Archive for the ‘istanbul’ Category
|
Temmuz-23-2007
Gerek Poyraz gerekse Anadolu Fenerinde konaklama imkânı bulunmuyor. Bir zamanlar askeri bölge olup izinle girilebilen bu köylerin serbest dolaşıma açılmış olması ziyaretçi akınını körüklüyor. Şimdilik sadece günübirlik dinlenme alanı olarak değerlendiriliyor. Bilhassa İstanbul dışından gelenlerin konaklama ihtiyacını karşılamak için bölgede butik tarzı çalışan küçük pansiyonlara ihtiyaç duyuluyor. Çevre dokusuna uygun 5-10 odalı köy kahvaltılı, şirin pansiyonların, çiftlik evlerine hizmete girmesi halinde turizm ve sağlık açısından bölgenin daha cazip hale geleceği, potansiyel kazanacağı görülüyor.
|
|
Temmuz-23-2007
Beykoz’dan Fener’e belediyenin düzenli otobüs seferleri yapılıyor. Yol gidiş geliş iki şeritli asfalt, gece aydınlatma yok, dönemeçlerde sollamaya dikkat. Mesire yolunun beklenmedik yerlerinde çiçek, bitki toplamak amaçlı park eden araçlara rastlanabiliyor. Güzergâh boyunca motosiklet kullananlar için tozsuz, bitki dokusu zengin, sürücüye zevk veren yolun bazı bölümleri zemin pürüzleri nedeniyleBüyütmek için tıklayınız aralıklı zıplatmalara neden oluyor. Hız yapmaya elverişli değil. Yol kenarlarının tel ile çevrili, tabyaların bulunduğu, askeri alan oldu tabelalarla belirtilen bölümlerinde park etmemek gerekiyor.
|
|
Temmuz-23-2007
İstanbul Boğazının Anadolu yakası Karadeniz girişinde yer alan Anadolu Fenerine gidiyoruz ama önce Poyraz köye uğrayacağız
Beykoz’dan dönüp Yuşa Tepesini geçerek Anadolu Kavağına gidiliyor, bunun yanı sıra yola devam ederek Yoros Kalesi yanından geçip Poyraz ve Anadolu Fenerine ulaşmak mümkün. Bir başka alternatif olan Beykoz’dan direk olarak Akbaba Köyü yoluyla Anadolu Fenerine gidilebiliyor. Her iki yol ile ulaşılan bu iki nefes borusu İstanbul boğazına hâkim manzarasıyla yüksek tepelerde yer alıyor. Poyraz yaz boyunca teknelerin, yatların sığındıkları korunaklı bir koyda bulunuyor. Sahil kum plaj olunca denizden gördüğü rağbete karadan gelenler de ekleniyor. Kıyı bandı üzerinde omuz omuza vermiş, hepsi deniz manzaralı balık restoranları açık ve kapalı bölümleri ile köyün cazibesini artırıyorlar. Araçla sahile kadar inilebilen, dalgakıran çevresinde dolaşılabilen Poyraz da, araçla veya merdivenle çıkılabilen yüksekçe bir tepede seyir ve piknik alanı bulunuyor. Her iki yönde farklı bakış açılarına sahip manzaraya karşı ağaç gölgesinde çay yudumlamak, oksijeni bol, deniz kokulu püfür püfür esen rüzgâra teslim olmak, serinlikler yaşamanıza, tüm zihin yorgunluğundan kısa sürede kurtulmanıza yardımcı oluyor. Poyraz’ın hemen her yerinde araç park imkânı var. Köye bir köprü ile bağlanan ve Poyraz cami yanında bulunan uç burundan Anadolu Fenerini görebiliyor, hiç kimseye bir kuruş ödemeden muhteşem manzaraya karşı kalabildiğiniz kadar kalıyor, piknik yapabiliyorsunuz. Fakat daha cazip bir başka mekân Poyraz Gözetleme kulesi ve Kalesinin yer aldığı kule dibinde bulunuyor. Şimdi oraya gidiyoruz.
Poyraz Kalesi Caminin arkasında ki köprüden geçip köşedeki çeşmeyi sola doğru dönünce kale karşınızda beliriyor. Yeşillikler içinde ilerliyor ve kalenin içine girebiliyorsunuz.
Poyraz köyünün kuzeydoğusunda, boğaz girişine hâkim bir yerde, bugün kısmen ayakta kalabilmiş gözetleme kulesine sahip kale dairesel bir plana sahip. Batı giriş kısmı düz, 20 metre çapında olan kalenin duvar kalınlığı 160 cm olup, üzerinde 12’si dar, 12’si geniş mazgal bulunuyor. Kale girişinin sağ ve solunda personelin kaldığı mahzen girişleri görülebiliyor. Kalenin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1778 savaşı sonrası Kaptan-ı derya Cezayirli Hasan Paşa tarafından Fransız mimarı Baron de Tott’a yaptırıldığı sanılıyor. Karşı yakada yer alan Garipçe Kalesi ile aynı devre ait olduğu, aynı amaçla yapılıp kullanıldığı biliniyor. Kalenin etrafı ise bahar aylarında çıtı pıtı, renk ahenk çiçek yapıyor.
Kalede piknik
Kaleyi arkamıza alıp güvenle ilerliyor tepeye kurulmuş piknik bahçeli özel kamelyalı kır lokantasına konuk oluyoruz. Kır lokantasını Hayati Aktaş işletiyor. Balık, et, tavuk bulunduruyor. Piknik yapacağımız masaya yakın bir yere aracı çekiyor masaya yerleşiyoruz. Beraberimizde getirdiklerimiz varsa getirdiklerimizi, yoksa lokantaya vereceğimiz siparişlerle piknik yapıyoruz. Lokantadan hiçbir şey yemezseniz kamelya kirası 20 milyon TL ödüyorsunuz. Yemek yiyenler sadece yediklerini ödüyor, kira vermiyorlar. Lokanta personeli arzu edenlere kömürü yakılarak ateşi hazır mangal getiriyor. Çim kaplı tepede toprağa basarak, dolaşarak yemek yerken çevreden gelen diğer mangal dumanı kokuları kendin pişir, kendin ye zevkinizi körüklemeye yetiyor. Tam karşınızda Garipçe Köyü, Rumeli Feneri, boğazı bitirip Karadeniz’e kavuşan veya İstanbul’a giriş yapan gemiler, şilepler, arada yatlar, yelkenliler ve de tankerler sizi oyalıyor. Aileler, motosiklet grupları yemek yiyip, içeceklerini yudumlarken sahilde bulunan içi mağara gibi oyuk “Plefkaya” isimli ilginç konik kayaya da bakıyorlar. Kış boyunca üzerinden dalgalar geçen, duvarları döven dalgalara karşı koyan kaya kütlesi, doğal anıt olarak seyrediliyor. Kaya çevresi temiz denizi, manzarası ile yatların, küçük teknelerin uğrak yeri oluyor, isteyenler deniz banyosu alabiliyor, çevrede dolaşabiliyor, rüzgârlı tepede uçurtma uçurabiliyor, kalede anı fotoğrafları çekebiliyor.
