculugu hariç, 1500′e varan bir yatak kapasitesine ulaşılıyor. Otel Ege, Otel Fahri, Otel Thenes, Gümüş, Zafer, Bahri,Aral Tatil Çiftliği,Çapraz Tatil Köyü, Gülerada Otel konaklama tesislerinden bazıları. İskeleye 300 metre uzaklıkta akasyalarla kaplı bahçe içinde Otel Ege bulunuyor. Adanın yatak kapasitesi de kış için 300 (sıcak su ısınma gibi sorunları olmayan). Ada da farklı tatil anlayışları için farklı alternatifler var.

1800 yıllarında Rum ilkokulu olarak yapılmış. 1923′te kapanan okul, Türk okulu olarak yeniden açılmış. 1963 yılına kadar öğrenci yetiştiren okul, sonradan el değiştirmiş. Yıpranıp yıkılmaya başlamış. 1986 yılında dış duvarları aynı kalmak üzere, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izin ve proje tastikiyle otel olarak içini yeniden düzenlenmiş. 36 odalı 80 yataklı otelin bahçesindeki sabah kahvaltıları ve çardak bardaki Bozcaada şaraplarının içimi bir hayli keyifli oluyor.

Pansiyon olarak Aksoy Pansiyon tercih edilebilir. Banyolu, kaloriferli ve temiz odalarıyla pansiyon kışın da açık. Nazire Aksoy’un işlettiği pansiyon, taksi ulaşım hizmetleri de veriyor. Bozcaada’nın koylarında çadır kurup kamp yapanlara ve karavanlarıyla gelenlere de sık sık rastlanıyor.

Ne yenir ?
Bozcaada denilince akla ilk gelen üzümlerin lezzeti… Ancak limanı içinde birçok kıyı restoranı yer alıyor. Izgara çeşitleri, pizza ve spagetti gibi yemek çeşitlerini yanı sıra, bölgenin ada oluşu nedeniyle deniz ürünleri menünü ilk sıralarında yer alıyor. Özellikle temiz denizlerin göstergesi olan kalamar ve ahtapot, Bozcaada çevresine çoğalmak, üremek üzere çok geldiği için, her zaman bulunan en lezzetli deniz ürünleri arasında. Cips gibi pişirilen kalamar tavaya, yöre halkı, “Ağızda erir gider!” diyor. Bu balıklara ek olarak yaz aylarında, Adaya has uskumru, lipsos, mercan, sinarit, orfoz, barbunya, karagöz, levrek gibi balıkların tadina bakmali…

Ayrıca adada artık sıcak ev yemekleri içinde 150 yıllık tarihi bir mekanda hizmet veren taş şömineli ada ya ait hoş bir mekan var. Lodos cafe restaurant. Burada Türkan Hanım’ın asma yapraklı omleti ıslak keki ve Lodos’a özel sosu ile lipsos buğulaması mutlaka tadılmalı. Bu arada lodos da ev yapımı üzüm likörü ve şaraplarıda denenebilir.

Adada Salhane ve Fuska bar da gidilecek yerler arasinda… Ayrıca Adacafe,Polente Lisa cafe de alternatifler… Özel soslu ahtapot salatası ise tadılması gereken bir meze.

Bozcaada’da dip balıkları çeşitleri bakımından çok zengin. Karagöz, orfoz, mercan, sinarit, levrek, melanur, lüfer ve akın zamanı çinekop en çok tutulanlar. Tarihi kale önünde yer alan gazino ve çay bahçeleri, turistlerin başlıca uğrak yeri. Adanın arka yüzünde plaj ve pikniğe gelenleri ağırlayan ekonomik fiyatlı kır lokantaları yer alıyor. Ege Otel’de fırından yeni çıkmış ekmekle yapılan doyumsuz kahvaltıların yanısıra, akşam çardak altında içilen şarapların tadına doyamayan turistler, beraberlerinde birkaç şişe Bozcaada şarabını da götürmeyi ihmal etmiyor.

FARKLI LEZZETLER

Bozcaada dalmaya uygun. Görüş mesafesi fazla. Doğa manzarası güzel bölgeler var. Bozcaadalı balıkçı kaptan Kemal Şahin’le tekne turuna çıkarsanız, ilginç tadlarla tanışma imkanınız da olabilir.

Bu arada ada da yat ve dalış malzemeleri satan ve bu yönde farklı talepleri değerlendiren ve hizmet veren Aganta yatçılık var. Çünkü artık ada yatçılar ve dalgıçlar için çok popüler bir merkez oldu. Bunlardan en keyiflisi, kaptanla birlikte dalıp, bu temiz sularda yaşayan deniz kestanelerinin üzerinde küçük taşlar bulunanları çıkarmak ve içindeki havyarı hemen oracıkta yemek…Bu ağızda eriyip giden havyarın besleyici değeri oldukça yüksek.

Bir başka besin ise, fuska.Yumurta sarısı rengindeki fuskalar, taşlık bölgelerde bulunuyor ve guatr hastaları için iyot tedavisinde de kullanıyor. Buranın bir başka spesiyali ise,”kulfada köftesi”… Beyaz renkte, kıyılara yapışık yaşayan ve çatalla çıkartılabilen bir bitki olan kulfada, ekmek kullanılmadan köfte malzemesi ilave edilerek, yoğrulup biçimlendiriliyor.

Karnıbahar tadına benzeyen ve genellikle Rumların kullandığı bu meze, rakı ile tüketiliyor.

Alışveriş
Bozcaada’da bağcılık adanın tarihi kadar eski. Üzüm ada hayatının ayrılmaz parçası. Evliya Çelebi ünlü seyahatnamesinde, Bozcaada’dan söz ederken, dünyanın en güzel çavuş üzümünün yetiştiği yer olarak tanımlamış. Adanın 18 bin 500 dönüm alanı bağlarla kaplı. Güneş, toprak ve rüzgar bölgeyi emsalsiz kılınca, Bozcada’nın bağcılık literatüründe yer almasını sağlamış. Sofralık çavuş üzümü, poyraz rüzgarının etkisiyle ince kabuklu, tatlı ve lezzetli. Karasakız ve Vasilaki gibi şaraplık üzüm çeşitlerinden yapılan şarapların imal edildiği özel sektöre ait üç şarap fabrikası var. Bu şaraplardan bulabilirseniz almayı ihmal etmeyin. Bölgede tutulan balıkları da hem yemeyi hem de fiyatını uygun bulursanız hemen alın. Çünkü tertemiz denizlerde tutulan balıkların lezzeti bir başka oluyor. Ada şaraplarının hepsini tadabilecekleri ve farklı şaraplar ya da hediyelik satın alabilecekleri “Mahzen şarapevi” de diger alternatif…

İlginç yerler
Bozcaada’nın Eskikale,Erenler, Tarabya, Nar, Sarıtaş, Tuz, Kocatarla, Mermer, Sulubahçe, Habbeli, Batı, Kilik olmak üzere oniki burnu ve bunların arasında Liman, Değirmenler, Lagor, Ayana, Ayazma, Sulubahçe, Poyraz, Çanak, Çapraz, Kocatarla isimleri ile anılan koyları yer alıyor. Çevresinde bulunan irili ufaklı adalar Tavşan, Pırasa, Orak, Yılan, Fener, Taş, Kaşık, Gökçe, Sıçancık olarak anılıyor. İyot yüklü, bol oksijenli, deniz kokulu ada havası uykusuzluk, kalp, astım problemi olanlara şifa dağıtırken, Bozcaadalılar, “Havamız ve denizimiz asla kirlenmez” diyor.

Güneşin batışıyla da ünlü adanın limanındaki görkemli kalesi gece aydınlatışmış haliyle ışıl ışıl. Yöre halkından, hava meydanının hizmete girmesiyle bölgenin öneminin ve turizminin daha da artacağı görüşü hakim. Bozcaada’nın arka yüzünde Ayazma Mevkii bulunuyor.

Paraşgivi isimli bir bayanın sembol olduğu yerde, bir zamanlar rum kızları ve delikanlıları birbirlerini görüp, göz süzerlermiş. Günümüzde de dilekler tutularak yaşanan Bozcaada Festivali’nin burada yapılması, bölgeye hareketli ve eğlenceli günler yaşatıyor. Adanın güney bölümünde, Sulubahçe koyu sırtlarında çam ağaçları altındaki saha piknikçilerin gözdesi. Sürekli esen poyraz rüzgarıyla yazın en sıcak aylarında bile terlemeden tatil yapanlar, 17. yüzyıl eseri Köprülü Mehmet Paşa Camii, Alaybey Camii, Tarihi Çeşme, Venedik Devri kiliseyi, ünlü kaleyi ve şarap mahzenlerini geziyor. Sualtı fotoğrafçıları için de, dalışa uygun doğa manzaraları olan Bozcaada çevresinde, kış aylarında amatörlerin fosforlu oltayla kalamar yakaladığına tanık olabilirsiniz.

BİRAZ DA TARİHİ BİLGİ…

Heredot’a göre, eski adıyla Tenedos, şimdiki adıyla Bozcaada’nın bilinen ilk sakinleri, Pelaglar(Pelazziler). Muhtemelen adaya ikibin yıl önce yerleşmişler. O tarihlerden 1500 yıl sonra ise, İonya kentleri ve adaların tümüyle birlikte Bozcaada’da Perslerce tahrip edilmiş. Ada daha sonraki yıllarda Akdeniz’deki ticari egemenlik kavgası nedeniyle Venedik, Ceneviz, Bizans’ı misafir etmiş. 1455 -1456′da Fatih Sultan Mehmet’in Donanma Komutanı Hamza Bey tarafından Venedikliler tarafından alınmış ve Ege’deki Türkler’in eline geçen ilk ada olmuş. 1479′da Türkler’in galibiyeti ile biten savaşların sonunda Ada’ya Türk bayrağı çeken Gedik Ahmet Paşa, kaleyi yeniden yaptırmış. Anadolu’dan getirdiği ahaliyi de, her türlü vergiden muaf olarak yerleştirmiş. Çeşitli işgallerle birçok kez el değiştiren ada, 20 Eylül 1923′de Hızır Reis Gambotu ile gelen Türk İdareci ve emniyet kuvetlerince devralınmış…
anahtar kelimeler: Çanakkale Tatil Yerleri,Çanakkale otelleri,Çanakkale ucuz otelleri,Çanakkale ucuz pansiyonları,Çanakkale pansiyonları,Çanakkale restaurantları,Çanakkale gezilecek yerleri,Çanakkale tarihi,Çanakkale resimleri,Çanakkale araba kiralama,Çanakkale ucuz tatil,Çanakkale hotelleri,Çanakkale ucuz hotelleri,Çanakkale ulaşım,Çanakkale kalacak yerler,Çanakkale haritası,Çanakkale ilçeleri



Temmuz-15-2007
Filed Under (Çanakkale) by admin

Babakale ; Asya kıtasının batıdaki en uç noktası…

Denizde eriyip giden güneş batışını, en iyi burada izleyebilirsiniz…

Seyahat hepimiz için yoğun ve sıkıcı iş yaşamından sonra, en çok özlediğimiz etkinliklik.

