Archive for the ‘izmir’ Category

Şubat-7-2008
Filed Under (izmir) by admin

İzmir : Tanıtımı, Resimleri, Tarihi - İl İl Türkiye İzmir ( Smyrna-Samornia ) M.Ö 3000 yıllarında Lelegler tarafından, bugünkü Bayraklı yakınında bulunan Tepekule mevkiinde kurulmuştur. İzmir sözcüğü daha ziyade bir Amazon Kraliçesine atfedilmektedir. M.Ö 2000-1200 yılları arasında yaşamış olan Hitit Krallığı”nın tesiri altında kalan İzmir, Hitit Devleti”nin M.Ö 1200 yılında Frig akınlarıyla yıkılması sonucu M.Ö XI. Yüzyılda Yunanistan”dan Batı Anadolu kıyılarına göç eden Aiollar, daha sonra da İonlar tarafından işgal edilmiştir.

İzmir en parlak dönemini İonlar zamanında yaşamıştır. M.Ö 600 yılında Lidya Kralı Alyattase tarafından işgal edilen İzmir, M.Ö 546 yılında Persler”in, M.Ö 334 yılından sonra da Büyük İskender ve kumandanlarının idaresi altına girmiştir. M.Ö 302”de Trakya”dan gelerek Büyük İskender”in kumandalarından Antigones”i yenen Lizimaktos”un, daha sonra da Seleıkoslar”ın hakimiyetine giren İzmir, kısa bir müddet de Bergama Krallığı idaresinde kalmış,

M.Ö 133 yılında kesin olarak Romalılar”ın eline geçmiştir M.Ö 88 yılında Pontus Kralı Mihridades ele geçirmiştir. Roma İmparatorluğu”nun ikiye ayrılması ile Bizanslılar”ın bir eyalet merkezi olan İzmir, M.S 440 yıllarında Hun Hükümdarı Atilla”nın istilasına uğramıştır. M.S 695 yılından itibaren iki defa Araplar”ın akınına maruz kalmış, sonra yine Bizanslılar”ın eline geçmiştir. 1081 yılında İzmir şehri Selcuklular tarafından fethedilmiştir. 1097 yılında Haçlılar”ın Anadolu”da ilerlemesinden istifade eden Bizanslılar, İzmir de dahil olmak üzere Ege”de Türkler”in elinde bulunan tüm yerleri işgal ettiler.

1320 yılında Aydınoğulları Beyliği”nin hükümdarı Mehmet Bey tarafından geri alınıp, oğlu Umur Bey”e verilen İzmir”in Liman Kalesi, Haçlı kuvvetlerince 28 Ekim 1334”de tekrar işgal edildi. 1402 yılına kadar Türkler Kadifekale”ye, Haçlılar da Liman Kalesi”ne hakim kaldılar. Liman Kalesi 1402 yılında Timur tarafından zapt ve tahrip edilerek, Aydınoğulları Beyliği”ne iade edildi. Bundan sonra İzmir tarihinde 1426 yılına kadar Aydınoğlu Cüneyt Bey rol oynamıştır.

1426 yılından itibaren Osmanlı Devleti idaresine giren İzmir, 500 yıla yakın bir süre Osmanlı idaresinde kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu”nun yükselme devrinde çevresinin merkezi olma özelliğini daima koruyarak, ekonomik ve sosyal hayatın lokomotifi olmuştur.

15 Mayıs 1919”da Yunanlılar tarafından işgal edilen İzmir, üç yıldan fazla işgal altında kaldıktan sonra Ulusal Kurtuluş Savaşı”yla 9 Eylül 1922”de Yunan işgalinden kurtarılmış, Cumhuriyetin ilanından sonra da İl statüsüne kavuşturulmuştur.



Şubat-4-2008
Filed Under (izmir) by admin

TARİH


KENTİN TARİHİ

Eski İzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuştu. Son yüzyıllar boyunca Meles Irmağı Sipvlos (Yamanlar) Dağı’ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası oluştu ve yarım adacık bir tepe haline dönüştü.
Şimdi Tepekule adını taşıyan bu höyüğün üzerinde Tekel Müdürlüğü’nün İzmir Şarap ve Bira Fabrikasına ait numune bağı bulunmaktadır. 1955′ten beri yoğun gecekondu bölgesi olan bu çevrede İzmir’deki ilk yerleşim yeri olarak tespit edilen İzmir Höyüğü bulunur. Buradaki ilk kazılarda Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler GENEL Müdürlüğü�nün katkıları büyük olmuştur.
Batı Anadolu kıyılarındaki ilk yerleşimler genelde ki bunlar Troya Savaşlarını sonra kurulan Aiol, Ion ve Dor kökenlidir, küçük yarımadalar üzerinde kurulmuştur. Bunlar, Çandarlı, Foça, İzmir, Klazomenai, Miletos ve İasos gibi yerleşimlerdir. Bunun nedeni yerleşim yerlerini kuran ve oturan insanların daha çok Hellenli ve den olmalarıdır. Böylece yarımada yerleşikleri hem iki limana sahiptiler, hem de kara denizden gelecek saldırılara karşı güvence içindeydiler. Elverişsiz havalarda limanlardan biri uygun olmadığı taktirde gemiciler diğer limanı kullanma şansına sahiplerdi. Bayraklı Höyüğü körfezin kuzeydoğu köşesinde, kuzeyine sarp kayalı Yamanlar Dağı’nı da alarak karadan gelecek saldırılara karşı rahat bir konumdaydı. Güneyi imbata açıktı. Eski İzmir yerleşimi yaklaşık 3000 yıl boyunca bu yarımada üzerinde ver aldı. M.Ö. 4. Yüzyılın ikinci yarısında büyük nüfus artışı yüzünden bugünkü Kadifekale eteklerine taşındı.
İZMİR ADININ KÖKENİ
İzmir kelimesi eski İon lehçesinde Smurne, Attika (Atina) lehçesinde ise Smryna diye yazılırdı. Bugünkü Hellenler bu kentin adını Smirni biçiminde telaffuz etmekte, Gerçi son yıllarda Antik Efes kenti civarında da bu adla anılan bir köy yerleşimi izlerine rastlanmıştır. Olasılıkla İzmir’den Efes’e giden bir kısım Amazon kraliçelerinin adını yerleştikleri köye de koydukları düşünülmektedir ki bununla ilgili bilgilere eski Yunanistan’daki kaynaklarda da rastlanmaktadır. Ancak Smyrna sözcüğü Yunanca değildir, Ege Bölgesindeki bir çok yerleşim adı gibi Anadolu kökenlidir. M.Ö 2, binin başlarına ait Kayseri Kültece yerleşiminde ele geçen bazı tablet metinlerinde Tismurna adına rastlanmaktadır. Tismurna’daki `ti’ bir ön ek olup büyük olasılıkla bir kişi ya da bir yer adını belirtmektedir. Bundan da Hellenler ya da Bayraklı höyüğünü mesken tutanların bu ön eki atıp kente ‘Smurna’ demişlerdir. Kentin adı olasılıkla M.Ö. 300C ile M.Ö. 1800 yılları arasında Smurnu olarak anılıyordu.

TARİH BOYUNCA İZMİR
TUNÇ ÇAĞI ( M.Ö. 3000-1050)
Eski İzmir’in yerleşimi her ne kadar M.Ö. 3000 yılından çok daha geri uzanmaktaysa da yapılan en son kazılarda henüz M.Ö. 3000 yıllarına kadar gidilmiştir. Kazılarda elde edilen bilgiler ışığında ilk İzmir yerleşikleri evlerini höyüğün en üst düzeyinde denizden 3 ile 5 metre yukarıdaki kayalar üzerine oturtmuşlardır. Bu ilk yerleşme Eski Tunç Çağı dönemine aittir. Bulunan çanak ve çömlekler Troya dönemi ve kültürüyle (M.Ö.3000-2500) benzerlikler göstermektedir. Birinci yerleşim tabakasının üstünde Orta Tunç Çağı dönemi yer alıyordu. Burada bulunan keramik eserler Troya II kentinde ortaya konulan sanatsal eserlerle hemen hemen özdeştir (M.Ö. 2500-2000). Üçüncü yerleşme katı Troya VI ve Hitit dönemi ile çağdaştır (M.Ö.1800-1ü50). Bu katta elde edilen büyük ve sağlam bir vazo, Afyon ve Uşak kentlerinin güneyindeki Beyce Sultan kazılarında elde edilen kapların çeşidindendir. Ayrıca birçok kap biçimi Orta Anadolu ile olduğu ölçüde Troya VI kap kaçağı ile de benzerlikler taşımaktadır. Bundan başka yine Troya VI’da gün ışığına çıkan `Minyas’ tipi vazolar Bayraklı’da da ele geçmiş, bir de 4-5 Myken seramik parçasına rastlanmıştır. Açılan sondajlar küçük olduğundan evler hakkında geniş bilgi elde edilememiştir. Tunç Çağı’nda İzmir `de yaşayan yerli halkın dili konusunda herhangi bir fikir elde edilmesi mümkün olmamıştır. `Minyas’ türü keramiğin ele geçmesi birçok Anadolu kentinde olduğu gibi, burada da 2. Binde Akalılâra (Achaioi: Myken) ait bir ticaret kolonisinin bulunduğuna ilişkin ipuçları verebilir.