Kule dibi piknik alanından ayrılıyor ve Anadolu Fenerine yöneliyoruz.
Anadolu Feneri
Gerek Poyraz, gerekse Anadolu Fenerine yaptığınız gezi boyunca içinizi bir huzur kaplıyor. Birincisi iyot ve yosun kokulu denizin kokusunu taşıyan filtre edilmişçesine temiz ve hafif rüzgârın bünyenizde yarattığı sakinleştirici etkisi.
İkincisi kent yaşamı içinde beton, asfalt, metal zeminlerde dolaşıp üzerinizde biriken elektrikten toprağa basarak bünyenizi kurtarmış olmanız. Üçüncüsü ise her iki köye yaptığınız gezilerde hem İstanbul’dan uzakta çok farklı bir mekânda bulunduğunuzu hissediyor, görüyor, yaşıyor, hem de Levent, Maslak semtlerinden göğe yükselen gökdelenlerin oluşturduğu yeni İstanbul siluetini görerek, kentten pek de uzakta olmadığınızı fark ediyorsunuz.
Hiç İstanbul’da değilmiş gibi bir izlenim içinde ilerlediğiniz yolun yemyeşil ağaçlarlar, bodur bitkiler, çiçekler, ormanlarla kaplı olması, hala betonlaşan kentte hayat olduğunu anımsatması, mutluluğunuzu artırmaya yetiyor. Özlediğiniz nefes borusunun bu denli yakın ve bakir kalabilmesi, tekrar tekrar gelme arzusu uyandırıyor. Bu izlenimle 10 dakika gibi kısa sürede sağlı sollu piknik bahçeleri arasından geçerek geldiğiniz Anadolu Feneri son nokta oluyor, burada kontak kapıyorsunuz. Fenere gelirken ilk karşılaştığınız restoran “Ay Işığı” oluyor. Tel no: 0(532) 788 20 03. Rampada ki restoran önünden geçen yokuş sizi sahile balıkçı teknelerinin çekek yerine getiriyor. Daha ilk dakikadan itibaren balıkçı köyünde olduğunuz hafızanıza kazınıyor. Manzara ve ortamın tadını iyice çıkarmak, bu zevki uzun süre yaşamak için araçlarında şezlong, portatif masa, katlanabilir sandalye, şemsiye getirmeyi tasarlayıp gerçekleştirenler, doğanın bonkör davrandığı yerlere imrendirici masalarını kuruyorlar.
Hafta sonlarının klasik kokusu, ızgara dumanları ne kadar yemek yerseniz yiyin iştahınızı sürekli uyandırıp acıkmanıza neden oluyor.
Sahile inen yokuşu kullanmayıp da düz devam ederek fenere ulaşanlar, fenere komşu olan caminin balkonundan çevreyi seyretme imkânı buluyorlar. Bu noktada ki seyir terasından boğaz, İstanbul gökdelenler silueti, çekek yerine bakılıyor, fotoğraflar çekiliyor, çektiriliyor. Kuruluşu diğer kale ve kulelerle aynı tarihi taşıyan, aynı ölçülere sahip Anadolu Feneri Gözetleme kulesi, bugünkü deniz fenerinin bulunduğu yerde ki dış duvar kalıntıları da görüldükten sonra, arzu edenler caminin arkasında bulunan dik merdivenden inerek yamaca kurulu kuş yuvası misali mütevazı balık lokantasında mola veriyorlar. Taraçalar halinde çeşitli kademelere konulmuş masalara kurulup deniz fenerinin altında, denize karşı taze balık yemenin zevkine doyum olmuyor. “Kaptanın Yeri” isimli lokantayı Ahmet Faruk Başaran işletiyor. Tel No: 0(216) 536 02 36. Çinekop, tekir, dilim palamut, deniz levreği, hamsi, istavrit gibi yöre balıkları, balık köftesi, balık böreği, mevsim salatası türünden yemek yeniyor, üzerine kahveleri, sodaları içerek dönüşe başladığınız anda aklınız Anadolu Fenerinde, Poyrazlarda kalıyor. Olayı çok önceden fark edip bölgede yapılmış villalar aklınızı çeliyor. İsterseniz İstanbul’a direk dönüyor, isterseniz ekmek arası midye tava yeme bahanesiyle Anadolu Kavağına uğrayabiliyor veyahut Yuşa Tepesine giderek dua ediyorsunuz. Özel bir durum, aşırı trafik yoğunluğu yoksa güzel anlar yaşanmış bir günün akşamında, Anadolu Fenerinden hareketle bir saat sonra kentin merkezinde olabiliyorsunuz. Tarihin sessiz tanıklarından olan Anadolu yakasında Anadolu Feneri, Rumeli yakasında Rumeli Feneri boğazın Karadeniz girişinde gece gündüz gemilere yol gösterip birbirlerine göz kırpmaya devam ediyorlar.
