Archive for the ‘istanbul’ Category
|
Şubat-4-2008
KARİYE MÜZESİ
”Chora” adının orijinal anlamı şehir dışı, kırsal alandır. 5. yy.da yapılan Roma şehir surlarından evvele ait olan, belki küçük bir kiliseye verilen isim, aynı yerde yapılan sonraki kiliselerin de adı olmuştur. Günümüzdeki küçük yapı 11 ile 14. yy.la tarihlendirilir. Hareketli dış mimarisinin yanında iç mozaik ve fresko dekorasyonları Bizans sanatının Rönesans’ı sayılan şaheserlerdir. Bunlar, 14. yy da yapılan eklentilerle birlikte Theodor Metohides tarafından yaptırılmıştı. Girişteki iki koridorda, kronolojik olarak, Bakire Meryem ve İsa’nın hayatları, İncil’de olduğu gibi, mozaiklerle anlatılmıştır. Yan ek şapelde ise dini konular fresk olarak işlenmiştir. Konular arasında kilise ve saray ileri gelenleri figürleri de yer alır. 16. yy. başlarında camiye çevrildikten sonra yer, yer kapatılan mozaik ve freskolar 1950’den itibaren Amerikan – Bizans Enstitüsü tarafından ortaya çıkarılmıştır. Kariye manastır ve kilisesi zaman içerisinde civarında imparatorluk sarayları ile komşu olmuş ve önem kazanmıştı. Usta sanatçıların binayı böylesine zengin ve itina ile süslemeleri 14. yy. zor şartlarının içerisinde gerçekleşmişti. Zamanının önemli bir devlet adamı ve alimi olan Theodor Metohides 1320 yıllarda, yan şapel, dış narteks ve süslemeleri yaptırtan kimseydi. Duvar resimleri bir artistler grubunun eserleridir. Orta mekânın üst kısımlarındaki mozaikler zamanımıza gelememişlerdir. Bizans resim sanatının bir özelliği de figürlerin yanına monogram ve yazıt ilave edilmesidir. Kariye civarı ahşap yapılarla çevrili otel ve kafelerin bulunduğu şirin bir semttir.
|
|
Şubat-4-2008
KAPALI ÇARŞI
Dünyanın en eski ve büyük kapalı çarşısı İstanbul şehrinin merkezinde yer alır. Dev ölçülü bir labirent gibi, 60 kadar sokağı, üç binden fazla dükkânı ile Kapalı çarşı, İstanbul’un görülmesi gereken, benzersiz bir merkezidir. Adeta bir şehri andıran, bütünü ile örtülü bu site zaman içerisinde gelişip büyümüştür. 15 yy. dan kalan kalın duvarlı, bir seri kubbe ile örtülü eski iki yapının etrafı sonraki yüzyıllarda, gelişen sokakların üzerleri örtülerek, ekler yapılarak bir alış veriş merkezi haline gelmiştir. Geçmişte burası her sokağında belirli mesleklerin yer aldığı ve bunların da, el işi imalatının sıkı denetim altında bulundurulduğu, ticari ahlak ve törelere çok saygı gösterilen bir çarşı idi. Her türlü değerli kumaş, mücevherat, silah, antika eşyalar, konusunda nesillerce uzmanlaşmış aileler tarafından, tam bir güven içinde satışa sunulurdu. Geçen yüzyılın sonlarında deprem ve birkaç büyük yangın geçiren Kapalı Çarşı eskisi gibi onarılmışsa da, geçmişteki özellikleri, yozlaşarak değişikliğe uğramıştır.
Eskiden esnafa olan güven duygusu halkın birikmiş parasını, bir banka gibi onlara verilmesine ve işletilmesine neden olurdu. Günümüzde birçok sokaktaki dükkânlar fonksiyon değişikliğine uğramıştır. Yorgancılar, terlikçiler, fesçiler gibi meslek grupları sadece sokak ismi olarak kalmıştır. Çarşının ana caddesi sayılan sokakta çoğunlukla mücevher dükkânları, buraya açılan yan bir sokakta altıncılar bulunur. Oldukça küçük olan bu dükkânlar değişik fiyat ve pazarlıkla satış yaparlar. Kapalı Çarşı renk ve atraksiyon olarak her ne kadar eski canlılığını koruyor ise de, 1970’li yıllardan itibaren İstanbul’u ziyarete gelen turist gurupları için alışveriş olanakları, çarşının ana girişindeki modern ve büyük kuruluşlar tarafından sağlanmaktadır. Haliç kıyısındaki Mısır Çarşısı da daha küçük ölçüde bir kapalı çarşıdır. Galata semtindeki diğer bir 15. yy. küçük kapalı çarşısı da halen kullanılmaktadır.