DEMİR ÇAĞI
Hititler Çağı’nda {M,Ö. 1800-1200) Anadolu’da yazı kullanılıyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih çağına ulaşılmış bulunuluyordu. Ancak M.Ö. 1200′lerde Troya Vll ve Hitit başkenti Hattuşaş’ın Balkanlardan gelen kavimlerce yıkılmasından sonra Orta ve Batı Anadolu yeniden yazısız ve karanlık bir çağa, Demir Çağı’na girdi. Demir Çağı, Anadolu’da yazının yeniden kullanılması ile Fryg Krallığı’nda M.Ö.730, geri kalan Orta ve Batı Anadolu’da ise M.Ö. 650 yıllarına kadar sürmüştür,
Kazılarda fazla miktarda çıkarılan keramik ürünlerden anlaşıldığına göre, Demir Çağı boyunca Eski İzmir’de Hellas’tan göç eden, Aiolller ve İonlar yaşıyordu. Yarımadada yerli halkın yaşadığına dair herhangi bir bulguya ise rastlanmamıştır. Bayraklı Höyüğü’nün M.Ö. 1050 yıllarında kurulmaya başlayan yerleşmesinin Hellas kökenli olduğu anlaşılmaktadır.
400 yıl devam eden bu ilkel dönem boyunca başlıca beş yerleşme katı saptanmıştır. Bunlar :
I. Aiol yerleşmesi (M.Ö. 1050-M.Ö.1000)
II. Erken, Orta ve Geç Protogeometrik yerleşme (M.Ö. 1000-M.Ö. 875)
III. Erken ve Orta Geometrik yerleşme (M.Ö. 875- M.Ö. 750)
IV. Geç Geometrik yerleşme (M.Ö. 750-M.Ö. 675)
V. Subgeometrik yerleşme (M.Ö. 675-M.Ö. 650)
Söz konusu beş tabaka denizden 6,40 metre yükseklikte başlamakta ve 9,50 metrede son bularak 3 metre kalınlığında bir tabaka oluşturmaktadır. Kazılarda elde edilen Aiol keramiği Submyken orijinlidir. Protogeometrik ve Geometrik stildeki kap-kaçak ise genelde Attika vazoculuğunun bir devamıdır diyebiliriz.
Demir Çağı boyunca İzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalı yapılardan oluşmakta idi. Gün yüzüne çıkarılan en eski ev M.Ö. 925 ile M.Ö. 900′e tarihlenmektedir. İyi korunmuş halde ortaya çıkarılan bu tek odalı evin (2,45 x 4 m.) duvarları kerpiçten, damı ise sazdan yapılmıştı. Erken Geometrik dönemden itibaren (M.Ö. 875′ler) bu tek odalı evler at nalı biçimli bir avlunun üç bir yanını çevirmekte idiler.
Eski İzmir’liler kentlerini M.Ö. 850′lerde kerpiçten yapılmış kalın bir surla korumaya başladılar. Bu tarihten itibaren Eski İzmir’in bir kent devlet kimliği kazanmış olduğu söylenebilir. Kenti ‘Basileus’ adı verilen bir beyin idare ettiği olasıdır. Göçleri gerçekleştirenler ve kent ileri gelenleri soylu tabakayı oluşturuyordu. Kent duvarları içinde yaşayan nüfus olasılıkla bin kişi civarındaydı. Geç Geometrik ve Subgeometrik seramikle açıklanan dönemde (M.Ö.750-650) ise yarımadanın nüfusu daha kalabalık olup belki de 1500 kişiyi aşıyordu. Kent devlete ait halkın büyük bir bölümü civar köylerde yaşıyordu. Bu köylerde, bu çağdaki Eski İzmir’in tarlaları, zeytin ağaçları, bağları, çömlekçi ve taşçı işlikleri yer alıyordu. Geçimi tarım ve balıkçılıkla sağlanıyordu.
Kentin en önemli kutsal yapısı Athena Tapınağı idi. Bu tapınağın günümüze değin korunan en eski kalıntısı M.Ö. 725-700 yılları arasına tarihlenmektedir. Daha önceki dört dönemde (M.Ö. 1050- 750), büyük bit olasılıkla yine Tanrıça Athena’ya tapınılıyordu, ancak o tarihlerde kadın tanrıçanın heykeli herhalde küçük bir niş (naiskos) içinde bulunuyordu. Bilindiği gibi Homeros’un destanı İlias, Aiol ve İon lehçelerinin karışık olduğu bir dille yazılmıştır. Bu nedenle dünya tarihinin bu çok önemli destansı yapıtı büyük olasılıkla bu iki lehçenin konuşulduğu sınır bölgesi olan İzmir’de oluşturulmuştur. Nitekim Hellenistik dönem İzmirlileri Homeros için ‘Homeraion’ adlı bir yapı inşa etmişlerdir.
PARLAK DÖNEM (M.Ö. 650-545)
Eski İzmir’in parlak dönemi M.Ö. 650-545 yılları arasına denk düşer. Yaklaşık yüz yıl süren bu süre, bütün İon uygarlığının en güçlü dönemini oluşturur. Bu dönemde Miletos’un liderliğinde Mısır’da, Suriye ve Lübnan’ın Batı kıyılarında, Propontis’te (Marmara Bölgesi), Pontus’ta (Karadeniz) koloniler kurulur ve Doğu Hellen dünyası kıta Yunanistan ile rekabet ederek birçok alanda ve konuda onun yerini almaya başlamıştır. Bu dönemde İzmir’in tarımcılıkla yetinmeyip Akdeniz ticaretine de ortak olduğunu görmekteyiz. Bu dönem katlarında bulunan Fenike kökenli eserler, Kıbrıs kökenli heykel ve heykelcikler, Ön Asya ya da Akdeniz orijinli fayans figürcükler bu uluslararası ticaretin günümüze kalmış eserleridir.
Parlak dönemin İzmir’deki önemli belirtilerinden biri M.Ö. 650′den beri yazının yaygınlaşmaya başlamasıdır. Kadın tanrıça Athena’ya sunulan armağanların birçoğunda sunu yazıtları bulunmaktadır. Kent halkının sayısı fazla olmasa da bir bölümü okuryazardır. Kazılarda ortaya çıkarılan Athena Tapınağı (M.Ö. 640-580), Doğu Hellen dünyasının en eski mimarlık eseridir. En eski ve en güzel sütun başlıkları şu ana kadar İzmir’de bulunmuştur. Samos, Miletos, Ephesos, Erythrai ve Phokaia’da çıkarılan sütun başlıkları M.Ö. 6. Yüzyılın ikinci yarısından (M.Ö. 575-550) tarihinden önce değildir. Helken sanatının en özgün mimarlık öğeleri olan Aiol ve İon türü başlıklar ile İon ve Lesbos biçimi kymationlar (yaprak ya da yumurta şekilli mimarlık süslemesi) doğuşlarını Eski Izmir de gün ışığına çıkan ve büyük ölçüde Anadolu Hitit sanatından esinlenmiş olan bu başlıklara borçludurlar
Hellen Dünyasının çok odalı ev tipinin en eski örneği Eski İzmir de bulunmuştur. Gerçekten M.Ö. 7. Yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan iki katlı, beş odalı, ön avlulu çifte megaron, Hellenlerin bugün için bilinen, bir çatı altındaki en eski çok odalı evdir. Ondan önceki Yunan evleri yan yana dizilmiş megaronlardan oluşuyordu. Eski İzmir’in cadde ve sokakları daha 7. yy’ın ikinci yarısında ızgara planlı idi, caddeler ve sokaklar kuzeyden güneye ve doğudan batıya uzanıyor, evler genellikle güneye bakıyordu .
İlerde M.Ö.5. yüzyılda Hippodamos tipi adını alacak olan bu kent planı özünde Yakın doğuda çoktan biliniyordu. Bayraklı şehir planı bu tür kent dokusunun Batı dünyasındaki en erken örneğidir. İon uygarlığının en eski parke döşeli yolu Eski İzmir’de gün ışığına çıkarılmıştır.
Hellen dünyasının en eski sivil mimarlık eseri Eski İzmir’de 7. Yüzyılın ilk yarısında yapılmış olan güzel taş çeşmedir. Bir zamanlar Yamanlar Dağı üzerinde yükselen Tantalos mezarı, tholos biçimli anıtsal mezarların güzel bir temsilcisidir. Tantalos tümülüsünün mezar odası adı geçen çeşmenin planında idi ve onun gibi Isopata tipi adını taşıyan yapı türünde idi, yani planı dörtgendi ve üstü bindirme tekniğindeki bir tonozla örtülü bulunuyordu. Tantalos mezarı adı ile anılan bu anıtsal eser Eski İzmir’de MÖ.520-580 tarihlerinde yönetimi elinde tutan basileusun ya da tyranın mezarı olmalıdır.
Eski İzmir’de, çömlekçi işlikleri, arkeoloji literatüründe ” Oryantalizan” ya da “Friz Stili” adı ile anılan seramik türünün güzel örneklerini üretiyor, taşçı ustaları mimarlık eserlerinden başka anıtsal boyda heykeller ve heykelcikler yontuyor ve bütün bu sanat yaratılarının bir bölümü dış pazarlara sürülüyordu.
Bilindiği gibi M.Ö. 6. Yüzyılın ilk yarısında o zamanki antik dünyanın kültür merkezi Batı Anadolu idi. Özellikle Miletos�a tarihte ilk defa batıl inançlardan ve her çeşit din etkisinden kurtulmuş, özgür düşünceye dayalı bilimsel araştırmalar başlamıştı. Doğu dünyasının zengin bilgi ve deneyim hazinelerinden yararlanarak ve özellikle özgür düşünce yöntemiyle Thales, Anaximenes ve Anaximandros gibi `doğa filozofları’ bugünkü Batı uygarlığının temellerini atmışlardı. Thales dünyada ilk defa bir doğa olayını, M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde olagelen güneş tutulmasını oluşundan önce hesaplamıştır. Böylece kültür ve bilim alanında tarihin başlangıcından beri 2500 yıl boyunca Mezopotamya ve Mısır’ın elinde olan önderlik, Batı Anadolu’ya geçmiştir. Batı Anadolu bu önderliğini İranlıların Anadolu’yu işgal ettikleri 545 yılına değin korumuştur. Ancak İran işgali ile filozoflar, bilim adamları ve sanatçılar Atina’ya göç edince kültür ve ilim alanındaki önderlik Atina’ya geçmiştir.
Miletos, Ephesos, Samos gibi izmir de 6. Yüzyılın başlarında büyük olasılıkla düşünce ve bilim alanında önde gelen kentlerden biriydi. Ancak Eski İzmir M.Ö. 640-545 tarihlerinde döneminin en ileri kültür merkezlerinden biri olduğu halde daha sonraları önemini yitirdiği için, çalışmalarda eskisi hızını kaybetmişti. Eski İzmir’in edebiyat,şiir,tarih,felsefe ve bilim konularında ne düzeyde olduğu hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Mimarlık konusunda ise önemli bir merkezdi.
ESKİ İZMİR’ İN LYDIA KRALI ALYATTES VE PERSLERCE ALINIŞI
Herodotos, Eski İzmir’i Lydia kralı Alyattes’in aldığından bahseder. Kazılarda da bu olay M.Ö. 500 sıralarına tarihlenir. Kent ve Athena tapınağı tahrip olsa da İzmirliler M.Ö. 590 yıllarında tapınağı tekrar inşa ederler.
Daha sonra Persler tarafından 6. Yüzyılın ortalarında ele geçirilen kent. Bu olayla birlikte parlak devrini tamamlamıştır. Bu tarihten sonra Athena tapınağına hediye edilmiş hiçbir armağan bulunamaması da bu tahribatın önemli göstergelerinden birisidir.
GERİLEME DÖNEMİ (M.Ö. 500-300)
HELLENİSTİK DÖNEM’DE VE ROMA ÇAĞI’NDA İZMIR (M.Ö. 333-M.S. 395)
Athena Tapınağı M.Ö. 545 tarihlerinde terkedilmişse de yerleşim sürmüş, ancak bundan sonra 200 yıl kadar bir süre eski İzmir önemini ve işlevini yitirmiştir.
M.Ö. 5. yüzyıl boyunca küçük ancak zengin bir yerleşmenin yer aldığı Bayraklı Höyüğü M.Ö. 5. yüzyılın sonunda ve özellikle 4. yüzyıl süresince yoğun bir iskana sahne olmuştur. Bu dönemde, ortalarında büyük avlular olan biri 5, biri 8 ve diğeri 15 odalı olmak üzere üç ev gün ışığına çıkarılmıştır. Bunların, kenti idare eden ve muhtemelen dönemlerindeki Pers etkisine uyarak yakın civardaki Larissa’da olduğu gibi, birer tyran olan beylere ait olmaları akla yakın gelmektedir. Nitekim Yamanlar Dağı’nda hala kısmen korunmuş olan ve önemli kişilerin mezarları olması gereken düzgün krepisli birkaç 4. yüzyıl tümülüsü bu düşünceyi desteklemektedir.
Söz konusu merkezi avlulu büyük üç evden başka birçoğu megarondan bozma dörtgen planlı küçük evler bulunmuştur. Bayraklı höyüğünün bütün üst düzeyinin 4. yy. boyunca evlerle kaplı olduğu söylenebilir. Öyle anlaşılıyor ki Anadolu’daki Pers işgali 4. yüzyılda gücünü yitirmiş ve İon kentlerinin büyümesine neden olmuştur. Meydana gelen nüfus patlaması ile yüz dönümlük Bayraklı Höyüğü,İzmirlilere küçük geldiğinden M.Ö. 300 tarihlerinde Pagos eteklerinde yeni İzmir kenti kurulmuştur.
Büyük İskender’in İssus’ta Dareios’u yenmesinden (M.Ö. 333) ve arkasından bütün doğuyu ele geçirmesinden sonra Hellen dünyası büyük bir refah çağına erişti. Kentler nüfus patlamalarına sahne oldu. Hellenistik Dönem’de İskenderiye, Rodos, Bergama ve Efes kentlerinden her biri 100 binin üstündeki bir nüfusa eriştiler. Küçük bir tepeciğin üzerinde kurulmuş olan eski İzmir kentinin duvarlarının içinde yalnız birkaç bin kişi yaşayabiliyordu. Bu nedenle en geç M.Ö. 300 sıralarında Kadifekale’nin eteklerinde, yeni büyük bir kent kuruldu.
Tarihçi Strabon, Smyrna’nın kendi zamanında yani M.Ö. 1. yüzyıla geçiş sırasında en güzel İon kenti olduğunu belirtmektedir. O dönemde kentin küçük bir bölümü Pagos’un üzerindeydi. Büyük bölüm ise düz arazi üzerinde bulunan liman çevresine toplanmıştı. Ana tanrıçanın tapınağı ile gymnasion da bu hat üzerinde yer alıyordu. Caddeler düzdü ve tamamı büyük taşlarla düzgün bir biçimde kaplanmıştı. Aristeides, kentin doğu-batı yönünde uzanan iki ana yolunun (Kutsal yal ve Altın yol) bulunduğunu ve bu yollarla kentin , denizden gelen esinti ile serinlediğini anlatmaktadır. Strabon İzmir’de Homereion olarak adlandırılan bir stoanın varlığından söz eder (belki de bir perystil ev). Bu evin içinde Homeros’un bir heykeli bulunuyordu.
Roma Çağı’nda İzmir’de inşa edilen yapılar arasında, Pagos dağının kuzeybatı eteğinde olan tiyatro ve batıdaki stadyumun her ikisinden de pek az iz kalmıştır. Diğer taraftan Devlet Agorası ise oldukça iyi korunmuştur. Agoranın ölçüsü 120×80 metre uzunluğunda geniş bir avlusu vardı. Doğusunda ve batısında birer stoası vardı. Her iki yapı 1 7,5 m. olup ikişer katlıydı. Ayrıca 28 m. uzunlukta bir bazilika da mevcuttu. M.Ö. 1. Yüzyılda Romalıların egemenliğine giren İzmir ikinci kez altın dönemini yaşamaya başlar.
İncil�de sözü edilen �Yedi Kilise�den bir tanesinin bulunduğu Smyrna Hıristiyanlığın gelişmesinde önemli bir rol oynar. İzmir�in ilk başpiskoposu olan St.Polycarp havari ve İncil yazarı St. John�un ilk müridlerinden biridir. Yaklaşık M.S. 70 yılında Anadolu�da doğmuştur. St. Polycarp inancından ötürü 23 Şubat 155 tarihinde, İzmir Akropolü üzerinde bulunan stadyumda Romalılar tarafından yakılarak ölüme mahkum edilmiştir. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, İzmir Bizans olarak bilinen Doğu Roma İmparatorluğunun bir parçası olur. Bizans döneminde Araplar, Selçuklular, Haçlılar ve Cenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaşırlar. Kenti ilk önce Araplar 672 yılında denizden zaptedip İstanbul�a yaptıkları akınlarda bir üs olarak kullanırlar. Türkler İzmir�i ilk kez 11. Yüzyıl sonlarında Kutalmışoğlu Süleyman Şah komutasında ele geçirirler. Daha sonra Cenevizliler kenti Aydın Emir�i Umur Bey ele geçirinceye kadar kontrollerinde tutarlar. 1344 yılında Cenevizliler St. Peter Kalesini tekrar ele geçirirler. Cenevizliler aşağı kenti kontrollerinde tutarken Umur Bey yukarı kenti kontrolünde tutar.14.yüzyılın ortalarında kale ve aşağı şehir Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilir. 15. yüzyılın başında Moğollar kenti istila edip, St.Peter Kalesini yerle bir eder.1422 yılında II. Murat kenti zapteder ve İzmir Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası olur. Osmanlı İmparatorluğunun 1620 yılında yabancılara tanıdığı haklardan sonra İzmir İmparatorluğun en önemli ticaret merkezlerinden biri olur. 18. ve 19. yüzyıllarda kent Fransız, İngiliz, Hollandalı ve İtalyan tüccarların gözdesidir. Osmanlı İmparatorluğunda çok uluslu bir ticaret şehri olan İzmir I. Dünya Savaşından sonra 15 Mayıs 1919�da Yunan ordusu tarafından işgal edilir. Bu işgal 9 Eylül 1922 yılında sona erer. Ancak, İzmir 13 Eylül sabahı tarihinin belki de en büyük felaketlerinden birini yaşamaktan kurtulamaz. Basmane semtinde başlayan yangın 2.600.000metrekarelik bir alanda 20.000�den fazla ev ve işyerini tahrip eder. Bu yangın ne yazık ki kentin dörtte üçünü tahrip etmiştir. Fakat yeni kurulan Türk Cumhuriyeti ile birlikte İzmir zümrütü anka kuşu gibi kendi külleri içinden yeniden doğar.