|
|
Temmuz-23-2007
Ankara ve İstanbul yönünden gelenler için Akçakoca geniş ve rahat yollarla kolay ulaşım sağlanıyor. Güzergâh boyunca aşırı hıza uygun olmayan iniş ve çıkışlara rastlanıyor. Akçakoca Düzce’ye 37 km lik asfalt yol ile bağlı. Yemyeşil tepeler arasında geniş ve ferah bir güzergâh olan yolun turizm mevsiminde artan trafiğine yüklü kamyon trafiği de ilave olunca, rampaları çıkmakta zorlanan kamyonlar, kendilerini sollamak için bekleyen araçlarla arkalarında birikimlere neden oluyorlar. Özellikle rampalarda yeni şerit ilaveleri yapılması gerekiyor ve konuyla ilgili alt yapı çalışmaları hızla devam ediyor. Akçakoca’nın, kent girişini anımsatan yolu tatil merkezine yakışan güzellikte. Çevre yolu estetik ve kullanışlı, yayla yolları bile araçla kullanılabilir düzgünlükte, çevre ilçelere, mesire yerlerine asfalt yollarla bağlanıyor. Akçakoca sahil boyunca uzanan çınarların gölgesinde uzanan yürüyüş bandı, yaz aylarında araç trafiğine kapatılıp, rahat ve güvenli bir gezi alanı olarak kullanıma sunuluyor. Araç kullananlar yayla yollarında bulunan virajları kapalı dönmeye, pat pat araçlarına dikkat etmeliler.
|
|
Temmuz-23-2007
Yöreye has bölge balıkları, günlük tutulup buzlu şoka girmeden tüketiliyor. Yeşilçay kıyısında balık satılan tezgahlar da var. Restaurantlarda küllenmiş ocakta ağır ağır pişirilen ızgara ve tava veya odun ateşi fırında kiremitte yapılan balıklara defne yaprağı ve özel sos konuyor. Lüfer, palamut, çinekop gibi balıkların fiyatlarını hava ve o gün yakalanan miktar belirliyor. Tahir Restaurant’da diğer yiyeceklerden zeytinyağlı mezeler, salatalar müşterilerin beğenisine sunuluyor. Yemek için Şile’ye yaklaşırken yolun her iki tarafına kurulmuş kır lokantalarını tercih ederseniz bıldırcın, piliç, tandır kebap ve ızgara gibi çeşitler seçebilirsiniz.
Kurfal Tatilevi’nin bir ünitesi olan Gizli Bahçe Restaurant Göksu Deresi yanında kurulu olup, emekli öğretmen Cevat Kaya’nın işletmesi. Restaurantın 40 kişilik tur teknesi, kano bisiklet sandalları, konukların hizmetine sunulurken, günübirlik gelenler ekonomik fiyatla köy ürünü ürünlerin bulunduğu kahvaltı ve ızgara balık yiyebiliyorlar. Restaurantın bahçesinde sülün, tavuk, ördek, Ankara tavşanı gibi diğer evcil dostlar ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.
|
|
Temmuz-23-2007
Ağva’da hafta sonu geçirmeye karar verdiyseniz ailece kalabileceğiniz bir çok konaklama tesisi bulunuyor.
Kurfal Tatilevi
Anı Hotel
Tahir Motel
Greenline
Motel Faruk
El Rio Motel
Hidayet Gürleyük
Merkez Pansiyon
Acar motel, Göksu Apart Otel, Riverside, Paradise Pansiyon. Ayrıca sezonda belediyenin kamp sahaları bulunuyor.
|
|
Temmuz-23-2007
İstanbul’dan özel araçla yola çıkıyorsanız, 110 km. uzaklıkta yer alan Ağva’ya yaklaşık bir buçuk saatlik yolunuz var demektir. Şile yolunu uzun zamandır kullanmadıysanız virajları gözünüzde büyütmeyin. Son yapılan düzenlemelerle yenilenen yolun büyük bölümü bitirilmiş, çok da güzel olmuş. Neredeyse otoban kalitesinde… Mide bulandıran virajlardan arınmış yolda, araç kullanmak keyifli bir hale getirilmiş. Şile’den sonra ünlü feneri geçip Ağva-Kandıra sahil yolunu tercih ederseniz, has mimari dokunun gözlendiği ve araları beşer dakika alan birbirinden güzel köyler görebilirsiniz. Yol üzeri giderken tavukları ve güneş batışında dönen ağır adımlı inekleri görebilmek için aracınızla durabileceğiniz bir hızda seyredin.
Tekne turuna katılarak Kilimli Koyu’na gitmek isteyenler 25 Milyon, nehir boyu gezi yapanlar 20 Milyon TL. ödüyorlar. Ağva’nın 3,5 km. uzunluğundaki kum zeminli plajına araçla giriş için 5 Milyon TL. otopark ücreti ödeniyor. Bu ücretin içinde plajdan ve araç parkından yararlanılabiliyor.
Başta Şile ve Ağva olmak üzere Karadeniz kıyısında yer alan bir çok koy ve köyün denize girilebilir ekonomik tatil imkanı veriyor olması nedeniyle Karadeniz kıyılarının bu bölümünde yeni alternatifler tatilcilerin gözdesi olmaya başladı. Araçlarıyla koylara gelenler gün boyu piknik yaparak denizin tadını çıkarıyorlar. Özellikle hafta sonu Şile ve Ağva arasında yer alan, Akçakese, Kabakoz, Karacaköy gibi daha bir çok koya gelen ziyaretçilerin saat 15.00′den itibaren dönüşe geçmeleri ile yolda yer yer trafik yoğunluğu yaşanıyor. Geniş yolun keşişme noktalarında üst yol ve kavşaklara ihtiyaç duyuluyor.
Nes Travel tur acentası tecrübeli rehberler eşliğinde her hafta Ağva ve çevresine geziler düzenliyor. Grupla gidip bu eğlenceli gezilere katılmak için www.nestravel.com sitesinden Vedat Bey ile kontak kurabilirsiniz.
0(212) 244 31 31
|
|
Temmuz-23-2007
Bir huzur sığınağı: Ağva
Doğa kusursuz, hava temiz, balıklar leziz… Üstelik ulaşımı artık daha kolay. İstanbul’un yanıbaşındaki Ağva, ailece gidip huzur bulacağınız hoş sürprizlerle dolu. Bir başka doğa harikası olan Şile’nin komşusu olan Ağva’da, balığın her çeşidini nefis manzaralar eşliğinde yiyerek midenize ve gözlerinize ziyafet sunabilirsiniz.