Kapalı Çarşı günün her saatinde hareketli ve kalabalıktır. Esnaf, ziyaretçileri ısrarlı olarak kendi mağazasına çağırır.Çarşı girişinde gelişen konforlu, büyük mağazalar Türkiye’de elde imal edilen ve ihracatı yapılan hemen bütün eşyayı satışa sunmaktadır. El halıları ve mücevherat geleneksel Türk sanatının en güzel örnekleridir. Bunlar kalite ve orijin belgeleri ile satılır ve dünyanın her tarafına garantili gönderme yapılır. Halı ve mücevheratın yanında meşhur Türk işi gümüşten yapılmış eserler, bakır, bronz hediyelik ve dekoratif eşyalar, seramik, oniks ve deriden mamul, üstün kaliteli, Türkiye hatıraları zengin bir koleksiyon oluştururlar.
|
|
Şubat-4-2008
SÜLEYMANİYE CAMİİ
İstanbul’un siluetini minareler ve kubbeler süsler. Şehrin en büyük ve görkemli camii Süleymaniye Camiidir. Dış ve iç estetiği, fevkalade muntazam, göz okşayıcı proporsiyonları seyredeni büyüler. Süleymaniye Camii bir mimari şaheserdir. 16. yy., Türk Osmanlı İmparatorluğunun her bakımdan gelişmiş ve ilerlemiş olduğu bir devirdir. 36 Osmanlı Sultanı arasında 47 yıl ile en uzun hüküm süreni Kanuni Sultan Süleyman’dır. Bu büyük şöhretli Sultan, kendi adına yaptırtacağı camii Koca Mimar Sinan’a havale etmişti. Mimarlık dünyasının bir dehası olan Mimar Sinan, camii ve etrafını saran büyük kompleksi 1550-1557 yılları arasında tamamlamıştır. Türk sanatının klasik döneminin kurucusu ve geliştireni Mimar Sinan, sanatının üstünlüğünü burada da ispat etmişti. Caminin avlusunun etrafını çevreleyen büyük komplekste okullar, kütüphane, hamam, aşevi, kervansaray, hastane ve dükkânlar bulunur. Süleymaniye’nin dış güzelliğini seyredebilmek için yapıdan uzakta olmak gerekir. Galata Kulesi’nden veya Halic’in Galata kesiminden, bu imparatorluk eseri bütün haşmeti ile görülebilir. Dört minaresi olan caminin esas mekânını büyük bir kubbe örter. Caminin ana girişi etrafı revaklarla çevrili, ortasında şadırvanı olan iç avludandır. İç mimarideki açıklık, bütünlük, ölçülü bir süsleme buranın haşmetli etkisini güçlendirir. 53 metre yüksekliğinde 26.50 m. çapındaki merkezi kubbeyi fil ayağı denilen dört büyük paye taşır. Mekânın bütün elemanları uyumlu bir armoni içerisindedir. Statik bakımından da yapının dengesi kusursuzdur. Zaman içinde İstanbul şehrini sarsan depremler burada tek bir çatlağa bile sebep olamamıştır. Kubbenin içi geçen yüzyılda yapılmış barok tesirli dekorasyondur.
Yerdeki el yapısı tek örnek, mihraplı halı 1950’li yıllarda yerleştirilmişti. İçerideki en göz alıcı yer mihrap duvarındaki 16. yy. orijinal, fevkalade renkli, Türk motifleri ile süslü vitraylardır. Gayet sade mevlithanlar balkonu ve minber yanında, yine mermerden yapılmış mihrap nişinin etrafı çinilerle süslüdür. Sultan locası mihrabın solunda bulunur. Duvarlar Kuran’dan alınan ayetlerle süslüdür. Bunlar Türk kaligrafi sanatının çok güzel örnekleridir. Giriş ve yan cephelerde kadınlara ayrılmış balkonlar yer alır. Girişin sağında bronz kafesli bölme 18. yy. Türk maden işçiliğinin güzel bir örneğidir. Caminin arka avlusunda Sultan Süleyman’ın, bunun yanında da çok sevdiği karısı Roksana’nın büyük türbeleri bulunur. Etrafta değişik asırlarda yapılmış önemli kişilerin mezarları vardır. Süleymaniye kompleksinin bir ucunda küçük ve gayet mütevazı bir mezar bulunur. Burası 99 yıl şan ve şöhret ile yaşamış 50 yıl süre ile İmparatorluk baş mimarlığı yapmış, büyük usta Mimar Sinan’ın mezarıdır. Koca Sinan çalışkan ve verimli bir mimardı; uzun yaşamı boyunca 400’den fazla eser tamamlamıştı. Kurucusu olduğu klasik Türk mimarisinin en önemli temsilcisi de oydu. Eğittiği öğrencileri diğer İslam ülkelerinde de eserler üretmişlerdi.