Tarih ve turizm kenti: İzmir
Cami, kilise ve sinagoglarıyla İzmir, üç farklı dinin buluşma merkezi olarak inanç turizmine de hizmet ediyor. Antik çağda önemli bir uygarlık merkezi olan Efes’i, yılda ortalama 1.5 milyon kişi ziyaret ediyor.
İzmir’in resmi kayıtlara göre 5 bin, elde edilen bilgi ve bulgulara göre ise 7 bin yıllık tarihi, kazı alanlarında ve müzelerde saklı. İzmir, Arkeoloji, Bergama, Çeşme, Efes, Ödemiş, Tire ve Etnografya müzeleri, kentin binlerce yıllık geçmişini ve barındırdığı uygarlıkları ziyaretçilerin gözleri önüne seriyor.

Yapılan kazılarda ele geçen bulgularla her geçen gün kentin tarihine yeni yolculuklar gerçekleştiriliyor. Bayraklı (Eski İzmir), Kadifekale (Pagos), Kızılçullu Su Kemerleri ve Agora, belli başlı örenyerleri arasında bulunuyor. İzmir’in merkezindeki Roma dönemine ait Agora’nın, kazılarda, büyük bölümünün ortaya çıkarıldığı biliniyor.

EFES HARABELERİ
İzmir’in Selçuk İlçesi’nde bulunan ve antik çağda önemli bir uygarlık merkezi olan Efes’i, yılda ortalama 1.5 milyon kişi ziyaret ediyor. British Museum adına J.T. Wood tarafından 1869 yılında başlanan bölgedeki arkeolojik kazılar, halen Avusturyalılar tarafından devam ettiriliyor. Kazılarda, hem Efes tarihi ve Anadolu arkeolojisine yeni boyutlar kazandırılıp bilimsel sonuçlar elde edilirken hem de açığa çıkarılan önemli yapı ve anıtlar restore ediliyor. Kazılarda, Akropol, Bizans Hamamları, Arkadiane (Liman Caddesi), Antik Tiyatro, Mermer Cadde, Celsus Kitaplığı, Aşk Evi, Hadrian ve Artemis Tapınakları’nın belli başlı bölümleri ortaya çıkarılmıştır.

Efes Antik Kenti’nin çevresindeki St. Jean Bazilikası, Hıristiyanlığı kabulünden önce putperestlerden kaçan 7 gencin, uykuya dalarak 2 yüzyıl uyuduğu rivayet edilen Yedi Uyuyanlar, Bülbül Dağı’ndaki Hz. Meryem’in Evi, yerli ve yabancı turistlerin her zaman ilgisini çeken yerler arasında bulunuyor.

KENT MERKEZİ
Kentin en önemli alışveriş merkezi olan Tarihi Kemeraltı Çarşısı, eskinin gizemli ve kubbeli dükkanlarının yanı sıra modern iş merkezleri, mağazaları, sinemaları ve kafeteryalarıyla her türlü alışveriş isteğine hitap eden bir site görünümünde. Burada geleneksel Türk el sanatlarından seramikler, çini panolar, ahşap ürünler, tombaklar, halı ve kilimlerle deri ürünlerinin her çeşidini bulmak mümkün olabiliyor.

Musevi işadamı Nesim Levi tarafından Mithatpaşa’nın üst mahallelerine ulaşmak isteyenlere kolaylık sağlaması için yaptırılan Tarihi Asansör, günümüzde kentin prestij noktalarından birini oluşturuyor. Asansör binası, kentin yukarıdan manzarasının izlenebileceği, restoran ve kafeteryaların bulunduğu bir mekan olarak kullanılıyor.

Hem manzarayı izlemek hem de çam ağaçlarının yarattığı temiz havayı içine çekmek isteyenler, Balçova’daki Teleferik Tesisleri’ni ziyaret edebilir. Spor ve doğaseverler için geniş imkanlar sunulan tesiste, yamaç paraşütü ve özel tırmanma şeritleri bulunuyor.

Kentin merkezindeki Kültürpark Fuar Alanı, yeşil doğası ve çeşitli aktiviteleriyle eğlenceli zaman geçirmek isteyenler için iyi bir alternatif oluşturuyor.

DİNLERİN BULUŞMA YERİ
Camileri, kilise ve sinagoglarıyla İzmir, üç farklı dinin buluşma merkezi olarak inanç turizmine de hizmet ediyor. 1592 yılında Yakup Bey tarafından yaptırılan Hisar Camii, 1906 yılında Salepçizade Hacı Mehmet Efendi tarafından yaptırılan Salepçioğlu Camii, 1663’te Eminoğlu Hacı Mehmet Ağa tarafından yaptırılan Kestanepazarı Camii, 16. yüzyılda yaptırılan Şadırvan Camii, 1754’te yaptırılan Konak (Yalı) Camii, belli başlı tarihi camiler arasında yerlerini alıyor. Ayrıca St. John Bazilikası, Meryem Ana Evi, St. Polycarp Kilisesi,Beth İsrael Sinagogu, İzmir Kilisesi (Merkez) ve Bergama Kilisesi ziyaret edilebilecek yer arasında bulunuyor.

Öte yandan, kentin ticari geçmişin yansıtan tarihi hanlar da halenbu faaliyetlere sahne oluyor. 1795’te Kızlarağası Hacı Beşir tarafından yaptırılan Kızlarağası Hanı, 18. yüzyılda yaptırılan Mirkelamoğlu ve Çakaloğlu Hanları, Karaosmanoğlu Hanı, hem alışveriş yapmak hem de tarihi havayı yaşamak isteyenler için ideal yerler arasında dikkatleri çekiyor.

KAPLICALAR VE PLAJLAR
Homeros’un destanlarında adı geçen “Agamemnon Kaplıcaları”, Balçova’da antik dönemlerden bu yana şifa dağıtmaya devam ediyor. Bayındır, Menemen, Ilıcagöl, Dikili, Seferihisar, Urla ve Gülbahçe’deki çeşitli kaplıca ve termal merkezler turizme hizmet veriyor.


629 kilometre uzunluğunda kıyısı bulunan İzmir’de, bu kıyıların 101 kilometresi, doğal plaj yani kumsal özelliğiyle dikkat çekiyor. Yarımada ve koylar, deniz ve plaj kullanımı dışında da su sporlarına olanak veriyor. Selçuk-Pamucak, Urla-Gülbahçe, Çeşme-Ilıca ve Altınkum, Gümüldür ve Özdere plajlarıyla, kuzeyde Dikili ve Çandarlı, Foça-Yeni Foça plajları, kumsal özellikleri bakımından denizle buluşmanın en sıcak noktası haline geliyor.

OTELLER VE KIŞ TURİZMİ
İzmir’de turizm yatırım belgeli 58 tesis, 6 bin 212 oda ve 13 bin 544 yatak yer alırken, tesislerin 11’i merkezde 19’u Çeşme’de, 8’i Dikili’de ve 5’i Menderes’te bulunuyor. Kentteki 26 mavi bayraklı plajın 6’sı Menderes, 10’u Çeşme, 3’ü Karaburun, 5’i Foça ve 2’si Dikili’de yer alıyor.

Öte yandan, Ödemiş’in Bozdağ Beldesi’nde yaptırılan kayak tesisleri, kışın, İzmirlilerin uğrak yeri haline geliyor. Tesiste, Aralık-Mart ayları arasında kayak yapılabilirken, özellikle dağın kuzeye bakan yamaçları, Alp disiplini kayak uygulamaları yapmak için elverişli bir ortam sunuyor.

İzmir Şehir Rehberi

GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü : 1.973 km²
Nüfus : 2.694.770 (1990)
İl Trafik No : 35
Türkiye’nin üçüncü büyük şehri olan İzmir, çağdaş, gelişmiş, aynı zamanda işlek bir ticaret merkezidir. Cıvıl cıvıl olan alışveriş merkezinde dolaşmak oldukça keyiflidir. İzmir’in batısında nefis renkli denizi, plajları ve termal merkezleriyle Çeşme Yarımadası uzanır. Antik çağların en ünlü kentleri arasında yer alan Efes, Roma devrinde dünyanın en büyük kentlerinden biriydi. Tüm İon kültürünün zenginliklerini bünyesinde barındıran Efes, yoğun sanatsal etkinliklerle de adını duyuruyordu.
Türkçe’de ”Güzel İzmir” olarak adlandırılan İzmir, yatlar ve gemilerle çevrilmiş uzun ve dar bir körfezin başında yer almaktadır. Ilıman bir iklime sahip olup, yazında denizden gelen taze bir serinlik güneşin sıcaklığını alıp götürmektedir. Sahil boyunca palmiye ağaçları ve geniş caddeler bulunmaktadır. İzmir Limanı İstanbul’dan sonra ikinci büyük limandır. Canlı ve kozmopolit bir şehir olan İzmir Uluslararası Sanat Festivali ve Uluslararası Fuarı ile de önemli bir yer tutar.
İLÇELER
İzmir ilinin ilçeleri; Balçova, Çiğli, Gaziemir, Karşıyaka, Konak, Aliağa, Bayındır, Bergama, Beydağ, Bornova, Buca, Çeşme, Dikili, Foça, Karaburun, Kemalpaşa, Kınık, Kiraz, Menderes, Menemen, Narlıbahçe, Ödemiş, Seferihisar, Selçuk, Tire, Torbalı ve Urla’dır.
SELÇUK
Selçuk, Ege Bölgesinin batısında, İzmir-Aydın karayolunun 73.km yer almaktadır. Denize ve pırıl pırıl kumsala sahip Pamucak plajına uzaklığı 9 km’dir.
Tarihçe
Antik Çağ yazarlarına göre Efes, Smyrna gibi M.Ö. 3000 yıllarında kurulmuştur. Ancak, Smyrna kurulduğunda, Efes o dönemin önemli liman kentleri arasındadır. Dor istilası üzerine Ege kıyılarına yerleşen İonlar Efes’e yerleşmişler, daha sonra Lidya egemenliği döneminde şehirlerini geliştirmişlerdir. İon, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı uygarlıklarının izleri bugün halen görülebilmektedir. Efesliler Roma dönemindeki depremle yerle bir olan şehirlerini Tiberius zamanında yeniden imar etmişlerdir. Ancak bu defa Helenistik bir yapı stili yerine tüm Efes, Roma karakteri yapılarla dolmuştur.
Siyasi ve ticari önemi giderek artan Efes’e Meryem Ana’ nın da gelmesi ve St. Jean’ın burada yaşaması Efes’i aynı zamanda önemli dini bir merkez durumuna getirmiştir. Daha sonraları Sart ile Susayı bağlayan deniz yolu üzerindeki işlek limanların zamanla dolması üzerine, artık yaşanmaz hale dönüşen şehri Bizans İmparatorluğu Justinyen’ in (527-565) Ayasuluk Tepesinde yaptırdığı St. Jean bazilikası etrafına yerleşmek suretiyle terk etmişlerdir. 1090 yılında şehir Türklerin eline geçmiştir. Böylece şehir tarih boyunca farklı istilalar yada depremler nedeniyle tam beş kez yeniden kurulmuştur.
İklim
Akdeniz ikliminin egemen olduğu yörede yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlıdır. Kar yağmaz ve ısı nadiren sıfırın altına düşer. İklimin yumuşak olması 10 ay deniz ve doğa sporlarının yapılmasına olanak tanır.
BERGAMA
İzmir’in kuzeyinde 100 km uzaklıkta, Bakırçay Havzasında yer alan ve ülkemiz uygarlık tarihinin en eski yerleşmelerinden biri olan Bergama, tarih öncesi dönemlerden başlayarak İon, Roma ve Bizans uygarlıkları ile devam eden dönemde, Dünya çapında önemi olan arkeolojik eserlere sahip olmuştur. Bergama’nın güneybatısında Antik Dönemin önemli sağlık merkezlerinden Asklepion, ilk yerleşim alanı olan 300 m. yüksekliğinde dik bir tepe üzerinde kurulan Akropol ve M.S. 2. yüzyıla tarihlenen Serapis Tapınağı (Kızıl Avlu) yörenin turistik cazibesini oluşturmaktadır. Zeus Sunağı 1897 yılında Almanya’ya kaçırılmıştır.
Bergama güzellik ılıcalarıyla, meşhur Kozak yaylasıyla, plajlarıyla ünlü Ayvalık ilçesi bağlantısıyla, gelişmiş dokumacılığı ve kilimciliğiyle ünlü bir ilçedir.
Tarihçe: Bugünkü adı antik dönemdeki ismi olan Pergomon ‘dan gelmektedir. İlk çağda muhteşem abideleriyle büyük bir şehir ve aynı adı taşıyan krallığın merkezi olmasının yanı sıra Ortaçağın önemli stratejik mevkii, Karesioğullarının merkezi ve son olarak Osmanlı İmparatorluğunun önemli merkezlerindendir.
Kesin kuruluş tarihi bilinmeyen kentte yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen bilgilere göre M.Ö.7. yüzyıllarda sur duvarlarının inşa edildiği saptanmış olup, bu yıllarda kentleşmenin başladığı anlaşılmaktadır. Bergama, Pers, Büyük İskender, Frigya, Trakya Krallığı, Selevkos Krallığı, Roma ve Bizans dönemlerini görmüştür.