Batı Karadeniz sahilinde yer alan Ağva sonbahardan belki de en az etkilenen yöre. Zamana, iklime meydan okuyan Karadeniz’in tipik özelliği denize dik inen kayaların anıtlaşmış olması. Yemyeşil vadilerin, sık bitki dokusunun yanı sıra fındık ve yaprağını dökmeyen ağaçların da sıkça rastlandığı bölgede hüzüne yer yok. Burası yeşilin bol olduğu, sessizliği dinleyip, keyifli yemekler yiyebileceğiniz bir çeşit huzur sığınağı. Güzergahınız üzerinde ise tekrar tekrar gelmeyi gerektirecek keyif ve tad alacağınız güzellikler, sürprizler ve pastoral lezzetler var. İstanbul’dan yola çıktığınız Şile’de balıkçı barınağına bakarak bölgeye hakim yamaçtaki kafelerin birinde demli bir çay molası verdiniz veya gemicilerin dostu Şile Feneri eteğinde yer alan “Kavala Parkı” banklarında oturdunuz… Daha sonra sahil yoluna devamla Kandıra yönüne Akçakese, Kabakoz gibi köyleri geçip Ağva’ya ulaştınız.
Alüvyonlar üzerinde
Ağva İzmit’in Çal Tepesi’nden doğup gelen Göksu ve Yeşilçay dereleri arasındaki deltaya, alüvyonlar üzerine kurulmuş. Eski zamanlarda Ceneviz ve Venedikliler’in kolonisi olan yerleşim bölgesi, 50 metre eninde 2.5 kilometre uzunluğunda kumsala sahip. Haziran sonunda başlayıp ekim ayı sonuna dek süren deniz sezonunun yanı sıra Ağva, yıl boyunca gidilebilecek bir tatil yöresi. Köye girişte ilk dikkatinizi çeken, balıkçı teknelerinin çokluğu ve kıyı şeridi boyunca bir sonraki güne ağlarını onararak hazırlık yapan balıkçılar. Nostaljik bir balıkçı köyüne girdiğinizi çok geçmeden anlıyor ve kendinize yemek yiyecek bir bahçe, denize yakın veya çayların üzerine kurulu lokantalardan birini seçiyorsunuz. Kimene, Liman, Tahir, Merkez ve diğerleri… Hepsi de birbirinden cazip su üstü terasları, sahil masaları ile donatılmış. Ocaklardan gelen kokular ise iç açıcı, iştah kabartıcı. Balıkların geçiş yollarına, kayalıklara bırakılan ağlardan veya Trol’den çıkıp buz şokuna girmeden tüketilen balıklar Büyütmek için tıklayınmönülerin ilk sıralarında yer alıyor. Gerek ağ gerek Trol balıkçılığında mevsim itibariyle palamut ve lüfer şimdilerde en bol çeşitler. Mevsimin yaz ayları boyunca gösterdiği değişkenlik nedeniyle dibe kaçan palamut ve arkasından gelen lüferin boğaza girmekte biraz geciktiğini balık akınının ekime, kasıma sarktığını belirtilen balıkçılar, ağlardan Kalkan balığının da çıkmaya başladığını söylüyorlar. Dere kenarında oturup karın doyurmak aynaya bakarak yemek yemek gibi birşey… Ne tarafa aktığı belli olmayan durgun suyun yüzeyini arasıra geçen teknelerin çıkardığı dalgalar bozse da, çokgeçmeden su yüzeyindeki yansıma içinde Sazan Turna, Kefal gibi balıkların geçişini görebiliyorsunuz. Yemek sonrası kalan birkaç lokmayı suya attığınızda tatlısu balıkları varlıklarını daha da iyi belli ediyorlar. Kıvrık boyunlu tepeli gri balıkçıl kuşlarının da zaman zaman ziyaret ettiği derede kiralık sandalla geziye çıkmak bir başka keyif. Kah su kaplumbağalarının, kah kurbağaların suya dalışları arasında kürek sesi dinleyerek alacağınız yol süresince dinlendiğinizi çok belirgin şekilde hissedeceksiniz.
Göksu Deresi üzerinde hizmet veren konaklama tesisleri ve restaurantlardan kiralanan tekne, kano ve deniz bisikletleriyle ziyaretçiler tatil günlerini değerlendiriyorlar.
Gelin Kayası
Eğer hava, dereden çıkıp denize açılmaya uygunsa, üşenmeyin motorlu bir tekne tutup kıyıyı takip ederek bu defa bir başka pastoral lezzeti keşfe çıkın. Rotanızı Ağva Feneri’nden Karadeniz’in Kerpe tarafına çevirip yol alırken daha ilk dakikalarda gördükleriniz karşısında “‘Acaba ben İrlanda sahillerinde, Norveç fiyodlarında mıyım?” diyeBüyütmek için tıklayın düşünebilirsiniz. Çünkü, burası Karadeniz ve usta heykeltraşları bile hayrete düşüren bir işçilik var. Bir nevi açıkhava müzesi olan kıyılarda rüzgarla elele verip sabırla uğraşan, kayaları dantel gibi oyarak mağaralar, adalar, anıtlar yaratan dalgalar yıllar sonra ortaya çıkan bu oluşumları acımasızca bozarak içine çekip hazmediyor. Bu bakımdan sahil şeridi üzerinde zamanla değişimlere de rastlanıyor. Fakat dalgalara ve yıllara göğüs geren öyle bir anıt kaya varki, denizden olsun karadan olsun her açıdan bambaşka bir güzelliğe sahip. İlginç öykülü kaya bulunduğu koya adeta gözcülük yapıyor. Beyaz renkli kaya “Gelin Kayası” adıyla anılıyor ve denizden bakınca bembeyaz duvaklı bir geline benziyor. Ne yazık ki Karadeniz’in hırçın dalgalarına dayanamayan Gelin Kayası’nın baş kısmı geçtiğimiz günlerde koparak Ağvalıları üzdü.
Saklı Göl
Kıyı şeridi insanı şaşkına çeviren biçimlerle devam ederken biz bu defa da haritalarda görülmeyen, pek de kimsenin bilmediği gözlerden uzak doğanın içinde saklı bir göle gidiyoruz. Ağva’yı, Kadıköy ve Pınarlı gibi köyleri geçip son evden sola saparsanız, toprak yolda traktörlerin yumuşak zeminde bıraktığBüyütmek için tıklayını derin tekerlek izleri nedeniyle çukurlu bir yol göreceksiniz. Burada 5 dakikalık bir yürüyüşle tamamladığınız yolun bitiminde Saklı Göl’ü bulacaksınız! Gözlerimi kapayıp küçük bir fanteziye dalıyorum. “Keşke” diyorum, “göl kıyısında bir kır lokantası da olsa, göl veya deniz balıklarının yendiği… Keşke birkaç kayık da burda olsa, can yeleği takılıp kürek çekilen… Tıpkı Abant’ta olduğu gibi… Keşke haftasonları modelciler gelse, uzaktan kumandalı küçük teknelerini yüzdürseler… Yemyeşil çimlerde bisikletlere binseler, kros filan yapsalar… İstanbul’a yakın bir Abant daha kazansak planlı programlı, ama içini kirletmeden…”
|
|
Temmuz-15-2007
İSTANBUL’un hemen yanıbaşında, yıllardır kendi halinde yaşayan Polonyalılar’ın kurduğu, bir köy var: Polonezköy…
Evet tahmin ettiğiniz gibi, burada Polonya’dan gelenler yaşıyor(du)! Böyle diyorum çünkü, bir zamanlar çok uzaklardan gelen Polonyalılar, şimdi Türklerle evlene evlene sayıları, bir elin parmaklarını geçmeyecek şekilde azalmış.