Bu kez yolumuz Asya kıtasının en ucuna doğru gidiyor. İstikamet Babakale…

Nasıl gidilir ?
İstanbul’dan Trakya yönünen özel oto ile çıkış yapanlar, Gelibolu’dan Çanakkale’ye saat başı kalkan feribotlarla geçtikten sonra, Ezine’den Gürpınar yolu ile veya Ayvacık Behram üzerinden Babakale’ye ulaşabilirler.

Ezine otogarından Ezine Birlik otobüslerinin günde beş defa tekrarlanan seferleri Akliman duraklı yapılıyor. Babakale - Gürpınar arası, 9 kilometrelik yol ise, yavaş araç sürmeyi gerektiriyor. Çünkü yol stabilize.

Çevre gezilerine, antik kentlere meraklı olanlar, Assos ve Behramkale’yi, Apollo Tapınağı’nı, Odunluk İskelesi tarafına 45 kilometre uzaklıktaki Alexandria Troas’ı görebilirler.

Nerede kalınır ?
Babakale köyü içinde kalabileceğiniz yerlerin başında Kamil Erol’un yeni hizmete açtığı Hotel Prens bulunuyor. 6 odalı, günün her saati sıcak su bulunan tesiste, hem tertemiz bir odada geceleme imkanınız var. Hem de otelin terasında yer alan lokantadan bütün Babakale’yi keyifle izleyebiliyorsunuz.

Ayrıca Uran Motel Restoran ‘da, 7 oda ve 21 yatak ile gelen müşterilerine hizmet veriyor. Tesisin balık restoranı da var.
Köy içinde Lekton Motel ve 20 yataklı mütavazi bir pansiyon olan Karayel de bulunuyor.

Köye 10 dakikalık mesafede bulunan Akliman’da ise, işletmesi bu yıl el değiştiren ve Ahmet Çayıroğlu tarafından işletilen Altınkum Motel var. Tesisin restoranı ve gazinosunda yemek yiyenler, arzu ederlerse çevre turlarına da katılabiliyorlar.

Ne yenir ?
Babakale tepeleri kekik kaplı. Koyunlar bu otlarla beslendiği için etleri de, süt mamülleri de farklı ve natürel oluyor. Ezine peynir imalatındaki şöhretini yüzde 80 koyun, yüzde 20 keçi sütü karışımına borçlu. Az tuzlu tam yağlı beyaz peynire İstanbul’dan büyük talep olunca,Ayvacık’ta peynire yatırım yapanlar da artmış.

Has zeytinyağı, zeytin, kekik suyu, bölgede bulabilecekleriniz.

Balıkların geçiş yolu olması nedeniyle babakale’nin açıklarına gündüz atılan ağlarla ve Paragata çıkan balıkçılar, her türlü balığı yakalıyorlar. Mevsimine göre sinarit, mercan, karagöz, levrek bölge balıklarının kare ası.

Assos 17 kilometre, Küçükkuyu 25 kilometre uzakta olmasına rağmen, Babakale’ye sadece balık yemeğe, hatta balık kürüne gelenlerin bulunduğunu ve fiyatların çok tabanda olduğunu belirten balıkçılar, sardalya, kupa gibi balıklarının kilosunun çok ekonomik fiatla alınabileceğini söylüyorlar.

Babakale balık hali üzerinde bulunan Karayel Restoran’ın kalamar tavası ve balık çorbası çok ünlü.

KARİDES TATLISI ve KALAMAR DOLMASININ TADINA BAKIN!

Hotel Prens’de kalırsanız, karides tatlısı ve kalamar dolmasını da yemeyi ihmal etmeyin. Babakale’de sadece burada bulabileceğiniz bu tatlının özelliği sosunda. Onun da tarifini da otelin ve restoranın işletmecisi Kamil Erol vermiyor. Yalnız karides tatlısı için söylediği bilgi, haşlanmış karidesler alınıyor. Bir tabakta eziliyor. Sırrı söylenmeyen sos dökülüyor. Üzerine susam ve hindistan cevizi döküldükten sonra da servis yapılıyor.

Herkesin beğenisini kazanan Kırlangıç Balığı çorbasının dört kişilik tarifi ise şöyle.

KIRLANGIÇ BALIĞI ÇORBASI…

Yarım kilo kırlangıç balığı suda kaynatılıp pişirildikten sonra kılçıklarından temizleniyor. Bir kap içine iki yumurta sarısı iki limonun suyu ile çırpılıyor. Diğer tarafta bir çorba kaşığı un, iki çorba kaşığı zeytinyağı ile tava içinde ayva sarısı olana kadar un ve yağ ateşte karıştırılıyor.

Haşlanmış balığın suyuna ağır ağır ilave edilen karışıma çırpılmış limon ve yumurtayı da katıp, temizlenmiş balıkla beraber kaynatırken, içine de bir demet maydonoz kıyılıp 3 dakika ateşte karıştırılıyor. Sonra ateşten indiriliyor. Arzu edenler için kaynarken, içine doğranmış patates ve havuç, hatta balık havyarı da konulabiliyor.

Alışveriş
Babakale tepeleri kekik kaplı. Koyunlar bu otlarla beslendiği için etleri de, süt mamülleri de farklı ve natürel oluyor.

Ezine peynir imalatındaki şöhretini yüzde 80 koyun, yüzde 20 keçi sütü karışımına borçlu.Az tuzlu tam yağlı beyaz peynire İstanbul’dan büyük talep olunca,Ayvacık’ta peynire yatırım yapanlar da artmış.

Has zeytinyağı, zeytin, kekik suyu, bölgede bulabilecekleriniz arasında yer alıyor…

Babakale’de insanlar yaşamlarını balıkçılık ve ayakkabıcılıkla sürdürüyorlar. Ancak günümüzde çok az da kalmış olsa, el sanatları arasında bıçakçılık da var. Köyün geçmişi 1723 yılına kadar uzanıyor. Köyde 6 kuşaktır biçakçılık yapan Mustafa Kazak’ın atölyesini açık bulunca mutlaka ziyaret edin. Ufacık atölyesinde çeliğe su verip tezgahında göz nuruyla özel bıçaklar yapan ustayı seyredin.

Dükkanda, çok keskin olan ve balık ayıklamak için özel olarak yapılan bıçakların malzemeleri de orjinal. Çelikleri otomobil makasından, sapı keçi boynuzundan, kını kavak ağacından yapılıyor.

Gerisi el emeği göz nuru…

İlginç yerler
Asya kıtasının batıdati en uç noktası, Babakale’nin geçmişi 1723 yılına kadar uzanıyor. Bu tarihte kurulan Babakale, dönemin izlerini taşıyan görkemli kalesi, antik su yolları, camii, hamamı, çeşme ve ulu çınarı ile zamana yolculuk yapmanıza da neden olan güzellikler taşıyor.

Yıl boyunca güneşin çıok farkı bir görüntkü ile denize battığı, Osmanlı döneminin son kalesi babakale, deniz ürünlerinin de cenneti.

TARİHTE BABAKALE

Osmanlı Donanması’nın geçtiği, korsanların uğrak yerlerinden olan bu en uç noktada, bir gün 3. Ahmet deniz seferinden dönerken, kötü hava şartları yüzünden bölgedeki köye sığınmış.

Halk, “Padişahımız geldi!” diye koşup etrafını sarmış. Korsan saldırılarından bıkıp usandıklarını dile getirmişler. Padişan veziri İbrahim Paşa’ya talimat verince, vezir de Deniz Kuvvetleri Komutanı Mustafa Kemal Paşa’ya bu görevi havale etmiş. Çıkarılan fermanla, yurdun dört köşesindeki mahkumların Babakale’deki çalışmalarından sonra serbest bırakılacaklarını vaad etmiş.

Mahkumlar kaleyi yapmışlar. Çeşmeye su getirmek için beş kilometre künk döşemişler ve liman inşaatına başlamışlar. O tarihten bu yana bölge, uzun süre gözden ırak olan, gönülden ırak olur sözünü doğrularcasına hep ihmal edilmiş.
anahtar kelimeler: Çanakkale Tatil Yerleri,Çanakkale otelleri,Çanakkale ucuz otelleri,Çanakkale ucuz pansiyonları,Çanakkale pansiyonları,Çanakkale restaurantları,Çanakkale gezilecek yerleri,Çanakkale tarihi,Çanakkale resimleri,Çanakkale araba kiralama,Çanakkale ucuz tatil,Çanakkale hotelleri,Çanakkale ucuz hotelleri,Çanakkale ulaşım,Çanakkale kalacak yerler,Çanakkale haritası,Çanakkale ilçeleri



Temmuz-8-2007
Filed Under (Çanakkale) by admin

TARİHİ YERLER VE ESERLER

Gökçeada tarihinde hakimiyet sürmüş devlet kalıntıları Ada’ya serpiştirilmiştir. Bunların en önemlisi, Çınarlı Ovasındaki 5 bin yıllık Höyüktür. Aydıncık’taki kaya mezar ile Kaleköy’de bir evin arkasında bulunan lahit mezarlar çok ilginçtir.

Kaleköy’de, Cenevizlilerden kalma bir kale kalıntıları vardır. Kapıkaya mevkiinde Şeytan Kayalıklarında Eski bir kale kalıntısı da bulunmaktadır. Güzelcekoy’da İngilizler ‘in kullandığı Birinci Dünya Savaşından kalma Karargah ve baraj gölü kalıntıları ve denizdeki batıklar ilginçtir. Osmanlılardan kalma çamaşırhane, top ve evraklar bulunmaktadır.

Denizlerde bir çok eski batık ve amfora bulunur. Eski dokuma tezgahları, halı tezgahları, Fıçılar, ahşap eşyalar, koruma altındadır. Roksados mevkiinde, belki de dünyanın en eski barajlarından birinin kalıntıları bulunmaktadır.