|
|
Şubat-4-2008
GOTLAR SUTUNU
Topkapı Sarayı dış bahçesinde,Gülhane Parkı Sarayburnu girişinde bulunan Ve Roma Devri’nden günümüze hiç değişikliğe uğramadan gelen en eski abidedir.3.veya 4.yy’da dikilmiş olan sütun yüksek kaide üzerinde 15m.boyunda monalit mermerdir.Sütun başı korint uslubunda kartal arması ile süslüdür.Got’lara karşı kazanılan zaferden bahseden kitabe satırlarından dolayı Gotlar Sütunu adıyla anılır.Etrafını saran Yüksek ağaçlar arasına saklanmış gibi durmaktadır.
ÇEMBERLİTAŞ
M.S. 330’da Başkentin Roma’dan İstanbul’a nakli sebebi ile şehrin ikinci tepesindeki büyük oval bir meydanın ortasına, Konstantin in şerefine dikilmişti. Form Konstantin diye bilinen meydanın etrafı sütunlu galeriler ile çevriliydi. Çemberli taş, yanık sütun olarak ta bilinir. Orijinalinden daha kısa hali ile günümüze gelebilmiştir. Eskiden üstünde Büyük Konstantin’in güneş tanrısı pozundaki heykeli bulunurdu. Sütunun porfir blokları zamanla ve yangınlardan çatladığı için demir çemberlerle çevrilmiştir. Mermer başlık 12 yy., alttaki örme takviye kısmı 18 yy. aittir. Sütunun dibindeki küçük bir odada erken Hıristiyanlığa ait kutsal emanetler odası olduğuna inanılırdı. Buradan geçen ana yol Büyük Konstantin devrinden beri aynı güzergâhtadır.
BEYAZIT MEYDANI
İmparator Teodosyus devrinde M.S. 393 yılında şehrin en büyük meydanı olarak inşa edilmişti. Ortasındaki dev boyutlu zafer takının üzerinde yer alan bronz boğa başlarında dolayı buraya “Form Tauri” meydanı denilmişti. Üzerinde İmparatorunda heykeli yükselen zafer takından birkaç mermer blok ve sütun kalıntıları bulunmuşken, kuzeydeki abidevi çeşmeden eser kalmamıştır. Şehrin bu en büyük çeşmesini Valens su kemeri beslerdi. Kuzeyde, Fatih’in yaptırdığı ilk sarayın yerinde İstanbul Üniversitesi bulunmaktadır. Üniversite girişi abidevi kapı ve bahçedeki yangın kulesi 19 yy. yapılarıdır. Meydanı süsleyen ve adını veren 15 yy. Beyazıt camii kalabalık ve hareketli kapalı çarşının komşusu olup, buraya ait külliyeden günümüze medrese, hamam ve dükkanlar kalmıştır.
|
|
Ocak-24-2008
Her şeyden önce dünyanın en güzel boğazına sahip ve iki kıta da toprağı olan tek şehir.
Tarih boyunca en çok kuşatılan şehirlerden biri olan Istanbul bugün ise betonarme binaların kuşatmasına ve istilasına yenik düşse de her şeye rağmen gizemi kolay kolay bitecek gibi değil.