1302 yılında Bizans hakimiyeti ortadan kalkan şehirde Karesioğulları Beyliği idareyi ele almış, 1341 yılından hemen sonra ise Bergama Osmanlılar tarafından alınmıştır.
İklim: Bölgede Akdeniz İklimi etkisi görülmektedir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer.
ÇEŞME
Çeşme, şifalı sıcak suları, olağanüstü sayılabilecek kalitede kumun, güneşin ve berraklığın kucaklaştığı şirin bir tatil beldesidir.Çeşme İzmir’in 94 km. batısında, kendi adını taşıyan yarımadanın en ucunda kurulmuştur. Gemiciler tarafından küçük liman diye adlandırılmıştır. Zamanla çoğalan ve buz gibi suların aktığı çeşmelerinden dolayı da yöreye Çeşme denilmiştir. 15 km. kuzeyindeki İon kenti Erythrai’ nin limanı olan Çeşme’nin doğusunda, Kalemburnunda İ.Ö.1000 yıllarında küçük bir yerleşim alanı olduğu bilinmektedir. Çeşme-Ildırı köyünde ortaya çıkarılan Erythrai Antik Kenti ile Çeşme kentinde Osmanlı Döneminden kalan Kale, Kervansaray, çok sayıda çeşme ve tarihi kent dokusundaki sivil mimarlık örnekleri yörenin arkeolojik ve tarihi kaynaklarını oluşturan yapıtlardır.
Şehrin ortasındaki tepe bugün kalıntıları görülen Akropolde yapılan kazılarda Athena Pallas tapınağına adak olarak sunulmuş heykelcikler bulunmuştur. Buluntular içinde en önemlisi, Arkaik devirden kalma bir kadın heykeli İzmir Arkeoloji müzesinde sergilenmektedir. Her yıl Temmuz ayında uluslar arası şarkı festivali düzenlenir.
Tarihçe: İlk çağda Cyssus adıyla bilinen Çeşme, Anadolu’nun Batı kıyısında MÖ.1000 yıllarında tahmin edilen 12 İon kentinden biri olan Erythrai (Eritre)’nin Ildırı İskelesiydi. Erythrai, M.Ö. 6. yüzyılda oldukça geniş ve önemli bir yerleşim merkezi durumundaydı. Son derece koruyucu bir limana sahip olan Erythrai Mısır, Kıbrıs ve batı ülkeleri ile ilişki kurmuş ve ticaretini geliştirmiştir..
Lidya ve Pers egemenliğinden sonra Roma ve Bizans hakimiyetinde kalmıştır. Çeşme, Selçuklu, Osmanlı, Aydınoğulları ve tekrar Osmanlı Dönemlerini sırasıyla yaşamıştır.
İklim: Akdeniz iklimi yaşanır. Son derece sıcak ve kuzeyden esen rüzgarlara açıktır.
FOÇA
İzmir’in 70 km. kuzeybatısında kalan Foça, İon’ların Ege sahillerinde kurdukları 12 İon kenti arasında en önemli merkezlerden biridir. Foça, tarihi ve arkeolojik öneminin yanı sıra, Homeros destanında adı geçen mitolojik bir yerleşmedir.
“Horoz” ve “Fok Balığı” olmak üzere iki sembolü olan Foça mitolojik, arkeolojik, tarihi, doğa ve kentsel sitin bir arada olduğu özgün bir ilçedir. Siren Kayalıkları, Şeytan Hamamı, Taş Ev (Anıt Mezar), Beş Kapılar (Ceneviz) Kalesi, Osmanlı dönemine ait Dış Kale, Fatih Camii, Kayalar Camii, Hafız Süleyman Camii ve Osmanlı Mezarlığı ile Ege mimarisinin özelliklerini taşıyan sivil mimari yapıları, Foça’nın çevre değerlerini zenginleştiren unsurlardır.
Tarihçe: Yunanistan’daki Dor istilasından kaçarak Ege sahillerine çıkan ve burada Smyrna dahil bir çok yerleşim yeri kuran İonların kurdukları önemli merkezlerden biri de Foça’dır. Antik Foça kenti 12 İon birliğine dahil olup, Aiolis bölgesinde yer alır. Antik kent Phokaia adını ‘fok’ lardan alan Foça, döneminde önemli bir liman ve deniz gücüne sahipti . Foça elindeki deniz filosu ile, Korsika’da Alain, Pastum yanındaki Velia, Marsilya ve İspanya’nın doğu kıyılarında yer alan kentlerde koloniler kurmuştur. Foça, Pers, Büyük İskender, Cenevizliler, Osmanlı dönemlerini yaşamıştır.
İ.Ö.7.yüzyıldan başlayarak hızlı bir yükselme dönemine giren Phokaia kenti, ‘Tarihin Babası’ Heredot’a göre denizcilikte büyük gelişme göstermiştir. 50 kürekli ve 500 yolcu taşıma gücünde, hızlı tekneler kullanan Phokaialılar, uzun deniz yolculuğuna çıkan ilk Helenlerdir. Adriyatik Etruria, İberia ve Tartessos’u Helen dünyasına tanıtmışlardır.
İklim: Foça’da tamamen Akdeniz iklimi hüküm sürer. Kışları yağışlı ve ılık, yazları ise kurak geçer. Üç yandan serin bir deniz havası alır. Yaz aylarının ortalama sıcaklığı 26 derece, deniz suyu sıcaklığı is 22 derecedir. Yaz mevsiminin en sıcak ayları Temmuz ve Ağustostur.
Aliağa : İzmir’in 60 km. kuzeyindeki Aliağa, İzmir ve Bergama uygarlıklarından izler taşımaktadır. Ege kıyılarında sayıları 30′u aşan Aiol kentleri arasında en büyük ve önemlilerini oluşturan 12 kentten 4′ü Aigaia, Kyme, Myrna ve Gryneion ilçe sınırları içerisinde bulunmaktadır.
Dikili : İzmir’in kuzeyinde 120 km. uzaklıktadır. Yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken şirin bir ilçedir. Hem tarihi hem de olağanüstü güzellikleri olan turistik Çandarlı beldesi Dikili’ye bağlıdır. Doğal güzellikleri arasında Merdivenli Köyünde bir krater gölü, Demirtaş ve Deliktaş Köylerinde de çamlık ve tarihi mağaralar bulunmaktadır. Dikili ilçesi ılıcaları ile de oldukça ünlüdür. Nebiler, Bademli ve Kocaoba köylerinde sıcak su ılıcaları vardır. İlçede karayolunun dışında deniz ulaşımında da Dikili Limanı, üç yolcu gemisinin yanaşabileceği kapasiteyle hizmet vermektedir.
Seferihisar : Yerleşim tarihi M.Ö. 1000 yıllarına uzanan ilçenin Sığacık mevkiinde Teos antik kenti, Doğanbey-Gerenalanı mevkiinde Karaköse Harabeleri, Sığacık’ ta Osmanlılar tarafından inşa edilen kale ile kale içerisindeki eski yerleşim alanı, ilçe merkezinde Selçuklu ve Osmanlı Dönemi’ne ait anıtsal yapılar, yörenin arkeolojik ve tarihi kaynak potansiyelini oluşturmaktadır. Seferihisar 27 km.lik sahil şeridi ile güzel plajlara ve koylara sahiptir.
Menderes : Satsumasıyla, güzel koylarıyla, tarihi değerleriyle dikkat çeken Menderes ilçesinin İzmir’e uzaklığı 20 km’dir. İlçenin batısında Ürkmez mevkiinde Lebedos Antik Kenti bulunmaktadır. Menderes-Selçuk yolu üzerinde birbirine yakın konumda yer alan Kolophon, Klaros, Notion ve Lebedos Antik Kentlerine ait kalıntılar, ilçenin önemli arkeolojik kaynaklarını oluşturmaktadır. Gümüldür beldesi dünyaca ünlü mandalina türü olan satsumanın yetiştirici bölgesidir. Özdere, Ege’deki dokuz büyük turistik bölgeden biri olup temiz denizi ve sahilinin yanı sıra amatör balıkçıların avlanabildiği turistik bir beldedir. Menderes’in Görece Köyü’nde de halkın evlerde imal ettiği değişik renk ve biçimdeki boncuklar yerli ve yabancı turistin oldukça dikkatini çekmektedir.
Karaburun : Karaburun, Urla Yarımadası’nın kuzeyinde kurulmuştur. İzmir Körfezi boyunca kuzey ve batı kıyıları güzel koylarıyla bir şerit halinde uzanır. İlçenin yerleşimi taş devrine kadar uzanır. Çakmaktepe mevkiinde yapılan kazılarda elde edilen buluntulardan Hititler Dönemi’nde buranın ileri bir kültür merkezi olduğu, daha sonra yöreye egemen olan Aiol, Lidya. Helen ve Roma uygarlıkları döneminde kültür ve ticaret merkezi olarak geliştiği bilinmektedir.
Urla : Ege Bölgesi’nin tüm özelliklerini taşıyan Urla, İzmir’in batısında 38 km. uzaklıkta kendi adını taşıyan yarımadanın orta kısmında yer alır. Urla tarih boyunca bir kültür merkezi olmuştur. Yapılan kazılarda ele geçen eserler arasında Hititlere ait Gaga ağızlı sürahi çıkarılmıştır. Limantepe Höyüğü kazılarında ele geçen buluntulara göre Klazomenai Limanının dünyanın en eski ve düzenli limanı olduğu ortaya çıkmıştır. Klazomenai’ de bulunan eserler Louvre Müzesi ve Atina Milli Müzesi ile İzmir Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.
Torbalı : İzmir’in 45 km. doğusunda yer alan Torbalı’nın ilk yerleşim alanı, Torbalı Ovası’nın batısında Yeniköy ile Özbey köyleri arasında bir tepe üzerinde kurulan Metropolis Antik kentidir. Bir İon kenti olan Metropolis Roma ve Bizans dönemlerinde önemini korumuş, daha sonra terk edilmiştir. Şarapları ile ünlü kent aynı zamanda bir piskoposluk merkeziydi. Ovaya hakim bir konumda olan Geç Helenistik Dönem’e ait tiyatroda Roma İmparotoru Augustus ve evlatlığı Germanikus’a adanan üç mermer sunak bulunmaktadır. Kazılarda bulunan eserler İzmir ve Efes Müzelerinde sergilenmektedir.
Ödemiş : İzmir’in 113 km. doğusunda yer alan Ödemiş’in kuzeyinde bulunan Hypaiapa Antik Kent kalıntıları yörenin yerleşim tarihinin ilk çağlara uzandığını göstermektedir. Ödemiş yöresinin tarihsel önemi Birgi’nin Aydınoğulları döneminde başkent olmasıyla başlamıştır. Birgi’de büyük ölçüde özgünlüğünü koruyan kent dokusunda Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin seçkin örnekleri, 18. ve 19. yüzyıl sivil mimarlık yapılarının oluşturduğu kültürel birikim ve mimari çevre zenginliği ile doğal çevre güzellikleri yörede çok önemli düzeyde turizm potansiyeli yaratmaktadır. “Dünya Kültür Mirası” listesine giren Birgi, 1994 yılında inanç turizmi kapsamına alınmıştır. Çakırağa Konağı, İmam-ı Birgivi Medresesi, Sultan Şah Türbesi görülmeye değer eserlerdendir.
Tire : İzmir’in büyük ilçelerinden biri olan Tire, şehir merkezine 82 km uzaklıktadır. Aydın Dağlarının kuzey eteklerinde kurulmuştur. Hitit, Frig, Lidya, Pers, Helen, Roma ve Bizans dönemlerini yaşayan Tire zengin bir kültür mirasına sahiptir. Beylikler ve Osmanlı döneminde ekonomik açıdan büyük gelişme sağlanmış ve mimarlık tarihi açısından da zengin örnekler ortaya çıkmıştır.
Kemalpaşa : İzmir’in 29 km batısında yer alan Kemalpaşa’nın tarihi geçmişi İ.Ö. 1300′lere dayanmaktadır. Akadlar ve Hititlerden başlayarak Selçuklu ve Osmanlı dönemine kadar birçok medeniyete sahne olan Kemalpaşa, Helen, Roma ve Bizans dönemlerinde Sart ve İon kentleri arasında kervan yollarının uğrak yeri olmuştur. Antik adı Nymphaion olarak bilinen günümüz Kemalpaşa ilçesi, Nif dağı eteklerinde 200 m yükseklikte kurulmuştur. Ege Bölgesi’nde Hititlerden kalan tek örneği olan Karabel Kabartması ilçe sınırları içerisindedir. Kemalpaşa, dünyaca ünlü kirazı ve çam ormanlarıyla tanınır.