Tepeköy’ün Thameni’de ”gömülmüş yer” bulunan arkeolojik kalıntılar. Yeni mahallenin üstünde, Kefaloz’da, Tepeköy’ün Balidosta, Zeytinliköy’ün Araşia ve Krioneroda, Dereköy’ün Pirğosta ve tabii Kastro’da (Yukarı Kaleköy) muhtelif arkeolojik kalıntılar bulunmaktadır.

anahtar kelimeler: gökçeada Tatil Yerleri,gökçeada otelleri,gökçeada ucuz otelleri,gökçeada ucuz pansiyonları,gökçeada pansiyonları,gökçeada restaurantları,gökçeada gezilecek yerleri,gökçeada tarihi,gökçeada resimleri,gökçeada araba kiralama,gökçeada ucuz tatil,gökçeada hotelleri,gökçeada ucuz hotelleri,gökçeada ulaşım,gökçeada kalacak yerler,gökçeada haritası,gökçeada ilçeleri



Temmuz-8-2007
Filed Under (Çanakkale) by admin

Gökçeada tarih boyunca pek çok devletin egemenliğine geçmiştir. Çanakkale Boğazı girişinde kilit bir noktada olmasından dolayı, her zaman cazip bir yer olmuştur. Ada’nın sık sık istilacı devletlerce işgale uğraması nedeniyle gelişme sağlanamamış ve halk zarar görmüştür. Öyle ki baskı ve sıkıntılardan bunalan halk İstanbul’u fetheden Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’e heyet halinde giderek himaye talep etmiştir.

Ada’ya ilk ayak basan kavim Pelaglar (Akalar) olduğu kabul edilir. Sn. Doç. Dr. Halime Hüryılmaz başkanlığında sürdürülen kazı çalışmalarında ortaya çıkan eserler, Ada’mızın tarihinin 5 bin yıl önce başladığını göstermektedir.

Akalar’dan sonra Mikenler, Persler, Rosenelar, Atinalılar, Sparta, Romalılar, Bizanslar, Venedikliler, Cenevizliler, Osmanlılar, İtalya, Yunan Devleti, ve Türkiye Cumhuriyeti, Gökçeada’ya hakim oldular. Gökçeada genellikle deniz savaşlarıyla hakimiyet altına alınmıştır. Osmanlı’ya ise kendileri başvurarak sığınma talep etmişlerdir. Ada’da bir çok uygarlık yaşamasına rağmen, her savaştan sonra gelen yağmalama ve talandan dolayı bu medeniyetlerin izleri pek kalmamıştır.

1204′te Latinler,
1261 Bizanslılar,
1456′da İmrozlu tarihçi Kritovulos F.S. Mehmet’e teslim eder.
1457-1458 Papa devleti,
1458-1466 Osmanlı,
1466-1470 Venedik,
1470-1770 Osmanlı,
1770-1774 Ruslar,
1774-1912 Osmanlı,
1912 Yunan işgali (Balkan Savaşları), 1920 Yunan işgali (Kurtuluş Savaşı),
1923 Türkiye Cumhuriyeti.

Hakimiyet süreleri incelendiğinde, 5 asırlık bir süre ile Osmanlı başta gelir.

AYRINTILI OLARAK GÖKÇEADA TARİHİ

(BÜLENT AYLI’NIN YAŞAYAN GÖKÇEADA DERGİSİNDEN ALINMIŞTIR.)

AKALAR DÖNEMİ

Ada’ya ilk ayak basanların Pelasglar olduğu kabul edilir. Akalar adı verilen bu kavim Asya’dan kalkarak M.Ö. 2000 yıllarına doğru Yunanistan ve Kuzey İtalya’ya yerleştiler. Akalar’ın İtalya’ya giren kolu zamanla daha kuvvetli kavim olan, Rosenalar’ın hücumlarına dayanamayarak bir kısmı dağlık bölgelere çekilmiş, bir kısmı ise Gökçeada’ya gelmiştir. Akalar Gökçeada’da Miken medeniyetini kurdu. Daha sonra Dor istilalarıyla yıkılan Akalar, Anadolu’nun batı kıyılarına yerleştiler. Akalar medeniyette çok geriydiler. Ayrıca ticareti bilmiyor, çobanlıkla geçiniyorlardı. Barbar tabir olunan Akalar önlerine çıkan her şeyi yakıp yıkıyorlar, insanları öldürüyorlardı. Şehrin tüm surlarını yıkıp evleri işgal ettiklerinden, yöre halkı çareyi kaçmakta bulmuşlardı. Ada’da Akalardan ve diğer şehir devletleri döneminden kalma eserler yoktur. Bunun nedeni, uzun zaman hiçbir devletin Ada’da uzun süre hakimiyet kurup eser verememesidir. Bunların hiçbiri günümüze gelememiştir.

Akalar Gökçeada’ya geldiklerinde kıyıyı komple taş surlarla çevirdiler, kendilerini koruma altına aldılar. Ada’ya uğrayan gemiler Akalarla çeşitli alışverişler yapıyorlardı. Akalar o devirde para usulünden ziyade mübadele usulünü benimsemiştir. Daha sonra ise para ile alışverişe dönülmüştür. Bu dönemde Gökçeada nüfusu göçler sebebiyle fevkalade artmıştır. Akalar; işgal ettikleri Gökçeada topraklarını sahiplerinden alıp, Aka ailelerine dağıttılar. Bunları da reform adı altında yapıyorlardı.

PERSLER DÖNEMİ

Perslerin İmparator Darius zamanında İran’daki karışıklıkları önlemesiyle büyük keşifler yaptığı görülür. Persler; Batı Trakya, Bulgaristan ve İskitleri fethetti. Batı Anadolu kıyılarına kadar ilerledi. Makedonya’da Yunanlıları sıkıştırıp onları haraca bağlamaya başladılar. Pers savaşlarının çıkışıyla bağımsızlığını yeniden kazanan Yunanistan eski gücünü toplamak için çaba sarf etmeye başladı. Bu arada Gökçeada’da Pers istilasına uğradı. Pers donanmasına ikmal işlerinden faydalı olan Gökçeada ayrıca haraç ta veriyordu. Bu şekilde vergi vermek tam 42 yıl devam etti. Atina’nın Pers baskısına artık dayanamayıp, Kallias’ı İran’a elçi olarak göndermesi (MÖ.448) üzerine tarihi KALLIAS barışı yapıldı. Bu anlaşmayla Gökçeada Atina’ya bağlandı. Bu anlaşma sayesinde ATTIK-DELOS birliği ile Yunanistan’ın en kudretli şehir devleti oldu. Perslerin kuvvetli ordular ve Harpagos ile Mazares gibi kabiliyetli komutanlar nezaretinde Atina ve dolayısı ile Gökçeada’yı işgal etmeleri hiç de zor olmadı.

ATİNALILAR DÖNEMİ

Güçlü Pers donanmasının sık sık vurduğu Gökçeada kıyıları güvenli yerleşim yeri değildi. Çanakkale Boğazı’nın girişinde olması stratejik açıdan pek çok devletin ilgisini çekmeye yetmiştir. Sahillerin muhkem mevkilerine, korsanlar, fırtınalara karşı sığınır, ikmal yapar, suyunu alır, üstelik Gökçeada halkını soyarlardı. Bu arada çaldıkları malları aklamak için Gökçeada’daki manastırlara hediye verirlerdi. MÖ.405 tarihinde Ada resmen Atina hakimiyetini kabullenmek zorunda kaldı. Ancak MÖ.405 sonbaharında Atina’nın Sparta ile yaptığı tarihi büyük savaş, Ada’nın kaderini değiştirdi. Donanması yakılarak her tarafı tahrip edilen Atina, mecburen Sparta ile masaya oturdu. Barış koşulları gayet ağırdı. Atina’nın pratikteki varlığı sona eriyordu.

BARIŞ KOŞULLARI:

a) Atina sahip olduğu tüm ülkelerden vazgeçecekti.
b) Gökçeada, Limni, Skiros Sparta idaresine verilecekti.
c) 12 gemi hariç diğerleri Pelepones’e verilecekti.

Ancak, Makedonya’nın Yunanistan’ı işgal etmesiyle Gökçeada’nın el değiştirmesi sağlandı. M.Ö.393 yıllarında Persler’den yardım gören Atina kendini toparladı ve Kanon Atina’ya bir kurtarıcı gibi döndü. Sparta yönetimindeki Gökçeada tekrar 394 yılında Atina yönetimine girdi. Fakat gittikçe güçlenen Atina’nın nüfusunun günden güne artması ayrıca Trasibulos’un deniz birliğini yeniden kurması (M.Ö.389) Persler’e karşı isyan eden Kıbrıs ve Mısır halkının Atina tarafından desteklenmesi siyasal durumu değiştirdi. Atina’ya olan yardım ve bağımlılığı sona eren Pers İmparatorluğu Sparta ile birleşme çareleri aradı. Persler’den yüklü miktarda para alan Spartalılar mükemmel bir donanma yaptılar. Bu suretle donanma Çanakkale Boğazı’nı kapatıp Gökçeada’yı işgal etti. Atina bu durum karşısında çok zor bir durumda kaldı. Barış çarelerini araştırmaya başladı. Spartalı ünlü devlet adamı ANTIALKIDAS, Pers Krallığı ile Yunan Şehir Devletleri arasında süresiz barış isteğiyle girişimde bulundu. Böylece Yunan Şehir Devletleri arasında süresiz barış sağlandı. Tarihe ‘Kral Barışı’ olarak geçen barış antlaşmasıyla Persler Yunanlılar üzerinde hakimiyet kurdu. Gökçeada hariç tüm adalar Persler’e bırakıldı. Atina’nın ısrarla Persler’den Gökçeada’yı istemesi dikkat çekicidir. Atina’nın bu konudaki ısrarı, boğaz trafiğini kontrol etmek ve ticaret yollarını güvenceye almak istemesinden kaynaklanmaktadır. İşte Persler; Yunan Şehir Devletleri’nin egemenliklerini ciddi biçimde tehlikeye düşürmekle kalmıyor, bunu uygulama noktasına getiriyordu.