İstanbul
Görülmeli
Eski İstanbul olarak bilinen Taksim, Eminönü ve Beyazıt arasında kalan kısım mutlaka görülmeli. Kapalıçarşı, Sultanahmet, Beyoğlu, Galata şehrin zenginliklerinden başlıca örnekler. Bunun dışında şehirde birbirinden güzel tarihi ve kültürel zenginlik mevcut. Bunlar, Silivri, Kumburgaz, İstanbul Boğazı, Kumköy (Kilyos), Şile, Adalar, Belgrad Ormanı, Abrahan Paşa Korusu, Emirgân Korusu, Yıldız Parkı, Çamlıca Tepesi ve Gülhane Parkı, Tuzla İçmeleri, İstanbul Surları, Bozdoğan (Valens), Sukemeri, Binbirdirek ve Yerebatan Sarnıçları, Ayasofya, Aya İrini, eskiden kilise olan Bodrum, Fenari İsa, Fethiye, İmrahor, Kalenderhane, Kariye, Yeni İmaret ve Zeyrek Camileri, Bukoleon ve Tekfur Sarayları, Çemberlitaş, Dikilitaş, Yılanlı Sütun, Kıztaşı, Kız Kulesi, Galata Kulesi, Fatih, Bayezid, Sultan Selim, Haseki Hürrem Sultan, Süleymaniye, Sokullu Mehmed Paşa, Kılıç Ali Paşa, Yeni Cami, Şemsi Paşa, Sultan Ahmed, Köprülü Mehmed Paşa, Çorlulu Ali Paşa, Amcazade Hüseyin Paşa, Laleli ve Damat İbrahim Paşa Külliyeleri, Rüstem Paşa ve Gazanfer Ağa Medreseleri, Anadolu ve Rumeli Hisarları, Mağlova Kemeri, III. Ahmed ve Alman Çeşmeleri, Topkapı, Dolmabahçe, Beylerbeyi, Çırağan ve Yıldız Sarayları, Şale, Malta ve Çadır Köşkleri, Aynalıkavak, Küçüksu (Göksu), Tophane ve Ihlamur Kasırları, Eyüb Sultan, Firuz Ağa, Sinan Paşa, Nuriosmaniye, Beylerbeyi, Selimiye, Musretiye, Dolmabahçe, Ortaköy, Pertevniyan Valide Sultan ve Cerrah Paşa Camileri, Kapalı Çarşı, Mısır Çarşısı, Simkeşhane, Büyük Valide, Balkapanı, Vezir, Cebeci ve Çuhaci Hanları, Silivri, Büyükçekmece, Küçükçekmece, Çobançeşme, Haramidere ve Bostancı Köprüleri, Dolmabahçe Saat Kulesi, Köprülü, Süleymaniye, Nuruosmaniye ve Belediye Kütüphaneleri, İstanbul Arkeoloji, İstanbul Topkapı Sarayı, İstanbul Türk ve İslam Eserleri, Divan Edebiyatı, İstanbul Resim ve Heykel, Arasta Mozaik, Ayasofya, Yerebatan Sarayı, Türk Yazı Sanatları, Askeri, Deniz, Tanzimat, Aşihan (Edebiyat-ı Cedide) ve Şişli Atatürk Müzeleri olarak sıralanıyor.
Boğaz Köprüsü
3200 metre genişliğinde ve 31.5 km uzunluğunda olan köprü Asya ve Avrupa kıtalarını birleştirme özelliğine sahip. Dünyanın en muhteşem yapılarından biri olan Boğaz Köprüsü, dördüncü jeolojik devirde denizin ortasında bir vadinin açılmasıyla kendiliğinden oluşmuş. Bizans ve Osmanlı imparatorlukları zamanında kıyılardan kopan parçalar, sultan ve paşalar tarafından yalılar yaptırılarak değerlendirilmiş.
Topkapı sarayı
Fatih Sultan Mehmet´in, İstanbul´un fethinin ardından yaptırdığı saray, 700 bin metrekare alan üzerinde yer alıyor. Saray duvarları 5 kilometrelik bir alana uzanıyor. Üç adet deniz tarafında üç adet de kara tarafında büyük kapısı olan sarayın aynı zamanda birçok da küçük kapısı bulunuyor.
Yerebatan Sarnıcı
Ayasofya Camii´nin yan tarafındaki Yerebatan caddesinin altında bulunuyor. 565 yılında İmparator 1. Jüstinyen tarafından yaptırılmış olan saray, İstanbul´un kuşatılması sırasında şehir dışındaki su yollarının düşman tarafından bozulması karşısında su ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılan su sarnıçlarının en büyüğü. 70×140 m.lik bir alanı kaplıyor.
Dolmabahçe
Dolmabahçe´de İnönü Stadyumu karşısında ve deniz kıyısında. İsmini denizin tohrakla doldurulmasıyla meydana getirildiğinden almış. Mermer saray, Osmanlı Sultanı Abdülmecit tarafından Garabet Balyan adlı mimara yaptırmış.
Ayasofya
İlk defa Roma İmparatoru 1. Constantinus tarafından 326 yılında yaptırılmış olan eser, Sultanahmet Meydanı´nda bulunuyor. Fatih Sultan Mehmet İstanbul´u fethettiğinde 1453 yılında ilk cuma namazını burada kılarak, kilisenini güneyine bir tuğla minare eklettiği ve burayı camiye çevirdiği biliniyor.
Kapalı Çarşı
İstanbul´un fethinin ardından Beyazıt ve Nuruosmaniye arasına inşa edilen çarşının büyük kısmı kuyumcular, bedesten, elbiseciler, sahaflar ve antikacılardan oluşuyor. 30 dönümlük bir alana yerleşmiş olan bu çarşıda 18 kapı, 65 sokak, 3000 dükkan, 21 han, 5 cami, 6 çeşme, 1 okul ve bir şadırvan yer almış.