Ancak burasını ünlü yapan özelliklerinde bir değişiklik yok.
Polonezköy, yemyeşil çevresi ve birbirinden ilginç mimarisiyle yapılmış evleriyle, görenlerin ilgisini her zaman çekiyor.
En büyük özelliği, Polonyalılar’ın işlettikleri pansiyon ve misafirlerine sundukları yemekleri. Yemyeşil doğanın içinde, sessiz ortamda önce yürüyüp gezip, ardından bu pansiyonlarda yemek yemek, gerçekten hafta sonları için bulunmaz bir nimet. Polonezköy, ulaşımın zorluğu nedeniyle ancak belli bir kesime hitap ediyordu. Ancak günümüzde yapılan yeni köprüler ve yollar, ulaşımı çok kolay hale getirdi. Pansiyon ve yemeklerin ünü yanında, at binme, doğa sporları yapma imkanı da eklenince, Polonezköy’e talep arttı.
Polonezköy’ün en büyük özelliği, İstanbul’un yanıbaşında olmasına rağmen, hala kalabilen yemyeşil doğası… Etrafını çevreleyen orman da eklenince, burası gelenleri büyülü bir atmosferde karşılıyor. Orman içinde yürümek, kros, koşu yapabilir, bisiklete binebilirsiniz. Gideceğiniz otel ve pansiyonların yüzme havuzlarından ve spor tesislerinden de faydalanabilirsiniz.
Hafta sonu için hem şehre yakın hem de sakin bir yer arıyorsanız, Polonezköy bulunmaz fırsat…
Nasıl gidilir ?
Polonezköy, İstanbul’un Anadolu yakasında yer alıyor.
Avrupa yakasından Polonezköy’e gitmek için, en iyi yol TEM otoyolunu kullanarak Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçmek. Daha sonra da ilk çıkış olan Beykoz - Kavacık ayrımından, Çavuşbaşı - Polonezköy tabelalarını takip ederseniz, Polonezköy yoluna ilk adımı atarsınız.
Polonezköy’e gitmek özellikle Kavacık’tan sonra çok kolay. Bunun en büyük nedeni ise, Kavacık’tan sonra son yıllarda yapılan Beykoz Konakları, Acarkent başta olmak üzere yeni yerleşim yerleriyle birlikte yapılan otobanın etkisi. Kavacık yol ayrımından itibaren 3-4 kilometre boyunca yapılan otoban, Polonezköy yolunun iyicek kısıltmış. Özellikle otobanda giderken yüzbinlerce dolarla ölçülen Acarkent evlerinden oturanlar, gürültüden rahatsız olmasınlar diye yol kenarına yapılan 2 metre yüksekliğindeki ses geçmesini önleyici bariyerleri mutlaka görün. Paranın ve gücün bütün Türkiye’de yerleşim yerlerinde olması gereken bu bariyerlerin niçin burada yapılmasında etkili olduğunu kendi kendinize sorun…
Acarkent’i geçtikten hemen sonra ise yol ne yazık ki eski yol. Bir düzelme yok denecek kadar az. Yıllardır aynı kalan yolda ne bir trafik işareti var ne de yol çizgileri. O nedenle özellikle geceleri dikkatli olun. Ana yola 5 dakika geçe çıkın ama sağlam çıkın.
Yola devam ettiğiniz zaman doğrudan Polonezköy girişine geliyorsunuz. Köyün başında zaten solda kilise hemen de karşısında ise mezarlık var. Buraları vaktiniz varsa ziyaret edin. Özellikle kilise ve mezarlık görülmeli. Örnek mezarlık…
Kavacık’tan, Polonezköy’e 30 - 35 dakika içerisinde ulaşabilirsiniz.
Yolların durumu mevsime göre değiştiği için, aşırı hız yapmadan gitmeniz
keyifli bir tatil gününde sizin keyfinizi kaçırmaz. Hafta içi özellikle ağır vasıta trafiği nedeniyle, aracınızı dikkatli kullanmanızı öneririz. Kavacık çıkışından Polonezköy 12 kilometre…
İstanbul - Polonezköy arası uzaklık ise, sadece 24 kilometre…
İyi yolculuklar…
Nerede kalınır ?
Polonezköy, Türkiye’de pansiyonculuğun ilk yapıldığı yerlerden biri olarak biliniyor. Günümüzde ise burada hemen her zevke seslenen tesisler, çevreyle uyumlu, geleneksel mimariyle yapılmış olarak hizmet veriyor.
ADAMPOL DİNLENME TESİSLERİ
Tesis genellikle orta yaş grubundan tatilcileri ağırlıyor. İçinde biri açık, biri kapalı yüzme havuzu, restoran, bar, spor tesisleri ve geniş bahçesi var.
Polonezköy girişinde bulunan kilise ve katolik mezarlığını geçtikten sonra, köy meydanına gelmeden yolun solunda yer alıyor. iki katlı çeşitli ünitelerden oluşan tesis, 13 bin metre kare üzerine kurulu. Tesislerde özellikle hafta sonları rezarvasyonsuz yer bulmak zor. Fiyatlar için tesisle bağlantı kurunuz! 4-12 yaşı çocuklara tesiste yüzde 50 indirim var.
Tel : 0216 4323154
Faks : 0216 4323218
LEONARDO RESTORAN
85 yıllık bir evde hem dinlenip hem de güzel yemek isterseniz, Leonardo Restoran tam size göre.