ROMALILAR DÖNEMİ

Gittikçe güçlenen Roma İmparatorluğu kuvvetli donanması sayesinde bütün Ege adalarını ele geçirmişti. Atina Devleti’ne bağlı olan Gökçeada M.Ö.215-168 yılları arasında 47 yıl süren Makedonya Savaşları sonunda el değiştirdi. Roma Cumhuriyeti bütün Makedonya’yı ve Gökçeada’yı işgal etti. Gökçeada artık Roma Cumhuriyeti’nin vergi veren eyalet dışı topraklarından biriydi. Sezar’ın ölümüyle parlak yıllarını kaybeden Roma Cumhuriyeti, Oktavianus ”İmperium” Yetkisi verdi. (M.Ö.220) Böylece imparatorluğun en parlak anıları yaşanmaya yeniden başlandı. Roma’nın büyümesi Marcus Aurelius’un ölümüyle (M.S.180) kadar sürdü. İktidar kavgaları dış saldırılar İmparatorluğu ikiye böldü. Gökçeada nasibini, Doğu Roma İmparatorluğuna bağlanarak aldı. Mevkii itibariyle tüm Roma gemileri Ada üzerinde söz sahibiydi. Batı Roma İmparatorluğu halkının katolik olmasına karşılık, Doğu Roma İmparatorluğu Ekser ortodokstu. Gökçeada ruhaniyet açısından İstanbul Patrrikliğinden önce Atina Metropolitliğine bağlıydı. Daha sonra Fener’e bağlandılar. Ada’daki ibadethane ve manastır sayısındaki çokluğun sebebi Katolik baskısından kaçan Ortodoks Rumların, Ada’nın ıssız kesimlerine sığınıp, dini yaşantılarını sürdürmeleridir. Bu durum Ada halkının ilk çağlardan beri her gelen rüzgara göre yön değiştirmesine ikili oynamasına yol açmıştır. Gökçeada zaten Hıristiyan dünyasının iki ayrı kutbuna dahil olmuş bir tarihi Adadır. Değişik ülke iktidarları devrinde yakılıp yıkılan Ada, en müreffeh anlarını Osmanlı Yönetiminde yaşamıştır. Çünkü Osmanlı, Adayı bir vakıf olarak görmüştür. 5 asırlık güzellik buradan kaynaklanır. Ada’nın Bizans hakimiyetine girmesinden sonra keyfi birtakım uygulamalar olmuş, bu yüzden de halk Bizans yönetiminden soğumuş, adeta Osmanlı yönetimine kucak açmıştır. Osmanlı yönetimini bizzat çağıran yine ada halkıdır. Ada halkı zaten her gelen kuvvete bağlılıklarını sunuyor, daha iyi bir idare ihtimali doğarsa hemen onu adaya davet edip bağlanıyordu. Gökçeada halkının bu tip tavırları önce Bizans’ın daha sonra Osmanlıların canını sıktı. Her iki devlet uzun süre bu sorunla uğraşmışlardır. Bizans’ın can çekiştiği dönemlerde dönüşümlü olarak, Ceneviz ve Venediklilerle yönetilen Ada imar yönünden epey geri kalmıştır. Halkın yüksek vergi isteyen Bizanslı vergi memurunu Ada’dan kovması, mahalli yöneticileri kendi kendine seçmesi, onların Bizans nezrinde asi olmasına yetmiştir. Aynı şekilde Fatihe bağlılıklarını sunarken Ada’ya Papa yönetimini davet ederek ikili oynamışlardır. Ancak bu durum Fatih tarafından çözüme kavuşturulmuştur.

VENEDİKLİLER DÖNEMİ

Venedik Cumhuriyeti 15. Yüzyılın en zengin devletlerinden biriydi. Deniz ticaretinde elde ettiği üstünlük, onu tartışmasız en güçlü devlet haline getirmişti. Bütün kolonilerinde, deniz Filosu sayesinde, tam bir hakimiyet kuran Venedik, yol ağızlarındaki tüm muhkem mevkileri ele geçirmiştir. Gökçeada’da Venedik için böyle bir özellik taşıyordu. Gökçeada Venedik Cumhuriyeti için çok önemliydi. Çanakkale ticaret yollarının güvenliği tamamen bu Ada’nın elindeydi. Venedik’in Gökçeada’yı eline geçirdiği yıllardaki deniz gücü şöyleydi. Küçük gemi 3000 adet büyük gemi 300 iri gemi 300 mürettebat 36.000 kişi tersanede çalışan 160.000 kişi. Donanmayı yeniden yapabilmek için 6 ay kadar kısa bir zamana ihtiyaç vardı. Bu yıllarda Venedik, ticaret geliri ve donanma bakımından olduğu kadar refah açısından da üstün durumdaydı. Venedik Cumhuriyeti hayati önem taşıyan Gökçeada için pek çok tedbir almıştı. Ada’ya verdiği önem, Osmanlı Devleti’ne bile kafa tutmasından anlaşılıyordu. Nüfusu 190.000 olan Venedik ihtiyacının çok üstünde gelir elde ediyordu. Yüz binlerce insanın yaşadığı kolonileri sömürerek en zengin devlet unvanını kazanmıştı. Osmanlılarla yaptıkları savaşlar sonucu elinden çıkan Karadeniz kolonilerinden yıllık kaybı 170.000 düka altınıydı. Bu miktar daha sonra iyice artmış ve Venedik’in mali açıdan çökmesine sebep olmuştur. Gökçeada Venedik için ikmal yükleme ve vergi kaynağıydı. Muhtelif yerlerden gelip Ada’ya uğrayan ticaret gemileri bir anlık istirahat için Ada’ya uğrar ve memurlarına rüsum öderdi. Bu önemli bir gelir tutardı. Bu günde varlığını sürdüren Tuz gölü, önemli bir gelir kaynağıydı. Tuz; eski çağlardan beri, aranan ve zor bulunan bir maddeydi. Bazı devletlerin sırf tuz yüzünden başının ağrıdığı görülmüştür. Nitekim, Venedik Cumhuriyeti ile Osmanlı Devleti adadaki tuz hasılatı yüzünden, ihtilafa düşmüşlerdi. Venedikli yöneticiler, Ada’dan elde ettikleri meskun yerleri yine yerli halka kiralıyorlardı. Venedik’in Gökçeada halkı için aldığı ”ticaret haricinde bir işle meşgul olma” kararı halkın maddi durumunu zayıf tutuyordu. Yine liman ve sebze meyve gelirleri Ada halkının kullanamadığı kaynaklardandı. Halbuki Ada; 1470 yılında Osmanlı Devleti tarafından fethedilmesinden 1912 yılına kadar, maddi ve manevi destek görmüş, zenginleşmiştir. En başta; halkın Katolik baskısından kurtarılıp özgür hale gelmesi ve Ada içinde tüketilen sebze meyvenin yine Ada içinde üretilmesi esas alınmıştı. Diğer ülkelerde olduğu gibi ırk, dil, inanç baskısı olsaydı, onlar üzerinde bir baskı yapılsaydı, bugün Ada kendi inanç, dil ve ırkının hasletlerini taşıyan bir toplum kalmazdı. Halkın sadece cülus törenlerinde sunduğu hediyeler olurdu ki bu her zaman geçerli değildi. Osmanlı Devleti’nin Gökçeada’yı almasıyla, Venedik Hıristiyan birliğini kurmaya teşebbüs etti. Venedik iktisadiyatı ve ekonomisi mahvolmak üzereydi. O sıralarda adaletli Osmanlı Yönetimi bir çok devlet ve şehirde tercih sebebiydi. Osmanlı’yı ülkelerine davet eden şehirler, anahtarlarını gelip cihan padişahına sunuyordu. Bu sırada Gökçeada Beyi, Patrikhane’ye gitme bahanesiyle Ada’dan ayrılıp, Fatih Sultan Mehmet Han’a bağlılık sundu. Dünyanın en zengin devleti olan Venedik, Gökçeada gibi hacimce küçük ancak stratejik açıdan büyük bu Ada’yı kaybetmekle, ekonomik krize gireceğini biliyordu. 1467 yılında Venedik Amirali KANALİS 26 kadırga ile Enez’e geldi. Oradan Gökçeada’ya gelerek Ortodoks Rumları Katolikliğe geçmeye mecbur etti. Hayale gelmeyecek işkencelerle kadın ve kızların namusunu kirletti. Ancak dağlık iç kesimlere çekilenler kurtarılabildiler. Venedik’in bu baskısı karşısında bir heyet Gökçeada’dan İstanbul’a giderek görüşmüş ve Gökçeada’nın adaletli Osmanlı yöntemine alınmasını rica etmiş, huzur ve sükunu temin etmesi için Padişahı iknaya çalışmıştı. Bu arada Venedik, artan Osmanlı baskısı karşısında, barış için bir öneri ileri sürdü. Öneriye göre Gökçeada ve Semadirek Adası Venedik’e bırakılacaktı. Osmanlı Devleti bunu kabul etmedi. Cevaba kızan Venedik, Enez ve Gökçeada’yı tahrip ve yağma etti. (1470) O dönemde, Rum Mehmet Paşa’nın Veziri Azamlığı sebebiyle Osmanlı Padişahı Ada’yla yekinen ilgilenmeye başladı. Bu arada Venedik Bey’i bin kadar Rum’u boğazladı. Bir o kadarını Ağrıboz’a götürdüler. Rumlar’ın bu acınacak durumlarına Osmanlı Devleti seyirci kalamadı. İstanbul’daki Gökçeada heyetleri de sürekli uğraşıyordu. Rodos seferi adıyla hemen hazırlıklara başlayan Osmanlı Devleti’nin asıl amacı Ağrıboz’da tutuklu iki bin Rum’u kurtarmaktı. Ağrıboz’a giden Donanmayı Hümayun, Rumları ve Türkleri kurtardı. Ada’da coşkuyla karşılanan Türk ordusu sevince vesile oldu. İki bin Rum uğruna açılan sefer için, 300 gemi hazırlanması takdire şayandır. Ganimet imkanının olmadığı bu seferde, 5.500 şehit verdiler. 30 kadırga da telef oldu. Savaşın seyri şöyle oldu; Venedik donanma amirali 80 parça gemiyle adayı topa tuttu. İkinci Osmanlı saldırısında 20.000 Venedik’li öldürüldü. Kalenin topçu kumandanı Tomaso Osmanlılarla anlaşarak kalenin toplarını imha edecekti. Kale kumandanı Pol Erico olayı haber alarak Tomao’yu boğdurdu. Bu arada Osmanlılarca esir alınan Venedik’li bir kişi Osmanlı tarafını tutup bir işaretle Venedik saflarına geçti. Venedik komutanına, tesadüfen Otağ-ı Hümayun’dan geçerken Osmanlıların 4 gün sonra sefer yapacağını duyduğunu söyler. Göstermelik bir hazırlık yapan ordu beklenenden önce saldırıp birden kaleyi alır. Bundan sonra kale 600 yıl idaremizde kaldı. Venedik’in bu yenilgisi Avrupa’da büyük teessür uyandırmıştı. Rumların kurtarıldığını dikkate almayan Avrupa Osmanlı’yı protesto etti. Napoli Kralı Ferdinand, 4 eylül 1470 tarihinde Fatih’e yazdığı mektupta ”Venedikliler” yanında Türklere karşı savaşacağım ve Papa’nın kuracağı haçlı kuvvetlerine katılacağım’ demiştir. Bu arada Osmanlı ülkesindeki Rumlar bayram ediyorlar, Osmanlı’ya bağlılıklarını sunuyorlardı. Katolik baskısı ve Venedik zulmü sona ermişti. Rumlar huzur içinde yaşadıkları Osmanlı’ya bağlı olan bu adaya tecavüz edilemeyeceğini biliyorlardı. Ancak kısa bir süre sonra ihanet eden Ada Rumları, Papalığı Ada’ya davet ettiler. Osmanlı yönetimi buna rağmen Rumları affetti.