İklim
Daha ılık olan Nisan-Mayıs sonu ile Eylül-Kasım ayları arası gezi için tercih edilmeli.
Etkinlikler
İstanbul´un Fethi: 29 Mayıs
İnsan Hakları Haftası: 10 Aralık
İstanbul´un Kurtuluşu: 6 Ekim
İstanbul Festivali: 25 Haziran-20 Temmuz
|
|
Temmuz-23-2007
Anadolu Kavağı günübirlik kullanım alanı olarak tanınıyor. Bölgede otel motel pansiyon türü konaklama gelişip yaygınlaşma göstermemiş. Buna rağmen Taşlı Yalı Butik Hotel hizmet veriyor. Önceki yıllarda Anadolu Kavağına girişte bulunan askeri nizamiyede aracın plakası yazılır hatta kimlik bırakılırdı.1976 yıllarına dek süren bu uygulamadan yapılan düzenlemelerle vazgeçilerek daha çok turizm gelişmesi sağlanmış. İstanbul dışından gelip mutlaka Boğazda farklı konumdaki lüks konaklamalar için Beylerbeyi çevresinde yalı otel ve apart daireler, Üsküdar’da yeni açılan oteller bulunuyor.
Bosphorus Pasha Hotel: Beylerbeyi’nde 14 odalı hotel.
Tel: (0-216) 422 00 03
|
|
Temmuz-23-2007
Boğazın Anadolu yakası boyunca Anadolu Kavağına gelinceye kadar Avrupa sahilini seyrederek oturabileceğiniz restoran ve çay bahçeleri ile dolu. Hepsinin farklı özelliği ayrı güzelliği bulunuyor. Beylerbeyi, Çengelköy, Kanlıca, Anadolu Hisarı, Beykoz Kavağa gelene dek aklınızı çelecek lezzet ve görüntüler sunuyor. Yol boyunca balıkçılar solungaçları kırmızı balıklarla dolu tezgahları, Çengelköy’ün çiçeği üzerinde küçük, körpe badem salatalıkları, Çengelköy ün taş fırınında pişirilmiş odun kokulu ekmekleri, Beykoz un iskele yakını cadde üstü fırınındaki şişman pideleri alınması gerekenlerden, yoğurdu ile ünlü Kanlıca sahili oturma bahanesi verecek türden mola yerleriniz olabilir. Yuşa Tepesi yakınlarına gelirken yolun kenarında köy ürünü satan tezgahlarda mevsim sebzeleri kırmızı barbunya fasulyesi, ceviz, kestane suni yem takviyeli köy yumurtalarından bulabilirsiniz. Anadolu Kavağında balık satanlara küçük tezgahlara rastlanıyor.
Anadolu Kavağı Yosun Restaurant: (0-216) 320 21 48
Sahil, Çaparı, Sempati, Doğanay, Altınbalık, Feyza, Kavak Balıkçısı, Yedigül gibi restoranlar açık ve kapalı bölümleriyle yıl boyu konukları ağırlıyorlar.
|
|
Temmuz-23-2007
Anadolu Kavağı boğaz gezisine tam gün süre ayırmak isterseniz Eminönü iskelesinden saat 10.30 da kalkan Denizcilik İşletmesi vapurlar seferleri ile boğazın her iki yakasında ki iskelelere uğrayarak A.Kavak iskelesine gelebilirsiniz. Dönüş için vapur sizi yemek süresince bekliyor ve saat 15.00 de bir diğeri 17.00 de kalkış yapıyor. Sarıyer den yapılan seferler veya Yeniköy’den Beykoz a kalkan tekneler ile karşıya geçip, yolun kalan kısmını karadan tamamlayabilir, Sultaniye Anadolu Kavağı otobüs seferleri kullanabilirsiniz. Yola özel aracınızla çıkıyorsanız sahil yolu dar ama temiz asfalt ve hafta sonu yoğun trafiğine rağmen, cazibesini koruyor. Tarihi yalıların, köşklerin yer alması nedeniyle genişleme imkanı vermeyen bazı kesimlerde yüksek duvarlar denizi görme imkanı bile olmayan yolda önümüzdeki yıllarda belki de çift katlı yol kaçınılmaz olacak diye düşünebilirsiniz. A.Kavağı’nın boğaz girişindeki konumu nedeniyle yolun bu bölümde her iki yanı askeri bölge ve tel örgüler ile çevrili.Yemyeşil bitki örtüsü içinde araç sürerken trafik kural ve hız limitlerini aşmamak kasislerde yavaşlamak gerekiyor. Deniz Kuvvetlerine ait bu bölümlerde temizlik, bakım, intizam ve düzen beğeni topluyor.