Ocak-24-2008
Filed Under (izmir) by admin

Tiberius, Caracalla ve Hadrian gibi imparatorlar sehre bazı ayrıcalıklar sağlarlar. M.S. 4. ve 5. yy´larda önemini sürdüren ve Piskoposluk Merkezi olarak yaşantısını devam ettiren eski İzmir; 7. yy´dan itibaren Arap akınları yüzünden eski önemini yitirir. 15.yy da Timur İmparatorlugu´nun eline geçse de daha sonra Aydınogullari Beyliği´nin başkenti olur . I. Mehmet Çelebi´nin Izmir´i ele geçirmesinden sonra şehirde Osmanlı dönemi başlar ve bu dönemlerde bir ´´Sancak Merkezi´´ olur. 19.yy ortasından sonlarına doğru İzmir´i Aydın Eyaleti´nin merkezi olarak görmekteyiz. Şehir 1. Dünya Savaşı sonunda 1919 da Yunan İşgaline uğrar , ancak bu işgal üç yıl sürdükten sonra Türk Ordusu´nun 9 Eylül 1922´de şehre ayak basmasıyla son bulur.

Görülmeli
İzmir her metrekaresinde tarihin ve kültürün gelişim sürecinin kokusunu barındırıyor. Dikili, Foça, Çeşme, Seferihisar ve Gümüldür Kıyıları, Balçova-Çatalkaya Teleferiği, Asansör, Yamanlar-Karagöl, Tunay, Uzunkuyu, Belkahve ve Çamlık Orman İçi Dinlenme Yerleri, Balçova-Agamemnon, Çeşme-Şifne, Bergama-Güzellik, Menemen, Seferihisar, Bayındır, Foça (Phokaia), Larisa, Erythrai, Klazomenai, Teos, Lebedos, Kolophon, Klaros, Notion ve Efes (Ephesos) İlkçağ Kent Kalıntıları, Meryem Ana Evi, Bayraklı, Kadifekale, Artemis Hamamı, Kızılçullu ve Selçuk Sukemerleri, İzmir Agorası, Çeşme ve Selçuk Kaleleri, Belevi Tümülüsü ve Mezar Anıtı, Bergama, Ödemiş ve Tire Ulucamileri, Faik Paşa, Hisar, Hacı Hüseyin (Başdurak), Kestane Pazarı, Ali Ağa, Hatuniye, Çorak Kapı, Konak, Kurşunlu, Şadırvan, İkiçeşmelik, Salepcioğlu, İsa Bey , Mehmed Bey, Kazganoğlu, Yeni, Paşa ve Rüstem Paşa Camileri, Kızlarağası, Mirkelamoğlu ve Karaosmanoğlu Hanları, Sultan Şah, Mehmed Bey, İbn Melek ve Süleyman Şah Türbeleri, İzmir Saat Kulesi, İzmir Atatürk ve Menemen Kubilay Anıtları, Uluslararası İzmir Fuarı, İzmir Arkeoloji, İzmir Resim ve Heykel, İzmir Atatürk, Efes Arkeoloji, Bergama ve Tire Müzeleri adım adım gezilmeli

Arkeoloji müzesi
Konak semtinde bulunan Arkeoloji Müzesi´nde M.Ö. VII. - M.S. II. yüzyıla ait Bergama, Efes, Sardes, Tralles, Laodi ve Miletos´ta yapilan kazilarda bulunan Hellenistik, Roma ve Bizans eserlerinin en zengin örnekleri dikkat çekmektedir.

Atatürk Anıtı
Pasaport semtinde, Efes Oteli ile deniz arasinda bulunan meydandadır. 1932 yılında İtalyan heykeltraş Pietro Canonica ( 1869-1962) tarafından yapılmıştır. Heykelin taban projesi ise Mimar Asim Kömürcü´nün eseridir. Heykel Atatürk´ün resmi üniformalı olarak at üzerinde denizi sağ eliyle göstererek ´Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz´dir, ileri!´ emrini verdigi günü canlandırmaktadır. Tabanın ön yüzündeki kabartmada; elinde bayrak tutan kadın, çocuk ve askerin Kurtuluş Savaşı´na katılışı ifade edilir.

Atatürk müzesi
Alsancak´ta, Atatürk Caddesi´nde, denize bakan 248 no.lu ve iki katli binadır. Atatürk, İzmir´e geldiğinde, 1927 yılında İzmir Belediyesi tarafından kendisine armağan edilen bu evde kalırdı. 1978 yıl-ında tamamen müzeleştirilmiştir.

Bayraklı
İzmir´in 9 km. kuzeyinde bulunan Tepekule´deki höyüktür. M.Ö. III. bin yılında İzmir´in ilk kurulduğu yer olması dikkat çekmektedir. M.Ö. 2000-1000 yılları arasında Hellenistik çağı yaşayan bu bölge M.Ö. 4. yüzyıl sonlarına kadar ayakta kaldı. 1948-1951 yılları arasında Ankara Üniversitesi Profesörü Ekrem Akurgal ve Cook tarafından yapılan arkeolojik kazılar sonunda İzmir´in en parlak çağı olan M.Ö. 7. yüzyıla ait Megaron tipi kerpiçten oval şekilli bir ev, tapınak, kapı, sur ve çeşme kalıntıları ortaya çikarildi. Kalintilarin kuzeyinde bulunan mezarlar içinde en büyük Tantalos mezari (4. yüzyil) kayaya oyulmus iki oda halindedir.

Hisar camii
İzmir camilerinin en büyüğü ve en gösterişli olanıdır. Fevzipaşa Caddesi´nde, 899 no.lu sokağın sonundadır. Adı Timur tarafından 1402 yılında yıktırılan hisarın aşağı kapısı önünde bulunduğundan ´Hisar Camii´ dir. 1579 yılında yapılmakla beraber Özdemiroglu Molla Yakup tarafından (miladi 1598) son şekli verilir. 1881 tarihinde onarıldığı biliniyor.

Kadifekale
İzmir´i ve körfezini iyi gören, çok güzel bir manzaraya sahip, şehrin güneyinde bulunan 186 m. yüksekliğindeki bir tepe üzerindedir. Büyük Iskender´in emri ile M.Ö. IV. yüzyılda generaller Lysimachos ile Antigone tarafından İzmir halkının Pers savaşlannda gösterdikleri yardıma karşılık inşa edilen hediye mahiyetinde bir yapıdır. 1688 yılında yer sarsıntısından zarar görse de Osmanlılar tarafından onarılmıştır.

Saat kulesi
Konak Meydanı´nda, Konak Camisi ile deniz arasında bulunmaktadır. Sadrazam Küçük Sait Paşa tarafından II. Abdülhamit´e, tahta çıkışının 25. yıldönümünde bir armağan olmak üzere 1901 yılında yaptırılır. Kulenin saati ise Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından armağan edilmiştir. Bu yüzden ilk adı ´Hamidiye kulesi´ idi. Kulenin bir başka özelliği ise 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan işgalinde gazeteci Hasan Tahsin tarafından Yunanlılara karşı ilk kurşunu bu kulenin önünde atılmış olmasıdır. 1974 yılında kule yanına İlk Kurşun Anıtı dikilmesi bundandır. 1974 yılında depremde zarar gören kule ve saat 1976 yılında onarılarak eski haline getirildi.

Çeşme
Sakız reçeli, billur berraklıktaki dalgalı denizi ve sörf tutkunları için ideal rüzgarları ile görülmeye değer bir beldemiz olan Çeşme´nin civarı da oldukça ilginçtir.´İzmir´in sayfiyesi´ olarak adlandırmak sanırız yanlış olmaz.

Seferhisar
İzmir -Çeşme otoyolundan ayrılarak ulaşılan Seferihisar denizden 5 km. içeride. Denize bağı ise Eşek, Kanlı ve Küçük adlı üç sevimli adanın bulundugu Sığacık körfeziyledir. Sığacık körfezindeki antik Teos Kenti, Ionia´nin 12 kentinden biridir. Antik dünyanın en büyük Dionisos tapınağı buradadır. Agora, Dionysos Tapınağı ve M.Ö. 2.yy´da yapılan tiyatro, kalıntıların en önemli olanları arasındadır.

Gümüldür
Güney-güneydogu yönüne uzanan sahil yolu izlenirse Ürkmez ve Gümüldür´e ulaşılır. Gümüldür yöresi yakın zamana kadar mandalina bahçeleriyle doluydu. Kuşadası´ndaki yoğunluk yeni yatırımları bu civara kaydırdı.

İklim
Havanın çok sıcak olmadığı Mayıs ayı ve Haziran ayının ilk haftaları ile Eylül ayı ortaları gezi için idealdir.



Temmuz-23-2007
Filed Under (izmir) by admin

Süzer Otel, Çark Pansiyon, Herman Pansiyon, Büke Pansiyon konaklayabileceğiniz tesisler.

Süzer Otel
204 odalı otel 4 yıldızlı konfor sunuyor. Açık havuz, çocuk havuzu, Türk hamamı, jakuzi, sauna, masaj, fitness, restoranlar, barlar, su aktiviteleri ve dalış okulu etkinlikleri ile hizmet veriyor.
Tel: (0-232) 716 97 74

Çark Pansiyon
Alaçatı Surf Okulu’na en yakın olan pansiyonu Nazım Sancaklı’nın aile işletmesi. Surfçülerin tercihi olan Çark Nako Pansiyon’un bahçesi ve otoparkı bulunuyor.
Tel:(0-232) 716 73 09

Herman Pansiyon
Alaçatı liman mevkiinde yer alan Herman Surf Paradise Pansiyon deniz manzaralı 11 odasında Digiturk TV ve balkon bulunuyor. Pansiyonda Oda+kahvaltı imkanı bulunuyor.
Tel: (0-232) 716 62 95

Büke Pansiyon
Surf cennetine, plaja yakın 12 odalı Büke Pansiyon’a oda-kahvaltı konaklama yapılıyor. Özellikle hafta sonu rezervasyon şart.
Tel: (0-232) 716 78 71 (Değer Büke)

Alaçatı Surf Paradise Club’da çadır kurmak ve karavanla gelip konaklamak için imkanlar bulunuyor. Alaçatı kamp sahasına çadır kuran surfçüler kamp sahası içinde bulunan restoran, duş, WC gibi hizmetlerden yararlanırken gece düzenlenen özel partilere katılabiliyorlar…



Temmuz-23-2007
Filed Under (izmir) by admin

Alaçatı’nın kumlu ve kireçli toprağında yetişen tatlı ve sert kavunu çok ünlü. Yerken genzinizden yoğun kavun kokusu geliyor. Bir de yılbaşı kavunu var. Eylül ayında ipe asıp yere temas ettirmeden saklarsanız, çürümeden aylar sonra da yiyebiliyorsunuz. Alaçatılılar, bu yöntemle yeni mahsul kavun çıkana kadar bir önceki yılın kavununu saklıyorlar. Alaçatı’nın uzantısı Mersin liman mevkiinde, çipura çiftliği var. Buradan günlük taze balık alınabiliyor. Mevsiminde küçük körpe sakız enginarı leziz oluyor. Hemen hemen her dondurmacıda sakız dondurması var. Ayrıca muhallebi ve sütlaca da karıştırılan sakız reçeli de bulunuyor. Yarımadanın karşısında Sakız Adası’ndan getirilen sakızlar kullanılıyor. Adada sakız ağaçlarından sakız damlalarını tek tek çocuklar ve yaşlı kadınlar topluyorlar. Nedeni ise sabırlı olmaları. Alaçatı’daki Özlin cafe’de, kabak çiçeği dolması ve mantısını aile işletmesi tesisin büyük keçiboynuzu ağacı altında yiyebilirsiniz. Büke Pansiyon’da ise Güngör hanımın özel asma filizi yaprak dolması ve surf’çü böreği tadılması gerekenlerden. Alaçatı liman içindeki Fahir Balık Restoranı kömür ateşinde ızgara balık yapıyor. Salaş ama temiz. Surf Paradise Club Cafe’de ise fast-food yiyecekler; 15 günde bir yapılan surf yarışları ya da akşamları danslı barbekü partileri eşliğinde yeniliyor. Kışın mevsim çorbaları yapılıyor. Kalafatoğlu Beach Club surf okulu restoranı, Süzer Oteli restoranı ve günübirlik kalınan tesislerin restoranları diğer seçenekleri oluşturuyor.