CENEVİZLİLER DÖNEMİ

Ada’da çeşitli kavimlerin içinde Cenevizliler’in hakimiyeti de görülür. Limni adasıyla birlikte Gökçeada, Taşoz ve Bozcaada Gateluzi denilen Cenevizli ailesinin elindeydi. Deniz katalanları denilen korsanların tasallutundan Ege adalarını kurtaran Gateluzi ailesine veren Bizans İmparatoru Yuannis; daha sonra adaları geri alamadı. İstanbul’u Türkler’in fethettiği zaman Gökçeada’yı da yine bu Cenevizli Gateluzi ailesinden iki kardeş idare ediyordu. Bunlar Sultan II. Murat zamanında Baltaoğlu Süleyman Bey tarafından yapılan tazyik üzerine senede 4.000 düka altın vermeyi kabul etmişti. 1455 ve 1459 ‘da Dominik adındaki büyük biraderini öldürüp idareyi eline alan Nikürezüs bir tarafta Osmanlılara bağlı görünüyor;diğer tarafta Latinlerle gizlice pazarlık ediyordu. Osmanlı sahillerini yağmalayan korsanlar, Gökçeada’ya giderek saklanırlar ve himaye görürlerdi. Bunun karşılığında Gökçeada Beyi’ne pay ayırır ve mal verirlerdi. Bu arada Gökçeada Beyi Latinlere mal vererek onlarla anlaşır; Papa’ya hediye yollayıp gönlünü alırdı. Kısaca 15. Yüzyılda Gökçeada Bey’i denge politikası takip ediyordu. Bu durum Ada’nın Osmanlılar tarafından fethiyle sona erdi. Zira Ada halkı bu kaypak politikanın sonucunu; korsanlarca mallarının yağmalanması ve ırzlarına tecavüz edilmesi şeklinde gördü. Bir müddet sonra Ada’ya Latin askeri bile getirildi. Hadım İsmail Paşa; 150 parça gemi ile derhal Ada’ya geldi. Ada’da bulunan papa donanmasının Gelibolu’ya gitmesi üzerine tekrar Ada’ya geldi. Ancak savaş kazanmış bir ordu gibi gururla tekrar geldiği adada coşkulu bir şekilde karşılandı. Osmanlı’ya tekrar müracaat eden Nikürepüs; eski statüyü talep etti; af diledi. Hamiyetli Osmanlı yönetimi bunu kabul etti. Ancak bir süre sonra Nikola; tekrar ikili oynamaya başladı. Bu yüzden Osmanlı yönetimini bıktırınca Ada’nın kesin fethedilmesi kararlaştırıldı. 1470 Sırbistan seferinden sonra Enez; Gökçeada ve Semadirek Bey’i olan Cenevizli Doryos ile hükümet idaresinde şeriki olan yengesi arasında ihtilaf çıktı. Haksızlık yapılan kadın Osmanlılara müracaatla adalet istedi. Gökçeada Bozcaada ;Limni aslında Bizans’a aitti. Cenevizli Gatelozia ailesi; İmparator Yuannis Paleolog’la iyi ilişkiye girmiş ve kız kardeşiyle evlenmiştir. Cenevizli Doryos, Ada’nın Osmanlı fetih bölgesinde olması nedeniyle, tehlikeyi bertaraf için Osmanlı’ya hediyeler veriyordu. O dönemde güçlenmeye başlayan Türk donanması civar yerleri kolayca fethetmiştir. Bu suretle havalinin korsan tehlikesinden uzak kaldığı görülür. DORYOS Paladimir, adındaki Enez beyinin küçük oğlu olup, babasının ölümünden sonra vasiyet mucibince, Enez ve Adalar’la birlikte Gökçeada, biraderinin karısı ve oğlu tarafından müştereken idare edilecekti. Fakat Doryos yeğeni ve yengesini adadan kovmuş ve iktidara tek başına sahip olmuştu. Kadın da bu yüzden Osmanlılara müracaatla adalet istemiştir. Doryos’un bu haksızlığı ve kadının hak talep etmesi Osmanlılar’ı bu konuya eğilmeye mecbur etti. Halkın Doryos’tan şikayeti işin cabasıydı. Doryos’un tuz üretimini de tekeline alması ve Osmanlıların payını vermemesi olayı kızıştırdı. Enez’de bulunan Doryos, padişah ‘ın karadan donanmanın denizden tazyikiyle sıkıştırıldı. Hemen Semadirek’e kaçan Doryos için, Padişah kadırga gönderdi. Gökçeada fethedildi ve Doryos, Edirne’ye sürüldü Ancak yeni verilen beyliğin başına giderken yolda, muhafızları öldürüp kaçtı. Bir müddet sonra tekrar gelip af ve bağlılık diledi. Ancak Fatih Sultan Mehmet Gökçeada’nın yönetimini tarihçi Kritovulos’a teslim etti. Yıllık bir vergi alınan Gökçeada Osmanlı içinde özel yer mahiyetindeydi. Gökçeada 1467 yılında Venedik istilası gördüyse de, 1468 senesinde Ada’dan sürüldüler. Ada üzerindeki Ceneviz Osmanlı mücadelesi İstanbul’un fethi ile tamamen hızlandı. Cenevizliler’in elindeki Karadeniz ticareti ve kolonilerin güvenliği, İstanbul ve Çanakkale Boğazı’nın güvenliğine bağlıydı. İstanbul’un Türklerce Fethi ile birlikte bir tek Çanakkale ve Adalar Bölgesi Ceneviz güvenliğini sağlıyordu. Ancak 1470 yılından sonra kesin Osmanlı Hakimiyeti tesis edildi. Gökçeada üzerindeki hakimiyetini kaybeden Cenevizliler, boğazlar ve Karadeniz ticaretini de kaybettiler. Hatta XVI. ve XVII. asırda ancak Fransız bayrağı ile Osmanlı limanlarına girebiliyor. Serbest ticaret yapıyorlardı. Ancak Osmanlı İmparatorluğu donanmasının kemale erdiği bir zamanda Ceneviz ve Venedik ortadan silindi.