IDO YAZ TARIFESI ve FIYATI
Eminönü – Anadolu Kavagi ( Gidiş )
Kalkış: 10,35 Varış: 12,05
Kalkış: 12,00 Varış: 13,25
Kalkış: 13,35 Varış: 15,05
Anadolu Kavağı – Eminönü ( Dönüş )
Kalkış: 15,00 Varış: 16,30
Kalkış: 16,15 Varış: 17,30
Kalkış: 17,00 * Varış: 18,30
* Cumartesi günleri saat 18.00 de haraket eder. Ücret: Tek yönlü gidiş yada geliş : 7.5 YTL
Gidiş-Geliş ( % 17 indirim ) : 12.5 YTL
|
|
Temmuz-23-2007
İstanbul Boğazının Karadeniz den giriş kapısı konumundaki Anadolu Kavağı yıllardır değişmeyen görüntüsü ile nostaljik balıkçı köyü özelliğini koruyor. İstanbul’un nefes borularından biri olan ve balık lokantaları ile ünlü köy, lüfer mevsimi olan eylül ekim aylarında İstanbul un yaza veda edip sonbaharda ılık günlerin tadını çıkarmak isteyenlerin tercih ettiği gezi yerlerinin başında yer alıyor.
Hem kara yoluyla hem de denizden vapur seferleri ile ulaşımın sağlandığı Anadolu Kavağına gidip denizin kenarında ızgara balık keyfi yaşamak istiyorsanız sonbahar ayları bu tür bir gezinin en uygun zamanı. Yazdan kalma günlerde serin ama üşütmeyen deniz kokulu esintiler arasında sahilde veya iki üç katlı restoran ve lokantaların manzaralı pencere kenarı veya teraslarında bir yandan sipariş ettiğiniz balıkları yiyebilir diğer yandan gözü okşayan manzara eşliğinde iyotlu , oksijeni bol deniz kokulu havayı teneffüs ederek huzurlu, hafta içi veya sonu günübirlik sakin bir kaçamak yapabilirsiniz. Kavaklara balık yemeye gelenler ya Eminönü iskelesinden kalkan şehir hatları vapurları ile boğazın iskelelerine karşılıklı uğrayarak geliyorlar yada Sarıyer den kalkan seferleri tercih ediyorlar. Bu tür ulaşımı kullanan yolcuların geliş ve gidiş saatleri seferlere bağlı olduğu için yemek sonrası topluca kalkıp dönüşe geçiliyor. Otobüs seferlerinin de yapıldığı Anadolu Kavağına özel aracınızla geliyorsanız hem yol üstünde uğrayacağınız bir çok durak bulunuyor hem de manzaralı güzergahın tadını çıkartıp sefer saatlerine bağlı kalmaksızın istediğiniz süre oturabiliyorsunuz. Anadolu Kavağına daha yaklaşırken vapur iskelesi çevresinde toplanan yerleşim alanını tepede yer alan boğazın kontrolü için Cenevizliler tarafından yapılmış Yoros kalesi’ni görebiliyorsunuz. Restore edilip kremalı pasta gibi boyanan birkaç ahşap evin bulunduğu hafif yokuş dar sokaktan iner inmez köye giriyor ve uygun bulduğunuz yere aracınızı park ediyorsunuz. Kaldığınız süre hiç önemli değil ister bir saat, isterseniz beş saat, otopark görevlileri giriş çıkış üç milyon TL yi peşin peşin alıyorlar. Sıra manzaralı bir mekanda masa seçmeye geliyor .Sahilde bulunan balık restoranları açık ve kapalı bölümleri ile tercih edilirken daha geride yer alan restoranlar ikinci ve üçüncü katları veya terasları ile cazip manzara seyretmenize olanak sağlıyor. Daha ekonomik yemekler için sokak aralarında ,bahçe içinde hizmet veren lokantalarda bulunuyor bunlar balık çeşit ve fiyatlarını girişlerine astıkları tabelalarda gösteriyorlar. Canı sadece boğaz girişinden çıkarılan temiz midyelerden yemek isteyenler için çeşitli midye tava yapanlara da sıkça rastlanıyor, çay bahçeleri de var. Anadolu Kavağı’nın tam ortasında ulu çınar ağaçları, çevresinde işporta tezgahlarda krep adı altında bir tür hamuru kızgın saçta kızartıp üzerine çeşitli tatlı soslar sürerek sunan satıcılar, dondurma ve büfeler, incik boncuk türünden hediyelik eşya satıcıları yer alırken balıkçıların yolunu gözleyen, balık yemekten bıkmamış miskin kediler göze çarpıyor. İskeleye yanaşan vapur yolcuları ile hareketlenen Anadolu Kavağının sakin atmosferi içinde kıyıya bağlı tekneler balıkçı köyünün manzarasını tamamlarken sanatseverlere resim yapma, fotoğraf çekme konusunda renkli kompozisyonlar oluşturuyor. Sahil boyunca aracınızı yanı başınıza park ederek olta ve kamış ile balık tutma imkanı da bulunuyor.