Temmuz-23-2007
Filed Under (izmir) by admin

İstanbul’dan çıkışta Yenikapı’dan feribota aracınızla binip Bandırma’da inince, direksiyona yeni geçmenin zindeliği ile yola başlıyor; 300 km sonra Balıkesir çevre yolu, Manisa üzeri İzmir’e ve Çeşme otoyolunun 71 km’sini kullanarak Alaçatı’ya ulaşıyorsunuz. Bandırma’dan sonra 4-5 saatlik yol surf tutkunları için kışın bile gelmeye değiyor.



Temmuz-23-2007
Filed Under (izmir) by admin

Rüzgârla randevumuz var!..
Rüzgâra karşı zafer kazanmak doğa ile bire bir mücadeleye girmek, 60-70 km hızla denizin yüzeyinde uçmak… Özgürlüğü doyasıya yaşayabileceğiniz, oksijeni beyninizde ve ciğerlerinizde hissedebileceğiniz bir doğal ortama, Alaçatı’yla gidiyoruz.

Kuş cenneti ve doğa cennetinden sonra, şimdide surf cenneti Çeşme Alaçatı’dayız. Doğa yapısı, coğrafi konumu ve iklimi ile ünlü Alaçatı; rüzgârla denizde dans edenlerin ya da denizin üstünde uçanların mekanı olarak tanınıyor. Surf’çüler açısından dünyanın yedi önemli parkurundan biri sayılan Alaçatı, ilginç coğrafyasının yanında, mimarisi, yetiştirdiği ürünleri ve kolay ulaşımıyla da Çeşme’yi gölgede bırakacak özelliklere sahip. Alaçatı’da, surf’çülerin dünyasına uzanıp artı ve eksileri ile çevreyi bir kez daha gözden geçirdim. Yıllar önce yaptığım bir röportaj yayınlanmış, çok da ilgi çekmişti. O zaman belediye başkanına Pamukkale travertenlerini anımsatan kalkerli tabakanın rüzgâr etkisiyle yıllarca oyulup dantel görünümlü dev panoları andıran kaya şekillerine sahip çıkılması halinde, Alaçatı’nın çok şey kazanacağını belirtmiştim. Ne yazık ki 6 yıl sonra tam tersi ile karşılaştım.

Olağanüstü coğrafyaya sahip Alaçatı halicinin konukları kuğular, artık uğramaz olmuş. Kamyonlar, vidanjörler vızır, vızır. Ya burunlar koku almıyor ya da Alaçatı’nın gelişmesi istenmiyor. Çeşme Çiftlikköy Pırlanta koyu plaj kumunun alındığı, Yeldeğirmenleri’nin menfaat uğruna yıkıldığı Çeşme’yi sevmem ama, Alaçatı hep ilgimi çekmişti. Özellikle de kumsala yapılan Süzer Oteli’yle, hafta sonu gece hayatını seven ve Bodrum’la yarışanların popüler uğrak yeri Sea-Side sahil disko barlarını geçip asfaltı bitirdikten sonra, Çark ve Piyale koyu sonrasında muhteşem kayaların yer aldığı emsalsiz koyda denize girmeye bayılırdım. Ne var ki, yazın süt beyazı renge bürünen kayalar eski şekillerini kaybetmiş, biraz tahrip olmuş ve atık suların biriktiği yerlere benzemiş. Venedik benzeri bir projesi olan Alaçatı’da dünyanın çeşitli yerlerinden gelen surf’çüler şimdilik tehlikeden habersiz 60-70 km hızla iki kıyı arası haliçte kanatlanıp uçuyorlar.Yunan mitolojisine göre, rüzgâr tanrısının yaşadığı yer olarak bilinen yerde yapılan surf’e döneceğim. Ama önce Alaçatı…

Alaçatı Mimarisi
Alaçatı’da ilk dikkati çeken mimari doku. “Alaçatı taşı” adı verilen ponza taşı görünümlü kesme taşlardan yapılan evler, kışın sıcak yazın da serin tutma özelliğine sahip. Çürük bir taş sayılmasına rağmen, havanın karbondioksidi ile birleşince, kalker oluşturup filtre görevi yapıyor. Beldenin zemini de bu taşlarla kaplı. Bir kısmı Rumlar’dan kalma eski Alaçatı evlerini restore edip yerleşmek, şu sıralar pek moda olmuş. Karabiber ağaçlarının sıralandığı yeni sokaklara dizili bahçeli villalar ise imrendirici güzellikte. Daldırma yöntemiyle üretilen Sakız ağaçları korusu, Yeldeğirmenleri, daracık sokaklar, kendine özgü, sakin ve sessiz. Bu sokaklarda yürüyenler için de, zevk veren bir huzur sığınağı. Alaçatı merkezden ayrılıp ilkbaharda sapsarı açan mimoza çiçekli yolu takip ederek, rüzgârın enerjiye dönüştüğü tepenin eteğindeki Alaçatı Surf Paradise’a geliyorum.

Sörf Cenneti
İki tepe arasında yükselip aşağı düşerken hız kazanan rüzgârla oluşan koridor, tam surf’çülerin istediği gibi. Denizden karaya kıyıya paralel esiyor ve dalga yapmıyor. Surf’ün denize kaçma riski kalmıyor. Surf’çülere psikolojik olarak öğrenmeyi çabuklaştırıp güvencede olduğunu hissettiriyor. Surf’çüler 50-70 km hız kazanırken; parkurun 200-300 metre sığ kum, aynı zamanda da boyu geçmeyen derinlikte olması, özellikle yeni başlayan surf board’undan düşenlere kolay kalkma imkanı veriyor. En kötüyü hep en önce düşünürüm. Merak bu ya çarpışma olmaz mı diye bir soru geliyor akla. Karşıdan gelenin, sağ eli önde olanın, rüzgâr altındakinin yol hakkı varmış. Çarpışma anında en son yapılacak şey malzemeyi bırakıp suya atlamak oluyormuş. 12 ay açık Alaçatı Surf Paradise Bar-Restoran Beach Club’ın surf hocası Kemal Demirasal, 8 yıldır surf hocalığı yaptığını söylüyor.” Burada her türlü surf malzemesi var. İster satın al, ister kirala ya da getir emanete bırak.
Ders+hoca+malzemeden oluşan 5 günlük paket program 150 euro. Özel ders 45 Euro. Ayrıca kiralama, depo, yedek parça, sörf alım satım, ders servisleri veriliyor. 15 saat çalışarak, ıslanmadan, düşmeden öğreniyorsunuz. Mayoyla geliyorsunuz, herşey rüzgârdan aldığınız kuvveti surf dengesini oluşturarak board’a iletmek ve sonra da hızlanmaktan ibaret. Siz yeter ki yapmak isteyin…” diyorlar. En çok beğeni toplayan hareketler: Body drug, Agrial duck, W.skipper, spocky, gruby, loop, swayze, ismiyle anılan hareketler. Yine de sordum, “Surf nasıl yapılır, hocasın anlat bakalım…” diye. “Dünyanın en zor sorusunu sordun ağabey…” dedi Kemal Demirasal ve “İnternette başlangıç için 18 sayfa var. O da hem başlangıç, hem özet. Biz bunu 5 günde anlatıyoruz. Birkaç cümlede hiç birşey diyemem. İyisi mi sen beni seyret, sonra konuşalım…” diyerek board’un üstünde ben de denize uzanan taş iskelenin ucunda yerlerimizi aldık. Board’un tek noktada zaptedilmiş yelkeni nasıl ekseni etrafında dönüyor da dönüyorsa, Kemal de öyle şekilden şekile giriyor, direğe çıkıyor, denizde koşuyor. Fotoğraf çekimi uğruna sahildekilere seyirlik bir şov sunuyor. Kıyıya her gelişinde bir başka hareketle nefes kesip hayranlık topluyor. Surf’ü kay kay gibi kullanıyor. Günde 10 saat surf yaptığını belirterek, “Yelkene geçtiğim an beynimde hiç birşey kalmıyor. Sorunlar, problemler, dertler herşey ama hepsi unutuluyor. Bundan güzel meditasyon olamaz.” diye ekliyor. Rüzgâra karşı zafer kazanmak doğa ile bire bir mücadeleye girmek, 60-70 km hızla denizin yüzeyinde uçmak, özgürlüğü yaşamak, zıplamak, refleksleri geliştirmek, oksijeni beyninde ciğerlerinde yüzünde hissetmek, doğal ortamda katkısız, motorsuz, ücretsiz rüzgârın içinde olmak, suya teğet geçmek… Bütün bunları düşündüm, gaza geldim, imrendim, doğrusu kanatlanıp uçmak istedim.Akşam olmuş, mehtap dolunaydan biraz eksik, suyun sek içilmediği saatlerde tepedeki yerini almıştı. Bahanem hazırdı: Meşhur sakızlı dondurma yemeye Çeşme’ye, kalenin karşısındaki dondurmacıya gidecektim. Öyle de yaptım. Ne var ki, kısa bir süre gecikmeli olarak. Zira Çeşme girişine trafik ekipleri radar kurmuşlardı! Ekip hala orada…



Temmuz-15-2007
Filed Under (izmir) by admin

Doğal ve tarihi güzellikleri, turizme uygun iklim koşulları, yeterli konaklama ve ulaşım altyapısı ile İzmir, turizm potansiyeli yüksek illerimizden biridir. İl, denizi, kıyıları, dağları, yaylaları, termal suları, ormanları, Ege’ye özgü tarımsal ürünleri ve iklimi ile değişik turizm türlerinin gerçekleşmesini mümkün kılmaktadır. Kıyılarında dinlenme ve eğlence turizmi, antik kentler ve ören yerleri ile tarih-kültür turizmi, Bozdağlar’da dağ ve kış sporları turizmi, eko turizm, Şirince köyünde kırsal turizm, Balçova, Çeşme ve diğer ilçelerde termal turizm, festivalleri ve şenlikleri ile kültür turizmi, kutsal yerleri ile (Meryem Ana Evi) inanç turizmi gibi değişik turizm türlerini ilin her tarafında görmekteyiz.

İzmir’de, turizm işletme belgeli 130, yatırım belgeli 51 tesis mevcuttur. Bu tesislerde 16491 oda ve 34715 yatak bulunmaktadır.

İzmir ili 12 aylık dönem turizm hareketlerine göre, 2004 yılı toplam girişlerin %84,94 havayolu, %17,06’sı ise denizyolu aracılığı ile gerçekleşmiştir.