OSMANLI DÖNEMİ

Gökçeada Bizans’ın son anlarını yaşadığı yıllarda, Cenevizli Gateluzi ailesinin elindeydi. Tahtta bulunan I.Murat’ın gayretleriyle Osmanlı donanması gittikçe güçleniyordu. Türkler’in fütuhatını endişeyle takip eden Gökçeada’lı Gateluzi ailesi bir yandan Bizans ve Venedik’e öbür taraftan Papa’ya hediyeler gönderiyor, bağlılık sunuyordu. Osmanlıları da ihmal etmiyor, cülus törenlerine hediyeler yolluyordu. Ada’nın tüm bu devletler açısından önemi aşikardı. Bizans’ın açık durabilmesi için Çanakkale Boğazı’nın açık olması, dolayısıyla, Hıristiyanları Katolik yapabilme hayalindeydi. Venedik ve Ceneviz açısından boğazların kapanması demek, milyonlarca Düka altınlık ticaretin sona ermesi ve bu devletlerin Karadeniz kolonisi ile Glata’daki 14. Mıntıka kolonisini kaybı anlamına geliyordu. Osmanlı Devleti ise, Gelibolu’da kurduğu dershane ve askeri üssü korumak ve boğaz trafiğini denetlemek,Venedik ve Ceneviz’in kaynaklarını kesmek, Katolik baskısındaki Rum halkın şikayet ve sıkıntılarını hafifletmek için Gökçeada diyordu. Fatih sultan Mehmet’in tüm Hıristiyan tebanın mal ve can güvenliğini garantilediği günlerde Gökçeada’da halk telaş içindeydi. Büyük göç hazırlıkları yapıldı. Bunun sebebi, İstanbul savunmasına katılmış birleşik Papa kuvvetleri kaçarken Ada’ya uğramışlar ve Türklerin İstanbul’da büyük katliamlara giriştiği yalanını uydurmuşlardı. Katliamdan korkan halk varını yoğunu bu tefeye vererek güya canını kurtardı. Geriye kalanlar ise İstanbul’dan dönen heyetin söylediklerini dinleyince akıllandılar. Zira Türkler diğer Hıristiyanların aksine sonsuz inanç ve fikir özgürlüğü bağışlamış yok olmaya başlayan Fener patrikliğini itibarlı başlayan konuma getirmiştir. Ada’yı Tarihçi Kritovulos’a teslim eden Fatih bir süre sonra Papa’nın Ada’ya davet edilmesi ve yönetimi devir teklifi karşısında ikili oynayan bey’e Ada’nın fethini emretti. Kritovulos erken davranıp Hamza Bey’e başvurarak aman diledi. Hamza Bey’in araya girmesiyle Fatih Kritovulos’u affetti. Bu arada Osmanlı sahillerini vurup Gökçeada’ya sığınan korsanların haberi Fatih’e iletildi. Onlara Gökçeada Beyi yardım ediyordu. Donanma reisi Has Yunus Bey’e verilen görevle, adaların fethi emredildi. Has Yunus Bey sefer yapıp savaşsız Adaları aldı. Hadım İsmail Zağanos Paşa Yakup Bey, Hamza Bey hem Gelibolu Sancakbeyi olmuş, Hem donanmaya komuta edip boğaz trafiğini denetlemiştir. Bu ahitnamenin muhtevasında Fatih, Rumların her türlü örf, adet, inanç vs. hasletlerinde serbest olduklarını mal, can, namus güvencesi verdiğini, onları tamamen kendi koruması altına aldığını, dini peygamberi, Kur’anı, çocuğu ve kendi başı adına yemin ederek söylüyor. Osmanlı donanmasının,Venedik ve Papa donanması karşısında etkili olmadığı ancak, Venedik’le 16 yıl süren deniz savaşlarında Osmanlı denizcilerinin yetiştiği görülür. Bu ana kadar Türk derya Beyleri yeni gelişen donanmayı tehlikeye sokmamışlar ve ihtiyatlı hareket etmişlerdir. Bir yandan donanmayı güçlendiren Osmanlılar, bir taraftan da Gelibolu’ya üs kurmak, Çanakkale ve Adaları tahkim ile meşguldü. Kilitbahir ve Sultaniye isimli iki kale bu devirde yapıldı. Türk idaresinde yaşayan Gökçeada halkı ve beyi Kritovulos. Despot’a bir mektup yazarak, Gökçeada’yı ele geçirmenin tam zamanı olduğunu bildirdi. Müşterek papa donanması Papa Kalikst’in himayesinde Kardinal Kui İskarampa kumandasında l457 baharında TAŞOZ’U işgal etti. Lui İskarampa, Osmanlı donanmasının geldiği haberini alınca, Gökçeada’ya geldi. Ancak uyanık Kritovulos Latinleri şehre sokmadı. Onlara hediyeler verip Ada’da latin hakimiyetini istemediğini söyledi. Davet üzerine gelen bu insanlar şaşırdılar ve çareyi geri dönmekte buldular. Acele olarak Limni ve Semadirek’teki muhafızları esir alıp İtalya’ya götürdü. Rodos şövalyelerini vekil bıraktılar. Kurtarıp halka ihsanlarda bulundu. Ancak Osmanlı yönetimi bunu reddedince intikam için iki bin Türk ve Rum’u katletti. Binlerce esir aldı. Esirlerin kurtarılması için Donanmay’ı Humayun hazırlandı. Yapılan savaşta 5.500 şehit verildi. 30 kadar kadırga telef oldu. Matyus Korven idaresindeki Venedik kuvvetleri Kalamatay’a çekildiyse de orada Türkler ‘den ehemmiyetlice darbe yedi. Alınan esirler Gelibolu’ya gönderildi. Deniz kuvvetleri komutanı Orasto Gustinyanı’nin yerine tayin edilen Loredodo, Gelibolu’ya vurmak istediyse de cesaret edemedi. Onun da yerine geçen Viktor Kapoile, Gökçeada ‘ya gelip adayı işgal etti. Venedik’in Osmanlılar karşısında sürekli başarısız olmasından dolayı barış teklifi yaptılar. Mahmut Paşa’nın tekrar Gökçeada’ya gelmesiyle beraber adayı boşalttılar. Venedik ‘in sulh yapmak isterseniz gidin ve iyi düşünün dedi. Bu ret cevabını sinirlenen Venedik taarruza geçti 40 kadar gemi ile Gökçeada’ya gelip Ada’yı ilhak ettiğini açıkladı. Turhan Bey oğlu Ömer Bey az bir kuvvetle Venedik kuvvetlerini yendi. Bir çoğu esir edilip gemileri yakıldı. Nikola Kamapel bir fırsatını bularak tekrar Ada’ya gelip kadın ve erkek ahaliden bir kısmını gayr’i insani muameleye maruz bıraktı. Türk tabiiyetine giren Rumlar tebdil’i kıyafet etmemiştir. Hatta Türkler ‘in dokunmaktan hürmeten çekindiği Rum ahalinin ırzına geçtiler. Halkın tüm mal varlığına el konuldu. Osmanlı donanmasının gelip halkın acınası halini görmesiyle, Hazine’i Hassa’dan zararları tanzim edildi. Bu hadise Fatih’in Ada halkına verdiği ahitnamedeki koruma ve kollama görevini hakkıyla yerine getirdiği gösterir. Halbuki Osmanlı yönetiminden önce de Ada Venedik zulmüne maruzdu. Velhasıl Osmanlı yönetiminin varlığıyla Ada halkının Venedik zulmü görmesinin bir alakası yoktur. Devlet hazinesine de gelir getirmeyen Ada’nın hazinece verilen ıslah parası adanın imarı için harcanırdı Vakıf arazisi haline getirilen adanın mal varlığını muhafaza ve arttırma esas alınmış, bu suretle Ada 16 yüzyıl ile 20 yüzyılda kadar refah içinde yaşamıştır. Bugün bile adanın eski refahından bahsedenlerin bunu gözden kaçırmaması gerekir. Eğer Ada’dan Venedik veya Ceneviz gibi vergi alınsaydı, mali külfet yüklenseydi, bırakın Ada dışına mal ihracını, iç ihtiyaca bile kafi gelmezdi.



Temmuz-8-2007
Filed Under (Çanakkale) by admin

Gökçeada denince aklınıza sadece deniz, güneş kumsallar ve gece yaşamı olan bir yer gelmesin, aynı zamanda dünyanın en bol oksijenli bölgesi, farklı kültür ve dinlerin buluştuğu, mitolojide ve destanlarda oldukça işlenen, dünyanın en eski medeniyetlerinin barındığı bir yerdir.

Kısa bir gemi yolculuğundan sonra Kuzulimanı’na ulaştığınızda karşınıza çorak topraklar çıktığında (Gökçeada’nın eski adı İmroz’dur ve ”çorak topraklarda bereket tanrısı” anlamına gelmektedir.) genelde Ada’ya ilk gelenler hayal kırıklığına uğrar ama unutmayın ki bir ada uzun süre ayakta kalabilmesi için asıl yerleşimi, güzellikleri ve gizemi içerlerde saklamıştır.
Gökçeada pansiyonlar, moteller, oteller ve apartlar yaygınlaşmakta ve zaman içinde kalitelerini arttırmaktadırlar. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin durumları düzeldikçe, tesisler daha da güzelleşmektedir.

Pansiyonlar: Pansiyonculuk daha çok Gökçeada Merkez, Yeni Bademli ve Uğurlu Köyü’nde yaygındır. Şahinkaya, Eşelek ve Şirinköy’de de yeni yeni başlamaktadır.

Motel ve Oteller: Genelde Merkez ve Kaleköy’de yoğunlaşmıştır. Şimdilik yıldızlı otel bulunmamakta ama özel belgeli oteller bulunmaktadır.

Gökçeada’dan neler satın alabilirsiniz?

En çok bulunabilecek şey doğal katkısız Ada zeytinyağıdır. Ada kekiği ve adaçayı da alabilirsiniz. Ev yapımı Ada şarabı, yine zeytinyağlı sabun, salça, pekmez, köy peyniri, şifalı bitkiler, kekik ve çam balı, mevsim meyveleri ( yaygın olarak, dut, incir, ayva, kayısı, üzüm, kavun, karpuz) ve Ege balıklarının en iyilerini alabilirsiniz.

Ne zaman ve nerede denize girebilirsiniz?

Gökçeada’nın Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül ayları deniz turizmi açısından en elverişli aylarıdır. Deniz ve hava sıcaklıkları buna uygundur. Bir hatırlatma da yapalım, rüzgar hangi yönde esiyorsa ters istikamette deniz dalgasız, akıntısız bir durumda olur. Rüzgar istikametli yerler ise yelken, sörf gibi sporlara meraklılar için idealdir. Gökçeada’da kumsal seçenekleri de bulunmaktadır: İnce kumlu, küçük taşlı, taşlı, kayalık, orman dibi, sadece denizden ulaşılabilen vb.

TOPLUM VE NÜFUS

Gökçeada, ilçe merkezi ve 9 köyden oluşmaktadır. Bu köyler: Kaleköy, Tepeköy, Uğurlu, Eski Bademli, Yeni Bademli, Eşelek, Zeytinliköy, Şirinköy ve Dereköy’dür. Son sayımlara göre merkez nüfusu 7,100, köyler nüfusu 1,500 olmak üzere toplam 8,600 kişidir. Kaleköy, Tepeköy, Eski Bademli, Zeytinliköy ve Dereköy Rum köyleridir. Buralarda Türklerde yaşamakta ve bir arada kardeşçe yaşamaktadırlar. Farklı kültür ve dine mensup Türk ve Rum asıllı Türk vatandaşları kardeşlik içinde yaşamakta ve iki tarafta kültürlerini geliştirmektedir.

SOSYAL HAYAT

Gökçeada Anadolu’nun bir çok vilayetinden gelme insanımız yanında, Rum vatandaşlarımız kardeşçe yaşamaktadır. Rum vatandaşlarımız tüm ibadetlerini rahatlıkla yapabilmekte, örf, adet ve geleneklerini yaşatmaktadırlar. Öyle ki Anadolu’da kilise ve manastır sayısı en fazla olan yerdir. Bunlar rahat bir şekilde tamir ve onarım görebilmekte ve amacı dışında kullanılmamaktadır. Gökçeada’da bu iki farklı toplum, aralarında kız ve oğlan alıp vermektedirler. Bayramlarını, sevinçlerini ve kaderlerini birlikte yaşamaktadırlar. İki toplumun dini ve milli bayramları birleşince senenin büyük kısmı kutlamalarla, festivallerle ve panayırlarla geçer.

SAĞLIK

Ada’da 25 yataklı bir Devlet Hastanesi (Üroloji, Genel Cerrahi, Dahiliye, Diş, Laboratuar, Röntgen, Anestezi, Ameliyathane ve Acil Poliklinik) ve merkezde bir Sağlık Ocağı bulunmaktadır. Sahil Sağlık Denetleme Merkezi Baştabipliği de faaliyetlerini sürdürmektedir. Hastanenin kendine ait bir ambulansı bulunmaktadır.

EĞİTİM

Şehir merkezinde 2 ve Yeni Bademlide de 1 tane olmak üzere 3 İlköğretim Okulu bulunmaktadır. Gökçeada Çok Programlı Lisesi, Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi olmak üzere üç lisede orta öğretimi karşılamaktadır. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’ne bağlı Gökçeada Meslek Yüksek Okulu da Bilgisayar Programcılığı, İşletme ve Turizm bölümleri ile eğitim vermektedir. Ayrıca İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nin Bir Uygulama ve Araştırma bölümü de bulunmaktadır. Gökçeada Halk Eğitim Müdürlüğü ve Halk Kütüphanesi de faaliyet göstermektedir. Halk Eğitim Müdürlüğü’nde bilgisayar, dikiş-nakış, kuaförlük ve İngilizce kursları verilmektedir.