Tel : 0216 4323082
POLKA COUNTRY HOTEL
Mimarisi ve şık bahçesiyle ilgi çekiyor. 15 odası ve restoranı var.
Tel : 0216 4323220-21
Faks : 0216 4323042
Ne yenir ?
Polonezköy’deki lokantalarda, yöreye 1856 yılında yerleşen Polonyalılar’ın damak tadını hemen her yemekte bulmak mümkün. Gideceğiniz restoranlarda öğlenleri genellikle, sayısı 50′ye ulaşan yemek çeşidi açık büfede sunuluyor. Akşamları ise alakart yemek mümkün.
Leonardo Restoran’ın en popüler yemeği, portakal soslu Antoni Steak.
Aynı restoranda, üzümlü anasonlu, çörek otlu, susamlı, kepek ekmeği gibi çeşitleri de bulmak mümkün. Restoranda, Kağıtta kekikli peynir, böğürtlenli krep gibi yiyecek çeşitleri de bulunuyor.
Restoranın iştletmecisi Antoni Dohada’nın eşi, Ana Dohada’nın mayıs ayında saf alkol ve votkayla imal ettiği ev yapımı özel vişne ve ceviz likörü, en ağır yemekleri bile hazmettirici ve damakta tad bırakıcı özellik taşıyor.
Polonezköy’de yemek için ve gerek bahçe düzenlemesiyle gerek havuzuyla gerekse servis ve yemek kalitesiyle gidilecek yerlerin başında Leonardo geliyor. Çünkü yemekleri gerçekten lezzetli ve taze.
Polonezköy Meydanı’na gelince, tam meydandan girişi olan Leonardo Restoran ve cafe olarak genel olarak hizmet veriyor. Ancak yaz aylarında yemyeşil çevrenin içinde yer alan havuzuyla da çok keyifli.
Lenardo çok geniş bir alan içinde, neredeyse üç set bölümünden oluşuyor. Ana girişte yer alan restoran ve cafe bölümünde özellikle hafta sonları açık büfe olarak lezzetli yemekleri tatma imkanınız var.
Açık büfe saat 11.00-17.00 arası kesintisiz hizmet veriyor. Fiyatları çok ucuz değil ama, Masa başından kalkmadan saatlerce her türlü yemeği yeme şansınız var.
Yemeğe soğuk kahvaltılıklar, pilavlar, börekler, salata kızartmalarla başlıyorsunuz. Öğlen saat 13.00’de ise büfeye bu kez köfte, pirzola, tavuk ızgaralar geliyor.
Bunlarla da bitmiyor. Arkasından sıra tatlılara gelince öyle her yerde bulamayacağınız lezzetler sizleri bekliyor. “Alevli meyve tatlıları” sırada.
Bunu da armutları, ananasları kanyak ile pişiriyorlar. Sonra da üzerlerine çikolata sosu ekliyorlar. Sizlere de lezzetle yemek kalıyor.
Leonardo’da çocuklar için de oyun alanları var. Böylece siz yemekle, keyifle vakit geçirirken çocuklar da sıkılınca oyun alanlarına gidiyorlar.
Alışveriş
Polonezköy’de özel olarak imal edilen bal çeşitlerinden tadarak satın alabilirsiniz. Kekik, kestane, çiçek balı kavanozları, iki milyondan satılıyor. Bal üreticileri, bal haricinde, polen ve polen bal karışımı da ürettiklerini belirtiyorlar.
Ayrıca mevsimine göre Polonezköy yolunda bulunan satıcılardan köy sebze ve meyveleri gibi yiyecekler de alabilirsiniz.
Polonezköy’de alışveriş için seyyar satıcılar mevsimine göre kendi bahçelerinde yetiştirdikleri ürünleri satıyorlar. Bunlar arasında neler yok ki! Mevsimine göre kirazları, salatalıkları, domatesleri, taze fındıkları bulabilirsiniz.
Polonezköy’de satılan en ilginç meyvelerden biri ise. Üzüme benzer görüntüsüyle, ancak buruk tadıyla “karayemiş”. Bölgedeki adı bu. Aslında Karadeniz’de bilinen bir meyve. İstanbul’da belki bir tek burada bulabilirsiniz. Özelliği ise kan şekerini düşürmesi ve karaciğere iyi gelmesi olarak biliniyor. Bu nedenle bilenler için bulunmaz nimet.
Siz de oralara gidince bunu tatmadan gelmeyin. Tabii bulabilirseniz.
İlginç yerler
Polonya neresi Türkiye neresi? Polonyalılar’ın İstanbul’un bu uzak köşesinde ne işi var dediğinizi duyar gibiyiz. Polonyalılar’ın buraya nasıl yerleştiğini biraz anlatalım isterseniz.
Köyün kuruluşu, 1842 yılına kadar uzanıyor. O yıl Polonya, Rusya, Prusya, Avusturya tarafından işgal edilip paylaşılıyor. Prens Adam Czartoryski, bu paylaşıma karşı çıkıyor. Sürgünde bulunduğu Paris’te çeşitli girişimlerle mücadele veriyor. 1856 yılında Türkiye Kırım Harbi’ne girme aşamasıydayken, Polonya’dan kaçan sivil ve askerleri toparlayıp Osmanlı Ordusu’yla beraber Kırım’a giriyorlar. Savaş sonrası Türk makamlarından alınan izinle, bu kuş uçmaz kervan geçmez Polonezköy’e yerleşiyorlar. Tabii ki o zaman.
Şimdi Polonezköy yolunda neredeyse araçlar, ralliye katılırcasına hız yapabiliyor. Orman arazisinden alınıp yapılan binlerce ev de cabası…
Köyü Atatürk, ünlü besteci Franz List, Gustave Flaubert, Pierre Loti, gibi şahsiyetler de ziyaret etmiş.
Polonezköy’e gittiğinizde ziyaret edebileceğiniz en ilginç yerlerden biri
1912 yılında yapımına başlanıp, 1914′de bitirilen, Polonezköy Kilisesi. Mimarisi ve sadeliğiyle görenleri etkiliyor. Kilisenin bir başka ilginç özelliği, Birinci Dünya Savaşı’nda, Türk Ordusu’nun, karargah olarak kullanması.