İzmir’i en çok Almanya, Fransa, Hollanda ve İngiltere kaynaklı turistler ziyaret etmektedir. İlde toplam 278 turizm seyahat acentesi ile 1301 profesyonel turist rehberi turizm sektöründe çalışmaktadır.
Kadife Kale

İskender’in Anadolu’ya çıkışı ve Pers egemenliğine son vermesiyle birlikte bölgede yeni bir şehircilik anlayışı gelişti. Smyrna’da yaşayanlar Efes, Bergama, Rodos, İskenderiye gibi zamanın ticarette ve liman işletmesinde ileri gitmiş şehirleri ile boy ölçüşebilecek bir şehir kurmak istemişlerdi. Ancak bir şehrin eski İzmir’de kurulması hem konum açısından hem de alanın küçüklüğü nedeniyle olanaksız olduğundan İskender, bugün Kadifekale olarak bilinen Pagos Tepesi eteklerine yeni şehri kurmayı düşünmüştür. Efsaneye göre; İzmir’e gelen Büyük İskender,o zaman ormanla kaplı “Pagos Tepesi” denilen Kadifekale’de Nemesis Kutsal alanında avlanırken bir ara ulu bir çınarın altında uykuya dalar. Rüyasında gördüğü iki Nemesis, İskender’den yepyeni bir İzmir’i uyuduğu tepenin eteklerinde kurmasını isterler, uykusundan uyanan İskender, Klaros’un Apollon kahinine gördüğü rüyayı anlatarak fikrini sorar. Kahin rüyayı tek bir cümlede yorumlar: “Kutsal Meles Çayı kenarındaki Pagos Tepesi eteklerinde yerleşecek İzmirliler, eskisinden dört kez daha mutlu olacaklardır.”

Bu yeni İzmir’in kuruluşunda İskender’in Pagos Tepesinde gördüğü rüyanın yorumuna dayanmak yerine, dönemin deniz ve karada gelişen ticari potansiyelinin gelişmesinin dayattığı zorunluluk nedeniyle burada kurulmuş olduğuna inanmak, günümüz için çok daha bilimsel bir yaklaşımdır. Nihayet, rakibi General Antiganos’u M.Ö.302′de öldüren Lysimachos yeni İzmir’in Pagos Tepesinde kuruluşunu gerçekleştirir. Anadolu ticaretinde, dönemin en büyük potansiyeline sahip olan İzmir, su kemerleri, gymnasionu, stadyumu, tiyatrosu ve agorası ile son derece gelişmiş ve düzenli bir kent olarak imar edilmiştir.
Kemeraltı

Kemeraltı, Mezarlıkbaşı semtinden Konak Meydanı’na kadar uzanan geniş bir bölgeyi içine alan tarihi bir ticaret alanıdır. Çarşının bugün ana caddesini oluşturan Anafartalar Caddesi, geniş bir kavis çizer. Bu kavis, caddenin geçen yüzyıllarda var olan iç limanın etrafını dolaşmış olmasından kaynaklanmaktadır. Liman, zamanla ağzına doğru dolmaya başladığından, yeni yerleşim ve ticaret sahaları açılmış ve buraları yeni binalarla değerlendirilmiştir.

Bu çarşı ilk yıllarda, kısmen tonozlu, kiremit örtülü, yan sokakları ve arastalarıyla bir kapalı çarşı görünümündeydi. Kemeraltı adını bu bölümünün üstünün kapalı olması özelliğinden almıştır. Eskiden olduğu gibi günümüzde de Kemeraltı Çarşısı, İzmir’in en önemli geleneksel alışveriş merkezidir.

Eskinin gizemli tonoz ve kubbeli dükkanlarının sayısı oldukça azalsa bile, modern iş merkezleri, mağazaları, sinemaları ve kafeteryaları ile sokakları günün her saati canlı, her türlü alışverişin yapılabileceği bir mekan görünümündedir.

Kapalı ve açık mekanlardan oluşan çarşıda geleneksel Türk el sanatlarından seramikler, çini panolar, ahşap ürünler, tombaklar, halı ve kilimler, deri ürünlerinin her çeşidini bulmak mümkündür.
Atatürk Müzesi

1. Kordon (Atatürk Caddesi) üzerindedir. 1875-1880 yıllarında ev olarak yaptırılmıştır. Bina, Başkumandanlık Karargahı olarak 10 Eylül 1922′de Atatürk’e tahsis edilmiş, Atatürk bu binanın balkonundan halka hitap etmiştir. 13 Ekim 1926′da İzmir Belediyesi binayı hazineden satın alarak Atatürk’e hediye etmiştir.Bina 29 Ekim 1978 tarihinde Atatürk ve Etnografya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.
Saat Kulesi

1901 yılında, Sultan II. Abdülhamid’ in tahta çıkışının 25. yıldönümü nedeniyle ve padişahın emri üzerine, Sadrazam Küçük Sait Paşa tarafından yaptırılmıştır. Son derece zarif görünümüyle Konak Meydanı’nı bir inci gibi süslemektedir.

Teras yükseldikçe incelen sivri kemerleri, kubbecikleri, mukarnas işçiliği ve geometrik figürlerle donatılmış olan taş işçiliğinin bir zarafet içinde Saat Kulesi’ni çevrelemesi, zengin bir görüntü oluşturmaktadır.

Kulenin saati Alman İmparatoru II.Wilhelm tarafından armağan edilmiştir. İzmir’in önemli bir simgesi ve yüzyıldır önemli bir buluşma noktasıdır.
T.B.M.M Egemenlik Evi

Eski Belediye binası olarak bilinen ve günümüzde T.B.M.M.Egemenlik Evi olarak kullanılan yapı, Hisarönü semtinde yer alır.

Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında İzmir Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı’nın çalışmalarına mekan teşkil eden, uzun yıllar belediye hizmetlerinin yürütüldüğü bina 1997 yılından itibaren bir kültür ve sanat merkezi olarak faaliyet göstermektedir.
İzmir Devlet Tiyatrosu

1925 yılında Türk Ocağı İzmir Şubesi binası olarak yapılan eserin mimarı Yüksek Mimar Necmettin Emre Bey’dir. Yapı I.Milli Mimarlık tarzının özelliklerini taşıyan, kubbeli, iki katlı zarif bir örnektir. Mithatpaşa Caddesi üzerindedir.
Halit Rıfat Paşa Köşkü

19. yüzyılın sonlarında inşa edilen Halil Rıfat Paşa Köşkü, ana yapı ve ek yapıdan oluşmaktadır. Ana yapı iki katlı olup, ek yapı ise tek mekanlı bir yapıdır. Köşk aslına uygun onarım ve yeniden düzenleme çalışmalarının tamamlanmasından sonra hizmete açılarak TULOV Vakfı tarafından Kültür ve Eğitim Merkezi olarak işlevlendirilmiştir.
Selepçioğlu Camii

1906 yılında Salepçizade Hacı Ahmet Efendi tarafından İzmir’in en büyük kubbeli camisi olarak yaptırılan cami, ince yapılı, zarif bir minareye sahiptir. Caminin dış duvarları mermer ve yeşil taşlarla kaplanmıştır. Büyük kubbesi altın varakla işlenmiş olan caminin son cemaat yerinde üç kubbesi bulunmaktadır. İzmir’in en nadide camileri arasında yer almaktadır.
Kemeraltı Camii

17. yüzyılda inşa edilen cami, merkezi kubbelidir. 18. Yüzyıldan kalma kalem işi süslemeleri görülmeğe değerdir. Caminin hemen bitişiğinde aynı dönemden kalma bir sebil bulunmaktadır.
E.Ü. Botanik Bahçesi

Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi bünyesinde 1964 yılında kurulmuş olan Botanik Bahçesi, 1997 yılında Ege Üniversitesi Rektörlüğü’ne bağlanarak, E.Ü. Botanik Bahçesi & Herbaryum Araştırma ve Uygulama Merkezi olarak hizmetine devam etmektedir. Araştırma ve öğretim hizmetlerinin yanı sıra halka doğal ve kültür bitkilerini tanıtmak ve sevdirmek amacını taşımaktadır.

Botanik Bahçesi 48.750 m2 alan üzerine kuruludur. Buradaki seralarda, tropik, kserofit, egzotik bitkiler halka ve öğrencilere tanıtılmaktadır.

Botanik Bahçesinde yaklaşık 3000 kadar bitki türü bulunmaktadır. Bu bitkiler Türkiye ve yabancı kökenlidir.
Yamanlar-Karagöl

Karşıyaka ilçesinde bulunan Karagöl, kent merkezinden yaklaşık 40 km uzaklıkta, denizden 800 metre yükseklikte Yamanlar Dağı üzerinde yer almaktadır. Alanı 2 ha olan Karagöl, tektonik kökenli heyelan gölüdür.

Kızılçam ve karaçam ormanları arasında bulunan Karagöl’ün çevresinde günübirlik piknik ve çadırlı kamping alanları düzenlenmiştir.
İnciraltı Gençlik Merkezi

İnciraltı Gençlik Merkezi, yeni bir rekreasyon alanı olarak sinema salonları, yeme-içme tesisleri, spor, yürüyüş ve piknik alanları, sandalla gezinti yapılabilecek suni bir göl alanı ile kent halkını buraya çekmektedir.
Dokuz Eylül Anıtı

İzmir’in 9 Eylül 1922 günü, düşmandan kurtuluşu esnasında sabahın erken saatlerinde şehit düşen dört Türk askeri için yapılmış olan anıt, Halkapınar semtinde bulunmaktadır.
Agora

İzmir’in Namazgah semtinde bulunan Agora, Roma dönemine aittir. Agora antik dönemlerde politik toplantıların ve halkın alışveriş yaptığı bir yerdir. Ticari olmaktan ziyade, bir devlet agorası görünümündeki İzmir Agorası, bugüne değin ortaya çıkarılan dünyanın en büyük Devlet Agorasıdır.

M.S.178′de depremle yerle bir olan Agora, İmparator Marcus Aurelius’un özenli çalışmalarıyla yeniden inşa edilmiştir.

1932-1941 yılları arasında yapılan ilk dönem kazılarla büyük bir bölümü ortaya çıkarılan İzmir agorasının, dikdörtgen formda, ortada geniş (120 x 180 m) bir avlu etrafında sütun ve kemerler üzerine inşa edilmiş üç katlı ve önünde merdiveni olan bileşik bir yapı olduğu anlaşılmıştır.

Agoradaki çalışmalar; agora meydanı, kuzey kapısı, bazilika altı, batı yapısı (stoa), antik çarşı olmak üzere beş yerde kazı, restorasyon, arkeolojik temizlik ve çevre düzenlemesi şeklinde sürdürülmektedir.
Arkeoloji Müzesi

Batı Anadolu’da kurulan ilk müzelerdendir. İçerdiği eserler nedeniyle bölgesel müze niteliği taşımaktadır.

İzmir Arkeoloji Müzesi İon, Aiol, Grek, Roma, Bizans kültürlerine ait göz alıcı eserler yanında son yıllarda İzmir çevresinde sürdürülen prehistorik kazılarda ele geçen önemli koleksiyonları da bünyesinde bulundurmaktadır. Müzede eserler iki esas kat, bir zemin kat olmak üzere üç katta ve arka-ön bahçelerde teşhir edilmektedir. Sergilenen eserlerin yanı sıra Müzede Kalkolitik çağdan, Doğu Roma dönemine kadar uzanan bir zaman dilimine ait zengin bir sikke, cam ve takı koleksiyonu da bulunmaktadır.
Hükümet Konağı

1868 -1872 yılları arasında yapılmış olan Hükümet Konağı, Ulusal Kurtuluş Savaşı tarihimizde çok önemli bir yere sahiptir. 9 Eylül l922′de, Türk ordusu’nun İzmir’e girmesiyle Hükümet Konağı’na çekilen Türk bayrağı, yalnız İzmir’in değil, ülkemizin de kurtuluşunu simgeler.
Asansör

Mithatpaşa Caddesi ile Halil Rıfatpaşa semti arasındaki yükselti farkından dolayı, iki semt arasındaki ulaşımı kolaylaştırmak amacı ile 1907 yılında Musevi işadamı Nesim Levi tarafından inşa edilmiştir.

Asansör kulesi ile iki semt arası birleştirilmiştir. Kulede iki asansör bulunmakta, bunlardan soldaki buharla, sağdaki ise elektrik ile çalışmaktaydı.

1985 yılında gerçekleştirilen restorasyonla her iki asansör de elektrikle çalışır duruma getirilmiştir.1994 yılında yapılan ikinci restorasyon ile Asansör Sokağı’nın çevre düzenlemesi gerçekleştirilmiştir. Asansör’de teras restoran ve bar yer almaktadır.

Tarihi Asansör’ün bulunduğu sokakta ayrıca, dünyaca ünlü ses sanatçısı Dario Moreno’nun da yaşamış olması, buraya duyulan ilgiyi daha da arttırmaktadır.
Alsancak Garı

1856 yılında hizmete açılan İzmir-Aydın demiryolu hattının, İzmir’deki bitim noktasıdır. 1858 yılında hizmete açılmıştır.
Kızlarağası Hanı

Kızlarağası Hanı 1744 yılında Hacı Beşir Ağa tarafından yaptırılarak hizmete sokulmuştur. Osmanlı mimarisinin günümüze gelen, İzmir’deki nadir eserlerinden olan han, diğer Osmanlı hanları gibi çarşılı ve avlulu hanlar düzenindedir.

Kızlarağası Hanı, 4000 m2′lik alanı kaplayan, kareye yakın dikdörtgen planlı, avluya bakan kısımları iki katlı, bedestenleri tek katlı, yaklaşık 500 m2 ‘lik avlusu olan görkemli bir yapıdır. Hanın çatısı tamamen kurşun kaplıdır.