EKONOMİ

Gökçeada ekonomisi, tarım, hayvancılık, balıkçılık ve turizme dayanmaktadır. Tarım olarak, zeytincilik, bağcılık ve sebzecilik öne çıkmaktadır. Yoğunlukla, kırmızı biber (közlemelik ve salçalık), bostan, ayçiçeği, fasulye, domates, bamya, çilek ve üzüm yetiştirilmektedir. Meyve ağacı olarak, zeytin, elma, kiraz, badem, ceviz, armut, yaban ahlatı, dut, kara dut, şeftali, bardak eriği, vişne, kayısı ve ayva bulunmaktadır. Ada’da Zeytinyağı fabrikası (devletin ve özel sektörün), şarap imalathanesi bulunmaktadır. Hayvancılık, genelde küçük baş hayvancılığa dayanmaktadır. Ada’nın kendine has İmroz koyunu bulunmakta ve yabani olarak yaşamaktadır. Karadenizli vatandaşlarımızda büyük baş hayvancılık yapmakta ve Ada’nın süt ihtiyacını karşılamaktadırlar. Ada’da sütü işlemek için kamu ve özel sektörün mandıraları bulunmaktadır. Deve kuşu yetiştiriciliği de yapılmaktadır. Arıcılıkta; kekik, çam ve çiçek balı elde edilmektedir. Ada’da 156 adet kayıtlı pansiyon bulunmakta, yaz aylarında bu rakam 200′ü geçmektedir. Genelde yaz aylarında sayısız otel ve restaurant faaliyete girmektedir. Kış aylarında av sezonunun açılmasıyla, Ada’da bir hareketlilik olmaktadır. Konumu itibari ile zengin deniz ürünlerine sahip Ada’da her an taze balık bulunabilmekte ve bunlar önemli bir ekonomik değere sahiptir. İçeride tüketilemeyen balıklar ilçe dışında satılmaktadır.

ORMANLAR

20,000 hektar kullanım alanı olan Gökçeada’da, 8,000 hektar ormanlık alan bulunmakta, bu alanın çoğunluğunu dev çam ormanları oluşturmaktadır. Bununla kalınmamakta ve ağaçlandırma çalışmaları da hızla devam etmektedir. Ada zeytin ağaçları bakımından da zengindir. Ada’da 600 yaşında çınar ve zeytin ağaçları da bulunmaktadır. Zeytin ağaçlarının cinsi, Ada’ya özgün olup, az asitli ve yağlık zeytindir.

KUMSALLAR

Ada’mızı çepeçevre (95km.) saran sahil şeridi, irili ufaklı kumsallara sahiptir. Şu an pek çoğu bakir bir durumda olan kumsallar, dünyanın en temiz sahilleri olarak bilinmektedir. Aydıncık, Gizli Liman, Yuvalı, Uğurlu, Pirgos, Lazkoyu, Kuzulimanı, Sualtı Milli Parkı’nın da içinde bulunduğu Yıldızkoy, Mavikoy, Yelkenkaya en önemli plajlarıdır. Güney sahilleri ipek gibi kum, kuzey sahilleri çakıllıdır. 30 km. uzunluğundaki Ada’nın 27 km.lik bölümünde denize girilebilir.

HAYVANCILIK

Ada Türkiye’nin tek yabani koyun potansiyeli olan bölgesidir. Küçük baş hayvanlar serbestçe meralarda otlamakta, zengin su kaynaklarından faydalanmakta, bol bol taze yaban kekiği tüketmekte ve ormanların içinde uyuyabilmektedir. Annesinin sütünü doğal yaşamda tamamen ve gelişene kadar emdiği içinde Ada kuzuları gerçek süt kuzusudur. Özgür olarak gezdikleri içinde eti yağsızdır. Büyükbaş hayvancılık da yapılan Ada’da sütlerin değerlendirilmesi amacıyla mandıra bulunmaktadır. Doğal yollarla beslenen bu hayvanların peynir, kaşar ve tereyağı çok leziz ve katkısızdır.

ARICILIK

Ada’da bolca kekik ve buna benzer bitkiler yetiştiği için kekik balı üretimi revaçtadır. Gökçeada’da yaklaşık 2.000 arı kovanı bulunmaktadır. Dev çam ormanlarında da başka katkısı olmayan çam balları da üretilmektedir. Mart, Nisan, Mayıs, Eylül ve Ekim aylarında dağlardaki çiçeklerden kaliteli çiçek balı da elde edilir. Ayrıca kaliteli polen üretimi de yapılır. Ada’da üretilen kekik balı pek çok derde devadır. En iyi kekik balı üreticileri, Gökçeada merkezde, Tahir İnan, Ferit Yazıcı, Reşat Zazoğlu, Uğurluköy’de, Mustafa Çam (resimde görülen Mustafa ÇAM’a ulaşmak için 0 286 897 61 58′i arayabilirsiniz.), Şirinköy’de Hayri Ağa’dan temin edilebilir. Arılar gezdirilmediği için ballar birbirine karışmaz. Çam ormanında sadece çam, kekiklik bölgelerde kekik, ve bahar aylarında çiçekli bölgelerde çiçek balı üretilir.

AVCILIK

Gökçeada’da çeşitli av hayvanları barınır. Bunların en önemlileri, keklik, ada tavşanı, sığırcık, yaban güvercini, yaban ördeği, bıldırcın ve yaban kazıdır. Bunların yanında sincap, kaplumbağa, karabatakta çok görülür. Avcılık düzenli olarak yaptırılmaktadır. Av sezonu dışında avlanmaya izin verilmemektedir. Yasaklar tam uygulandığı için av hayvanlarının düzenli şekilde üremeleri mümkün olmaktadır. Av sezonlarını ve avlanma koşullarını ana sayfamızda devamlı güncellemekteyiz.

BALIKÇILIK

Ada konum itibari ile çeşitli balıkların barınağı ve geçiş bölgesidir. Özellikle levrek, eşkina (kaya levreği), sinarit, karagöz, lüfer, orfoz, orkinos, izmarit, istavrit, mercan, kolyoz, uskumru, sarpa, çipura, barbun, sargoz, tombik, kefal, ve sardalye çokça çıkmaktadır. Sualtı dünyasının sadece temiz denizlerde yaşayan canlıları, ıstakoz, ahtapot, kalamar, dilbalığı, karides, midye çeşitleri bolca bulunmaktadır. Sadece Ege Denizi’nde yaşayan orfoz ve orkinoslarında üreme bölgesidir ve bu canlılar koruma altındadır. Profesyonel balıkçılığın yanında amatör balıkçılıkta yaygındır. Özellikle sualtı zıpkın avcılığı, ve karadan olta balıkçılığı da gelişmiştir.

SÜNGERCİLİK

Ege’nin süngercilikte gözbebeği Gökçeada’da bir zamanlar 200 tekne birlikte sünger avına çıkardı. Bir hastalıktan ötürü uzun yıllar Ege Denizi’nde süngercilik yapılamamıştır. Gökçeada’da 25 çeşit sünger yaşamakta ve çevre adalara doğru yayılmaya başlamaktadır. Yakın gelecekte de eskisi gibi Gökçeada süngerciliğin tekrar başkenti olacak ve Ege Denizi’ne hayat verecektir.

BAĞCILIK

Ada’da çavuş ve kara üzüm oldukça yaygın olarak yetişir. Bu üzümler şarapçılık ve pekmezcilik açısından üstün değere sahiptirler. Normal tüketimde de kalitesi iyidir, özellikle kansızlık ve karaciğer hastalarına iyi gelmektedir. Ada’da ev yapımı şaraplar bulunmaktadır.

ZEYTİNCİLİK

Ada’da yüzyıllar boyu zeytincilik gelenekselleşmiştir. Yaklaşık 200 bin zeytin ağacı mevcuttur. Son zamanlarda Gemlik tipi sofralık zeytin üretimi de yapılmaya başlanmıştır. Ada’da 600 yıllık zeytin ağaçları bile bulunmaktadır. Ada zeytinleri genelde yağlıktır. Ada’da günlük 40 ton sıkma kapasitesi olan son sistem kontini zeytin yağ fabrikası ve sulu baskı fabrikaları bulunmaktadır. Zeytinler günü gününe sıkıldığı için asit yok denecek kadar az ve nefaseti yüksek yağlar elde edilmektedir. Prinası yakacak olarak değerlenmektedir. Ayrıca saf zeytinyağından yapılan sabunların da kalitesi yüksektir. Bölge zeytincilik için devlet tarafından da desteklenmekte ve teşvik kredileri verilmektedir.

MADENLERİ

50-60 sene evvel işletilmeye çalışılmış olan iki demir cevheri (pirit) yatakları ve granit Ada’nın ortasında dağlık bölgede bulunur. Ayrıca muhtelif yerlerde kalitesi pek iyi olmayan linyit yatakları bulunur. Yalnız Ada’nın Nerimata mevkiinde ve Kuzulimanı’ndaki linyit yataklarını 1874 senesinde bir Alman firması işletmiştir. Halâ iki tane galerisi görülebilir. Ada’da demir madeni ve granit bolca bulunmaktadır.

İLETİŞİM

Türkcell Ada’nın birçok yerinde, Telsim ve Avea ise Merkez ve Kaleköy’de hizmet vermektedir. Diğer GSM operatörlerinin baz istasyonları yoktur. Ada’nın her yerinde telefon vardır. Ada’da üç adet Internet Cafe bulunmaktadır.

BANKALAR

Gökçeada’da T.C. Ziraat Bankası ve T.C. İş Bankası bulunmaktadır. Her iki bankanın da ATM makineleri mevcuttur. Bu bankaların post (kredi kartı) makineleri otellerde ve alış-veriş merkezlerinin çoğunda kullanılmaktadır.