Polonezköy girişinde bulunan köy mezarlığı da, görülmesi gereken yerlerden biri. Köyde yaşayıp da vefat eden Polonyalılar’da burada yatıyor. Zaten Polonezköy’de kimin Polonyalı kimin Türk olduğunu anlamak artık zor. Çünkü Polonyalı aileler Türklerle evlenmeye başlayınca işler karışmış. Şimdi kahvelerde Polonyalılar, Türklerle pişti ve tavla oynuyor.
Bizlerden farksız hatta daha iyi Türkçe konuşuyor.
Polonezköy’de şehir meydanından itibaren özellikle villaların bulunduğu sokakta yürüyüş yapabilirsiniz. Ancak yol kenarında kaldırımlar olmadığı için biraz zorluk çekebilirsiniz. Bu zorluğu ise etrafınızda göreceğiniz yemyeşil manzaralar silip götürüyor. Gittiğinize değiyor sonuçta yollar.
Bir başka alternatif ise, Polonezköy’ün biraz ilerisinde bulunan Cumhuriyet Köyü’ne gitmek. Burada yol boyunca kendin pişir kendi ye restoranları, at binme imkanları, oyun oynama yerleri var. Ailece ya da kalabalık arkadaş grubuyla gidip burada da vakit geçirebilirsiniz. Ancak Polonezköy gibi kaliteli değil tesisler.
KIR DÜĞÜNÜ
Polonezköy’de doğanın bütün renkleri bir arada olunca özellikle yaz aylarında kır düğünü için çok ideal oluyor. O kalabalık havasız salonlar yerine, yemyeşil bitki örtüsünde düğün yapmak gerçekten çok zevkli ve unutulmaz. Düşünenlere tavsiye edilir.
anahtar kelimeler: İstanbul Tatil Yerleri,İstanbul otelleri,İstanbul ucuz otelleri,İstanbul ucuz pansiyonları,İstanbul pansiyonları,İstanbul restaurantları,İstanbul gezilecek yerleri,İstanbul tarihi,İstanbul resimleri,İstanbul araba kiralama,İstanbul ucuz tatil,İstanbul hotelleri,İstanbul ucuz hotelleri,İstanbul ulaşım,İstanbul kalacak yerler,İstanbul haritası,İstanbul ilçeleri
|
|
Temmuz-15-2007
İstanbul’a çok yakın, hayli farklı bir atmosfere sahip tipik bir balıkçı köyünde yemek yiyip, sahilinde dolaşıp, deniz havası almak istiyorsanız, bu kez yolunuz Tarihi balıkçı köyü Eskihisar’a kadar uzanmalı…
İstanbul’un fethinden sonra terhis olan askerlerin yerleştiği köylerden biri olan Eskihisar’ın, şimdiki sakinleri de Fatih’un zafer kazanmış askerlerinin torunları. Bizans ve Osmanlı eserli ile bezeli Eskihisar, Gebze’deki Anibal’in mezarı, Osman Hamdi Bey’in Müzeevi, mimari dokusu ile adeta açıkhava müzesini andıran bölge, İstanbul’un yanıbaşında huzur bulabileceğiniz güzellikler taşıyor.
Nasıl gidilir ?
İstanbul’a 60 kilometre uzaklıktaki Eskihisar’a, Anadolu otoyolu ile gelirseniz, yarım saatlik bir yolunuz var demektir.
Çamlıca’dan Bayramoğlu - Darıca sapağına kadar gittikten sonra, otobandan ayrılıyorsunuz. Sapaktan sonra sık sık belirtilen tabelaları takip ederek, Eskihisar’a ulaşıyorsunuz. Feribot levhalarını izleyerek yolunuza devam ederken, 50 metre kala sola ayrılan yolun sonundaki asfalt toprak giriş, sizi Eskihisar’a getirecek.
Otopark sorunu yok.
Kale altı sahil yolunda iki kasis bulunuyor. Yavaş geçiniz.
Haydarpaşa’dan trenle Gebze’ye gelenler, ya minübüs aktarmalı ve 10-15 dakikalık yürüyüşle yine Eskihisar’a ulaşabilirler.
Nerede kalınır ?
Eskihisar, genellikle günübirlik gelinen bir balıkçı köyü.
Hafta sonu kalmak için Arpalık mevkii sahilinde Marina’ya bitişik Club Atabay çok uygun. 25 odalı, Atabay İlaç Fabrikası’na ait.
İlaç kadar steril ve temiz olan tesisin yazın havuzu, havuzbarı ve restoranı rağbet görürken, yılboyu sesiz ve sakin oluşu nedeniyle, işadamlarının prestijli konukları ve başta milli takım olmak üzere bazı birinci lig takımlarının deplasmanda tercih ettiği huzurlu bir otel.
Bahçesinde özenle yetiştirilen nadide bitkilerin yer aldığı kütüphaneli, uydu TV yayınlı tesisin, balkonlu, deniz manzaralı, dinlendirici renkler seçilerek döşenmiş odalarında kalabilmek için, önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor.
Eskihisar’da daha mütavazi konaklama tesisi arayanlar için, sahilde alt katı restoran olan Doğuş Turistik tesisleri, 13 odasıyla köy içinde hizmet veriyor.
Ne yenir ?
Eskihisar, tipik bir balıkçı köyü olduğu için, lokantalar deniz ürünü ağırlıklı çalışıyor.
Antik, Doğuş, Yüzüncü Yıl, Kent, Gaziantep gibi restoranlarda et ve tavuk bulmak mümkün.
Çamlık’taki Gebze Belediyesi Koru Parkı’nda piknik imkanı, Yüzüncü Yıl Restoran’da masanıza gelen mangalda, “kendin Pişir kendin ye” imkanınız da var. Antik Restoran Rotary Evi, bahçesinde 500 kişilik oturma ünitesiyle, çimler üzerine kurulu masalarında, kaleye ve denize bakarak yemek yiyebilirsiniz. Restoranın menüsünde güneyin tüm kebaplarını “piliç”le yapmak gibi bir özellik var. Piliç ızgara, piliç Adana, piliç Urfa gibi çeşitler açık ızgarada önünüzde pişiyor.
Club Atabay’ın restoranı ise, konuklarınızı eşsiz Türk mutfağının eşsiz yemekleriyle doyuracak diğer seçenek…
Alışveriş
Eskihisar, tatil ya da Yalova sahillerinde bulunan yazlıklarına gitmek için yola çıkan İstanbullular’ın çok kullandıkları feribot iskelesinin de bulunduğu bir yer olduğu için, günlük araç ve insan trafiği çok yoğun. Burada özellikle İzmit’ten getirilen Saray Helvası, Pişmaniye gibi hediyelik tadları bulabilmek mümkün.