Özellikle Mayıs ayında Karadeniz’e yumurta bırakmaya çıkıp balık yasağının sona erdiği 1 Eylül den itibaren İstanbul Boğazına girerek Marmara ya gitmek üzere yola çıkan, Karadeniz in az tuzluBüyütmek için tıklayınız suyunda beslenerek yağlanmış balıklar, boğaz girişinde ağlarla yakalanıp taze tüketiliyor. Anadolu Kavağı restoranları da çeşitli balık pişirim şekilleri ile dikkat çekiyor. Bazı restoranlar balıkları teşhir ettikleri tezgahtan seçtirip, altında tüp gaz yakarak ısıttıkları saç üzerinde göz önünde bir tür ızgara yaparken bazıları gerçek kömür ateşi kullanıyor.Denizcilik işletmesinin restore etmekte olduğu vapur iskelesi arkasında bulunan Yosun Restoran da balık yemeyi tercih ederseniz , kıyılmış roka salatası garnitürlü servis edilen iri lüfer ızgara, birkaç dilim domates, salatalık,marul,kara lahana,roka yaprağı ilaveli üzeri limon sıkılmış soğansız salata, yanına iki porsiyon taratorlu midye tava, bir porsiyon yine taratorlu kalamar tava ,üç bardakta bira sipariş edebilirsiniz.
Devamlı değişen müşterileri olan restoranlarda dikkat edilmesi gereken hususlar:
Masa seçiminde deniz kenarında oturmayı düşlediyseniz ve tüm masalar doluysa bile boşalan bir masa olana dek, şef e geri masalardan birinde biraz vakit geçirme teklifinde bulunabilirsiniz.
Restoranda vereceğiniz midye tavanın soğuk gelmesi ihtimaline karşı, yeni kızartılmış olması için uyarıda bulunmalısınız. Bu arada dişinizin zarar görmemesi için , küçük ama lezzetli midyeler içinden tek tük de olsa inci çıkabileceği imkanını göz önünde bulundurmalısınız. Bazı restoranlar tek marka fıçı birası sattıkları için içecek tercihinizi alternatifli düşünmelisiniz. Balık restoranlarının büyük bölümünde yerli kalamar bulmak bazen mümkün olmuyor, bu nedenle kalamarları İtalyanlar Hindistan’dan şoklanmış buz kalıpları ile ithal edip kendi etiketleri ile Dünyaya satıyorlar. Yemek sonrası çıkacağınız kısa hazım yürüyüşü sırasında, şiş göbeğinize bakmadan restoran karşılayıcılarının hala devam eden yemek davetleri rahatça dolaşmanızı etkilese de çevre turunuzu ihmal etmemelisiniz.
YOROS KALESİ
Sahilden çevreye hakim bir tepede bulunan Yoros Kalesi’ne doğru tırmanırsanız Karadeniz’den İstanbul’a giriş yapan gemileri ve boğazın muhteşem manzarasını seyredebilirsiniz. Tepenin uç kısmında bulunan Yoros Kalesi mimarisi ve duvarlarında bulunan armalarıyla dikkat çekiyor. Bitinyalılar, Gothlar ve Ruslar’ın saldırılarına uğrayan Anadolu Kavağı bir dönem Cenevizlilerin de eline geçmiş. Cenevizliler tarafından yapılan Yoros Kalesi 1190 yılına tarihleniyor. Bizanslıların ve 14.yy.da Osmanlıların eline geçen Yoros Kalesi içinde 25 evlik bir Türk mahallesinin bulunduğundan da söz ediliyor. Evliya Çelebi ise verdiği bilgilerde kavak kasabasının içinde siyah renkli olan kalenin Yıldırım Han tarafından fethedildiği, Fatih Sultan Mehmed tarafından tamir edilip içine asker konduğu, çevresinin 200 adım ve dört bir yanının kestane ormanı kaplı olduğundan söz ediliyor.