EĞLENCE

Ada’da yaşam güneş ve denizden ibaret değildir. Geceleri de en az gündüz kadar hareketli ve eğlencelidir. Konaklama ve eğlence yerlerinin birbirinden farklı yerlerde olmasından dolayı, eğlence mekanlarını, gelen turistlere gürültü kirliliği yaşatmaz. Ada’da bar, disko, kafe, balık restaurant ve taverna yeterince bulunmamaktadır. Şu an Gökçeada Ege ve güney sahillerine oranla sessiz ve mütevazıdır. Her geçen gün bunlara yenileri eklenmektedir. Gökçeada’da yazın film festivali düzenlenmektedir. Genellikle yaz aylarında, konserler, basketbol, voleybol, plaj voleybolu, tavla turnuvaları, uçurtma şenlikleri, 1 Temmuz Kabotaj Bayramı’nda su sporları müsabakaları, toplu sünnet şenlikleri, tiyatro gösterileri, güzel sanatlar sergileri olmaktadır. Yaz aylarında su kayağı ve sörf için malzeme kiralayabilir ve unutulmaz anlar yaşayabilirsiniz.

anahtar kelimeler: gökçeada Tatil Yerleri,gökçeada otelleri,gökçeada ucuz otelleri,gökçeada ucuz pansiyonları,gökçeada pansiyonları,gökçeada restaurantları,gökçeada gezilecek yerleri,gökçeada tarihi,gökçeada resimleri,gökçeada araba kiralama,gökçeada ucuz tatil,gökçeada hotelleri,gökçeada ucuz hotelleri,gökçeada ulaşım,gökçeada kalacak yerler,gökçeada haritası,gökçeada ilçeleri



Temmuz-8-2007
Filed Under (Çanakkale) by admin

Athena Tapınağı:
Assos akropolünün en üst noktasında, kuzey-batı, güney-doğu yönünde yer alan Athena Tapınağı M.Ö.VI.yüzyılın ortalarında yapılmış olup, Arkaik devrin en güzel örneklerinden biridir.
Bu tapınak, Anadolu’da en eski Dorik tarzdaki tapınakların başında gelir. Zeus’un kızı ve 12 Olimpos Tanrısından biri olan Athena, babası Zeus’un kafasından silahlı ve elinde kargası ile doğmuş bir savaş tanrıçası. El işçiliği ve el sanatlarını koruyan tanrıça olarak da biliniyor. Mitoloji’ye göre kadınlara dokumayı o öğretmiş. Behramkale ve çevresindeki halı ve kilim dokumacılığı, gelişmesini belki de Athena’ya borçlu. Assos Athena Tapınağı, Aekaik çağda Anadolu’da dor üzerine yapılmış tek örnek olması ve kabartmalı frizlerin bulunması nedeniyle büyük önem taşıyor.
İki basamaklı bir krepis üzerindeki tapınak dikdörtgen planlı olup, kısa kenarlarında altışar, uzun kenarlarında da onikişer sütunu bulunmaktadır. Sütunların oturduğu kaideler (stylobat) 30.31×14.03 ölçüsündedir. Tapınak Pronaos ve naos’tan (kutsal oda) meydana gelmiştir. Pronaos’da ayrıca anteler arasında iki sütun yer almaktadır. Naos’da tanrıça heykelinin bulunduğu kaide 1881’de temizlenmiştir. Ayrıca burada döşemede, siyah-beyaz mermer parçalarından yapılmış bir mozaik ortaya çıkarılmıştır.
Tapınağın Helenistik dönemde yapılmış frizlerine dayanılarak M.Ö.525’de tamamlandığı sanılmaktadır. Frizler üzerinde mitolojiden alınma Herakles ve Kentauroslarla ilgili konular işlenmiştir. Günümüzde bu kabartma friz parçalarından bir kısmı Boston Müzesinde, bir kısmı İstanbul Arkeoloji Müzelerinde, 1985’de bulunan parçalar da Çanakkale Müzesindedir.

Tiyatro:
Agoranın batı kapısından aşağıya inen taş döşeli yol, tiyatroya gelmektedir. Yüzünü denize ve Midilli Adasına dönmüş olan Tiyatro, kent Merkezinin güneyinde doğal bir kaya oyuğuna inşa edilmiştir. İ.Ö II yüzyılda Agora’nın yakınına kurulmuştur.Son yüzyıla dek tümüyle korunan yapı, günümüzde çok yıkıktır. Geleneksel Grek tiyatro planına uygun olarak at nalı biçiminde olduğu sanılmaktadır. Roma döneminde eski bir tiyatronun üzerine yapılmıştır. Cavea 13 oturma sırasından sonra bir diazoma ve yeniden 15 sıra vardır. Bütün bunları çevreleyen diazomadan sonra dar ve çok dik 8 oturma sırası daha bulunmaktadır. Parados duvarlarının her iki yanına beşik tonozlu birer mekan yerleştirilmiştir.

Agora:
Assos’un ortasında yer almaktadır. Agora’nın batısında küçük bir tapınak, doğusunda bouleterion (şehir meclis binası), güneyinde de hamam bulunmaktaydı.
Assos Agorası’nda 1881’de yapılan araştırmalarda ele geçen yazıtlardan kente yaptığı hizmetlerden dolayı Heptaistogenes’in oğulları Kallisteros ile Aristias’ın Assos içerisinde mezarlarının yaptırılmıştır.
Agora’nın batı girişindeki Podium üzerine, Prostyls düzeninde bir tapınak yapılmıştır. M.S.V.yüzyıldan sonra bu yapı küçük bir kiliseye çevrilmiş olup, günümüze yalnızca temelleri gelebilmiştir.

Gymnasion:
Akropolün güney eteklerinde Helenistik dönemde yapılmıştır. Burada güreş, boks, disk, cirit atma, uzun atlama ve koşu çalışmalarının yapıldığı, aynı zamanda dil bilgisi, konuşma sanatı, matematik, coğrafya, felsefe ve müzik dersleri veriliyordu.
Agora ve Stoa’nın yanındaki Gymnasion M.S.II.yüzyılda yapılmıştır. Batı’daki ikinci girişin döşemelerinin altında kayalara oyulmuş sarnıcı vardı. Plaistra (açık spor alanı) ve çevresini çeviren sütunların arkasında soyunma, yemek ve ders yapılan odalar sıralanmıştır. Palaistra’nın kuzey, güney ve batı kenarları sütunlarla, doğu kenarı da duvarla çevrilidir.
Gymnasion’un kuzey portiğinde yapılan kazılarda ortaya çıkan yazıtlardan M.Ö.I.yüzyılın sonunda yeniden yapıldığı öğrenilmiştir. Ayrıca M.S.VI. yüzyılda da Bizanslılar Gymnasion’un ortasına üç nefli, sekiz kenarlı bir apsisi olan kilise eklemişlerdir.

Bouleterion (Meclis Binası):
Assos’un bouleterion’u Agora’nın yanında 20.60×21.00 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı, ahşap çatılı tek katlı bir yapıdır. Agora’ya beş kapı ile açılan bouleterion’un içerisinde yapılan kazılarda dört taş sütun institu olarak bulunmuştur. Yapının oturma sıraları iyi bir durumda olmasına karşılık cephesinde dor üslubunda sütunların bulunduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Liman:
Akropolün eteklerinin denizle birleştiği yerde liman bulunmaktadır. Batı nekropolünden ayrılan taş döşenmiş yoldan buraya ulaşılır. XIX.yüzyılda yapılmış mendirek çevresinde antik mendireğin taşları görülmektedir.

Stoa:
Önü sütunlu, üstü örtülü galerilerdir . Biri Agora’nın kuzeyinde, öbürü de güneyindedir. Kuzeydekinin İ.Ö. III. yüzyılın sonunda ya da II. yüzyılın başında yapıldığı sanılmaktadır. İki katlı, Dor üsluptadır. Alt katta, sütunların arası dörtgen panolarla süslenmiştir. İkinci katın duvarında, tavanı oluşturan ağaç kütüklerin yerleştiği delikler görülebilmektedir.
Aynı dönemden olan güney stoa, üç katlıydı. Orta katta 13 dükkan bulunuyordu. Alt katta ise sarnıç ve 13 hamam yer almaktaydı.

Nekropol:
Assos’un iki nekropolü olduğu yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır. Batı ve Doğu nekropolü olarak nitelendirilen bu nekropollerden ilki batı kapısına giden taş yolun iki yanında sıralanmıştır. Roma Çağı’nda yapılan nekropoldeki mezarlar yontulmuş taş ve mermerlerin oluşturduğu bir panteon görünümündedir.M.S.II-III.yüzyıla tarihlendirilen bu mezar anıtlarının bazısı tek, bazısı da çift odalı ve üzerleri beşik tonozlarla örtülmüştür. Burada Roma çağı aile mezarlarına da rastlanılmıştır. Mezarlar üzerindeki levhalarda ölenin ismi yazılmıştır. Bunların yanı sıra küp (pithos) ve amphora tipi mezarlara da rastlanmıştır.
M.Ö.VII. yüzyıldan itibaren Roma İmparatorluğu’nun yıkılışına kadar bu nekropolde gömü işlemi yapılmıştır.



Temmuz-8-2007
Filed Under (Çanakkale) by admin

Günümüzde Behramkale ve ya Behramköy ismi ile tanınan Assos, çanakkale’nin 100 km. güneyinde olup, Ayvacık’a uzaklığı 17 km.’dir. Edremit Körfesi ile Lesbos Adası’nın (Midilli) karşısında, bir volkanın eteğinde, Andezit Kayalıkları üzerinde kurulmuş, Antik Çağların önemli bir yerleşim merkezlerindendir. Aynı zamanda bir liman kenti olmasına karşılık deniz ile yerleşim alanı arasında 200m.lik seviye farkı bulunuyordu.
Assos’da yerleşmenin kesinlik kazanmaması ile birlikte Tunç Çağı’nda (M:Ö.3000-1200) burada yaşayanların olduğunu da arkeolojik çalışmalar ortaya koymuştur. Homeros, Tiria’nın güneyinde leleglerin yaşadığını, bunların Troia Savaşı’nda bölgede denizcilik ve korsanlık yaptıklarını belirtmiştir.
Assos sözcüğünün Pedasos’tan geldiği söylenmiştir. Ayrıca Behram’ın da Assos’da görevli Bizans subayı olan Mahhram’ın değiştirilmiş biçimi olduğu da bir başka söylentidir.
İliada’da Agamemnon’un öldürdüğü Elastos’un Satnioeis’in (Tuzla Çayı) kıyısındaki Pedagos’da yaşamış olduğu anlatılmaktadır. Bunun yanı sıra Troia Kralı Priamos’un kayınpederi, leleg Kralı Altes’de yine Satnioeis kıyısındaki Pedagos’da yaşamıştır. Strabon da, kökeni Leleg olan kenti olan Pedagos’un bilinmeyen nedenlerle terk edildiğini belirtmektedir.
M.Ö.VII.yüzyılda, Thrakia ve Mysialıların yerleştiği Güney Troias, Lesbos üzerinden gelen Aioller tarafından işgal edilm