Bölgede ayrıca balık bol bulunduğu için, günlük gezinizin ardından, sahilde olta balıkçılarının kendi tuttukları balıkları, uygun fiyata alabilirsiniz.
İlginç yerler
Eskihisar, konumu nedeniyle feribot iskelesini kullanan binlerce insanın geçiş yerinde olmasına rağmen, çok az insanın özelliklerini bildiği bir yer. Hemen herkes ya tatil dönüşü acelesi olduğu için ya da bu kez dönüşte “yorgun” olduğu için, güzelliklerini merak etmeden gelip geçtiği bir yer.
Buraya ilk kez gidiyorsanız, mutlaka “Neden daha önce gelmedim!” ya da “Hah işte, tam bana göre bir yer!” diyeceğinizden eminiz.
Konuksever köy halkının yoğun ilgisi, birbirinden lezzetli balık türlerinin bunulduğu restoranları, Bizanslılar’dan kalma kalesi ile, ünlü ressam ve müzecimiz Osman Hamdi Bey’in müze haline getirilmiş evi, Eskihisar’a damgasını vuruyor. Üstelik isterseniz huzur içinde dinlenebileceğiniz seçkin dinlenme tesisleri de var.
Eskihisar’da yerleşim düzeni dışarıdan gelen misafirlere göre kurulmuş. Bu yüzden gelir düzeyiniz ne olursa olsun, kendinize göre bir yer bulup ailece huzurlu ve hoş bir ortamda dinlenip vakit geçirebiliyorsunuz.
BUYRUN MENDİREĞİ
İstanbul’dan giderken, Feribot İskelesi’ne inerken, soldan girerseniz ve amacınız kısa bir yürüyüşle köyü tanımaksa, buyrun mendireğe! Önce deniz fenerine kadar bir uzanın. Buradan köyün tamamını bir çırpıda görebiliyorsunuz.
Karşınızdaki sahilde “Ah ne Güzel” dedirten iki ahşap ev var.
Beyaz olanı Osman Hamdi Bey’in evi. Burada ünlü ressam ve müzecimizin, “Kaplumbağa terbiyecisi” “Mimozalı kadın” gibi tabolarının röprodüksiyon koleksiyonu, dolap, konsol, soba, pirinç aplikler gibi birkaç parça eşyası sergileniyor.
1884′de yapılmış 1987′de müze olarak açılmış iki katlı müze evin çevresi, imrendirici güzellikteki balkonlarla çevrili. Kapıda ise, Osman Hamdi Bey’in heykeltraş Gustave Deloye tarafından yapılmış büstü bulunuyor.
Müze girişi emekli ve öğrencilere ücretsiz, pazartesi günü kapalı.
Osman Hamdi Bey’e ait olan kahverengi boyalı diğer ahşap atölye - ev ziyarete kapalı. Bahçe dinlenmeye müsait. Ama keşke bir kafe olsa da diye insan aklından geçiriyor.
Fakat üzülmeyin, yol boyu, deniz manzaralı çay bahçeleri ve restoranlarla dolu. Sahile paralel arka yolda da lokanta ve kahveler var. Bütçenize göre birini seçebilirsiniz. Marketler, büfeler ve köfteciler daha ziyade Çamlık Mevkii’nde.
Kuş seslerinin yoğun olarak bulunduğu bölge de piknik yapmak isteyenlerin uğrak yeri. Çocuklar oyun parkı istiyorlarsa o da var. Sahildeki parkta salıncaklar ve kaydıraklar var.
BALIK BOL
Canınız balık tutmak istiyorsa, iki seçenek var. İskele tarafından girişte, yazın şemsiye gibi yapraklanan , ağustos sıcağında, altı çok serin olan 500 yıllık sakız ağacının yanındaki sandalcı Mahmut’tan veya kale eteğindeki diğer sandalcılardan da saatlik olarak motorlu ya da motorsuz tekne kiralayabilirsiniz.
Denize açıldıysanız ve rüzgar varsa 30 kulaca çapa atın. Ama biliyorsunuz çapa ipi balığı keser. Rüzgar yoksa, kürekte durun ve toplayın balıkları. İstavrit, izmarit, mezgit, çinekop bölgenin balık çeşitleri. Aslında karşı kıyı, Topçular, Hhendek, Karamürsel tarafından balık daha bol. Galiba körfez de temizleniyor.
Balık tutamazsanız Eskihisar’ı denizden seyredin. Burada biraz da kürek çekebilirsiniz. Maksat spor olsun.
İkinci seçenek mendirek. Kayalıklardan sallayın oltanızı. Ve rastgele!
Çevre gezilerine meraklı olanlar Çamlık mevkiinde yürüyüş yapabilirler. Burası çam ağaçlarının rakı kokusuna karıştığı bölge.
Kuş sesleri sizi yalnız brakmıyor.
Daha yukarılarda Osman Hamdi Bey’in mezarı bulunuyor. Etrafı demir çevrili mezarın başında iki Selçuklu taşı var. Palmiye dizili sahil, şaşırtıcı biçimdeki anıt selvi ağaçları, ahşap evleri, görülesi güzellikteki diğer gezi yerleri. Koru Parkı açık kapalı çay bahçesi ve temiz kahveler, yorgunluk atabileceğiniz mekanlar.
TARİHİ KALE
Sıra geldi Bizanslılar’dan kaldığını söylediğimiz tarihi kaleye. Kaleyi bir ara Osmanlılar’da kullanmış. Muhteşem kalenin çevresini araçla ya da yürüyerek gezebiliyorsunuz. Kalenin içini de gezmek mümkün.
anahtar kelimeler: İstanbul Tatil Yerleri,İstanbul otelleri,İstanbul ucuz otelleri,İstanbul ucuz pansiyonları,İstanbul pansiyonları,İstanbul restaurantları,İstanbul gezilecek yerleri,İstanbul tarihi,İstanbul resimleri,İstanbul araba kiralama,İstanbul ucuz tatil,İstanbul hotelleri,İstanbul ucuz hotelleri,İstanbul ulaşım,İstanbul kalacak yerler,İstanbul haritası,İstanbul ilçeleri
|
|
|