YUŞA TEPESİ; CAMİİ ve TÜRBESİ
Anadolu Kavağı yakınlarındaki oldukça popüler olan ziyaret yerlerinden biri olan Boğaziçi’nin sahile en yakın ve en yüksek tepesi Yuşa Tepe bulunuyor. Özellikle modern giyimli bayanların daha fazla ziyaret ettiği gözlenen ziyaret tepesi boğaza ve Karadeniz e aynı açıdan hakim görkemli panoraması ile de etkiliyor . Ramazan ayları, kandillerin arifeleri günleri, bayramlarda ve Cuma, cumartesi, Pazar günlerinde her zamankine oranla daha fazla ziyaretçi akınına uğrayan Yuşa Tepesinde ücretsiz geniş otopark lüks araçlar ile doluyor. Ziyaretçiler Hz.Yuşa Aleyhisselam Türbesini ve 1755 tarihli Camii ziyaret ederek dua ediyorlar. Cami yanındaki bahçe içinde bulunan etrafı demir parmaklıklar ile çevrili çok uzun türbe ziyaretçilerin oldukça dikkatini çekiyor. İlgililer çok önceki yıllarda harap durumda bulunan türbe yerinin kesin olarak, tam yerinin belli olmaması nedeniyle yerin uzun olarak 17 metre yapıldığını belirtiyor ve burada yatan kişinin yaygın olarak bilindiği gibi boyunun çok uzun olduğu inanışının yanlış olduğu konusuna açıklık getiriyorlar. Çeşitli dileklerde bulunup dua edenler arasında dileklerine kavuşanlar daha sonra tekrar gelip bu defa adaklarını yerine getiriyor İslam dini temel prensipleri ile bağdaşmamasına rağmen diğer ziyaretçilere şeker, lokum dağıtıyorlar !!. Temizliği ve çevre düzenlemesi ile de dikkat çeken Cami bahçesinde, Türbe kitabesi, dört yüzünde birer musluk bulunan süslü saçaklı bir çeşme, kültür evi, oturma üniteleri, 27 kabirli mezarlık yer alırken Yuşa Tepesi girişinde çeşitli dükkanlar, tezgahlarda dini kitaplar, tespihler,başörtüsü gibi ihtiyaçlar satılıyor, gözleme yapanlara, köfte, balık, ekmek satanlara da rastlanıyor.! (İslam dini, camileri alışveriş, kabristanları da bayram -şölen yeri haline getirmeyi doğru bulmuyor.)
Chalkedonlular’ın Daphne adına yaptıkları adak yeri tarihin ilk dönemlerinden beri kutsal bir yer olarak kabul edilmiş çeşitli uygarlıklar burada kendi dinlerine göre mabet ve tapınaklar yapmışlar.Bunlardan birisi de ilk çağlarda ki Zeus sunağı olarak biliniyor. Bizans Döneminde. 6. yy da imparator 1. Jüstinianos zamanında ise bu sunak kiliseye çevrilmiş.Osmanlı Döneminde bu tepeye Sadrazam Yirmisekiz Çelebizade Mehmet Sait Paşa ( Ö.1761) tarafından 1169 ( 1755) tarihinde bir mescit yaptırılmış.
|
|
Temmuz-23-2007
Yola piknik amaçlı çıktıysanız boğazın Çengelköy semtinden geçerken taş fırınından odun ekmeği, yerli Çengelköy badem salatalıklarından alarak pikniğinize lezzet katabilirsiniz. Beykoz balıkçılar çarşısı veya et, tavuk alabileceğiniz alternatiflere sahip.
Yemek için restoran, kır lokantasını tercih edenler için Poyraz sahili deniz ürünü lokantaları seçenekleri var, limana hâkim tepe çınar altı kahveleri uyku odası misali serin ve dinlendirici. Poyraz Kuledibi lokantası bulunduğu alan itibariyle trafikten, gürültüden, kalabalıktan uzak, aracınızın yanı başınızda duracağı, huzur bulacağınız özellikler vaat ediyor. Kuledibi lokanta hizmeti ve piknik malzemesi sunuyor. (Ayakaltında dolaşan kedi bulunmuyor).
Anadolu Feneri araçlı piknik bahçeleri mangal zevki yaşatıyor, iştah açıyor. Ayışığı restoran masa sayısı ile daha fazla konuk ağırlıyor. Fenerin yamacında hizmet veren Kaptan’ın Yeri açık ve kapalı bölümlerinde yöre balıklarının ızgaraları, mevsim salataları ile tercih ediliyor. (Birçok balık lokantasında olduğu gibi kediler balık bekliyor).
|
|
|