Hisarönü semtinde yer alan han, 1988-1993 yılları arasında restore edilerek günümüzde turistik bir çarşı olarak kullanılmaktadır. Kızlarağası Hanı’nda çok çeşitli el sanatları, her türlü hediyelik eşya, halı, kilim, gümüş takı, giyim eşyası, nargile ve malzemeleri, deri kıyafetler ve hediyelik eşyalar satışı yapan dükkanlar bulunmaktadır.
Hisar Camii (Şadırvan Camii)

İzmir’in anıtsal yapılarından bir diğeri de Hisarönü semtinde bulunan Hisar Camii’dir. Aydınoğlu (Molla) Yakup Bey tarafından 1597 yılında yaptırılmıştır. Cami’nin ortasında merkezi büyük kubbe, sekiz adet fil ayağı üzerinde durmakta, yanlarda üçer büyük, arkada üç küçük ve son cemaat yerinde de yedi küçük kubbesi ile tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.

1813, 1881, 1927 ve 1980 yıllarında onarım gören cami, güneyden ve batıdan payanda kemerleri ve duvarlarıyla desteklenmiştir. Dekorasyon 18 ve 19. yüzyılların etkisi ile zenginleştirilmiştir.Sütun başlıklarında, pencere üzeri ve cephe süslemelerinde mihrap, minber ve vaiz kürsüsünde Avrupa sanatsal etkilerini görmek mümkündür.
Şadırvan Camii

Eski iç liman kıyısında yapılmıştır. İsmini, yanında ve altında bulunan şadırvanlardan almıştır. 1636 yılında inşa edilmiş ve 1815 yılında onarım görmüştür. Doğuda tek şerefeli bir minaresi ve batıda bir kütüphanesi bulunan caminin mihrap, minber ve vaaz yeri mermerden yapılmıştır.
Beth İsrael Sinagogu

Sultan 2.Abdülhamit’in İzmir Valisi, eski Sadrazam Kamil Paşa’ya emri uyarınca, Karataş semtinde oturan Musevilerin ibadetlerini yapabilmeleri için inşa edilmiştir. Beth İsrael Sinagogu, İzmir’in en büyük ve seçkin havrasıdır.
Kültürpark

Kentin tam ortasında yer alan Kültürpark’ta, büyük kısmı yurtdışından getirilmiş 200′den fazla değerli ağaç ve çalı türü bulunmaktadır. İzmir’in akciğeri olan Kültürpark’ta her ağacın ve bitki örtüsünün künyesi çıkarılmıştır.

Toplam 421.000 m2′lik alanda 156.000 m2′lik yeşil alana sahiptir. Kültürpark içinde koşuyolu, yüzme havuzu, kapalı spor salonu, tenis kortu, nikah salonu ile 13500 m2′lik alanda kurulu Lunapark hizmet vermektedir.

Kültürpark’ın bir diğer işlevi, İzmir Uluslararası Fuarı’na ev sahipliği yapmasıdır.
Balçova Teleferik Tesisleri

1000 m’lik hat uzunluğu ile 1974 yılından beri çalışmakta olan teleferik 423 m yükseklikteki tepeye ziyaretçileri yaklaşık 10 dakikada taşımaktadır.

Spor ve doğa severler için geniş imkanlar sunulan tesislerde, yamaç paraşütü ve özel tırmanma şeritleri ile sporseverler heyecanlı anlar yaşayabilirler.
Atatürk Anıtı

Cumhuriyet Alanı’nda büyük önderimiz Atatürk’ün “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri!” komutunu simgeleyen anıt, İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica tarafından yapılmıştır.

Atatürk’ün üniformasıyla bir at üzerinde tüm heybeti ile gösterildiği anıt, kaidesindeki kabartmaları ile de dikkati çekmektedir. Cumhuriyet Anıtı, İzmir’in en önemli simgelerinin başında gelir.
Zübeyde Hanım Anıt Mezarı

Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın mezarı anıt şeklinde 1940 yılında İzmir Belediyesi tarafından Karşıyaka semtinde yaptırılmıştır.

Zübeyde Hanım Caddesi üzerinde Ferik Osman Paşa Camii avlusu içindedir.
Kızılçullu Su Kemerleri

Eski adı Kızılçullu olan Şirinyer’de bulunan su kemerleri Meles (Kemer) Çayı üzerinde olup Kadifekale’de kurulan kente su getirmek için yapılmıştır. Geç Roma dönemine ait iki sıra halindeki kemerlerin yapımında taş, tuğla ve Roma harcı kullanılmıştır. Bu kemerler Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar dönemlerinde onarım görmüş ve uzun süre kullanılmıştır.
Etnografya Müzesi

Müze olarak İzmir kent merkezindeki (İzmir Arkeoloji Müzesi ile bitişiktir) ikinci önemli müzeyi oluşturduğu gibi, müze binası da tarihsel bir özellik taşımaktadır. Bina, 18.yüzyıl sonlarında Neoklasik tarzda inşa edilmiştir. 1985-1987 yıllarında restore edilerek Etnografya Müzesi olarak teşhire hazırlanmıştır. Müze binası, zemin kat ile birlikte üç katlı olup, teşhir iki kattadır. Eserler İzmir ve yöresinin 19. yüzyıldaki toplumsal yaşamından kesitler vermektedir.
Dönertaş Sebili

Anafartalar Caddesi ve 945 sokak kesişiminde konumlanan Dönertaş Sebili, köşesindeki sütunun dönmesinden dolayı bu adı almıştır. 1814 yılında yapılan sebilin sahibinin Osmanzade Seyyid İsmail Rahmi Efendi olduğu sanılmaktadır. Yapı, İzmir’in en güzel ve bakımlı sebillerindendir.

Dörtgen planlı sebilin üstü kubbeli olup, alaturka kiremit kaplıdır. İki pencere arasında ve köşeye konan, süslü başlıklı, geçmişte dönen yuvarlak mermer sütun cephenin çarpıcı bir öğesidir. Mermer kaplı cephe, bitkisel motifler, manzara ve hat bezemeler ile süslenmiştir.
İzmir Milli Kütüphane ve Elhamra Sineması

Türkiye’nin Milli adını taşıyan ilk Kütüphanesi olan İzmir Milli Kütüphanesi, İttihat ve Terakki Fırkası’nın çabalarıyla, 1912 yılında okumuş, kültürlü Türk gençlerinin yetiştirilmesi amacıyla, Beyler Sokağı’ndaki Salepçizade Konağı’nın selamlık bölümünde hizmete girmişti. Bugünkü binanın yapımına, 1922′den sonra başlayarak, 1926 yılında Elhamra Sineması tamamlanarak hizmete açılmış, kütüphane binası ise 1933 yılında tamamlanabilmiştir. Sinema, günümüzde İzmir Devlet Opera ve Balesi’ne hizmet vermektedir.
Uşakizade Köşkü

Beyaz Köşk veya Latife Hanım Köşkü olarak anılan Uşakizade Köşkü, Uşakizade Muammer Bey’in babası Sadık Bey tarafından yaptırılmıştır. Göztepe semtinde eğimli bir araziye yapılan köşk üç katlıdır.

Gazi Mustafa Kemal Paşa 14 Eylül 1922′den, 27 Temmuz 1924 tarihine kadar, Uşakizade Köşkü’ne beş kez gelmiş ve 91 gün kalmıştır.
Yalı (Konak )Camii

Konak Meydanı’nda, çinileri ve sekizgen planıyla dikkatleri çeken, İzmir’in en zarif camilerinden Yalı (Konak) Camii, Mehmet Paşa kızı Ayşe Hatun tarafından 18.yüzyılda yaptırılmıştır. Sekizgen planlı caminin mimarisinde kesme taş kullanılmıştır. Harim ile dış cephelerde yer alan çiniler, 19. yüzyıl Kütahya çini geleneğinin en güzel örneklerini yansıtmaktadır.
Başdurak Camii

Hacı Hüseyin Camii olarak da anılan cami, 1652 yılında inşa edilmiş, 1774 yılında onarım görmüştür. Tek kubbenin örttüğü caminin altında dükkanlar bulunmaktadır.
St. Polycarp Kilisesi

St. Polycarp Kilisesi, İzmir’in en eski kilisesidir. Yapımı 1625 yılına kadar uzanmaktadır. Sultan Süleyman’ın izni ve Fransa Kralı XIII. Louis’in isteği ile inşaa edilmiş ve Kapusin rahiplerine verilmiştir. Kilise ve sonradan binaya eklenmiş olan manastır, 1688 yılında bir depreminde hasar görmüş, sonra da yanmıştır. 1690 ve 1691 yıllarında çevresi ile birlikte yeniden inşaa edilmiştir.
İzmir Kuş Cenneti

İzmir Kuşcenneti, değişik canlıların yaşayabildiği dalyanlar, sazlıklar, otlaklar ve tuzla havuzları gibi farklı yaşam alanlarını bünyesinde bulundurması nedeniyle, ülkemizdeki diğer kuş cennetleri arasında çok önemli bir ayrıcalığa sahiptir. Sahip olduğu farklı ekosistemler nedeniyle, ülkemizde gözlenen 450 kuş türünden 220’si İzmir Kuşcenneti’nde gözlenmektedir. Bu kuş türlerinden 59′u burada kuluçkaya yatmakta; kuluçkaya yatan kuş türlerinden 39 türün korunan türler olması, İzmir Kuşcenneti’nin önemini daha da arttırmaktadır. Özellikle bu türler arasında bulunan Tepeli Pelikan, Küçük Karabatak ve Küçük Kerkenez Dünya’ da soyları azalan kuş türlerindendir.

“İzmir Kuş cenneti’nde kuluçkaya yatan türlerin başlıcaları; Flamingo, Tepeli Pelikan, Leylek, Küçük kerkenez, Suna, Angıt, Deniz Saksağanı, Kılıçgaga, Deniz Kırlangıcı, Gümüşü Martı, Uzunbacak, Tepeli Tarlakuşu, Arıkuşu, Kuyrukkakan ve Çulhakuşu’dur.

İzmir Kuşcenneti’nde kuşlardan başka; tatlı su ve deniz balıkları, 3 kurbağa, 5 yılan, 5 kertenkele ve 4 kurbağa türü ile memelilerden Yabandomuzu, Tilki, Çakal, Tavşan, Sansar, Porsuk, Gelincik, Kirpi ve Sazlık Kedisi de yaşamaktadır.

İzmir Kuşcenneti sahip olduğu doğal ve kültürel zenginlikleri nedeniyle doğal ve arkeolojik SİT ALANI, Yaban Hayatı Koruma Sahası ve Uluslar arası Koruma Statüsü olan RAMSAR alanı ilan edilmiştir.

Sekiz bin hektar gibi çok geniş bir alana sahip olan İzmir Kuşcenneti; Ege Denizi kenarında, İzmir Körfezi’nin kuzeyinde bulunan Gediz Nehri Deltası’nın bir bölümü üzerindeki Tekel Çamaltı Tuzlası içinde bulunmaktadır. İzmir Kuşcenneti Karşıyaka’ya 26 Km, İzmir kent merkezine 40 Km uzaklıktadır. İzmir – Çanakkale karayolu üzerinde Çiğli’den batıya sapan 17 km.lik asfalt yol ile ulaşılır.

Tekel Çamaltı Tuz İşletmesi ülkemizin en büyük deniz tuzlasıdır. Yıllık Kapasitesi 500.000 Ton /yıl ile Türkiye’nin yıllık 2 milyon ton olan tuz üretiminin % 25′ini sağlamaktadır.

İzmir Kuşcenneti; bilim, eğitim ve kültür yaşantımıza devamlı katkıda bulunabilecek ender bir doğa müzesi ve canlı bir laboratuardır.
İzmir Kuş Cenneti web sayfası:[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]
Buca Kaynaklar Göleti

İzmir kent merkezinden 15 km güneyde bulunan bu rekreasyon alanı, Buca Belediyesi’nce yaptırılmıştır.

140 bin m2′lik bir alanı içine almakta, 30 bin m2′lik suni göl, 3500 kişilik amfi tiyatro, seyir terasları, piknik alanı, çocuk oyun üniteleri, hobi bahçeleri ve hayvan padoku bulunmaktadır. Birçok etkinliğin düzenlendiği bu alan, İzmirlilerin önemli uğrak yerlerinden birisidir.

Göletin yakınında bulunan Kaynaklar köyü asırlık çınar ağaçlarıyla ünlüdür. Hafta sonları doğa tutkunları yürüyüşlerine buradan başlayabilirler.
İlk Kurşun Anıtı

Yunan ordusunun 15 Mayıs 1919′da İzmir’i işgali sırasında, işgalcilere karşı ilk kurşunu sıkarak, Türk direnişinin ilk örnek davranışını gösteren ve ardından şehit olan gazeteci Hasan Tahsin adına dikilen ve onu ilk kurşunu sıkarken gösteren anıt, Konak Meydanı’ndadır.

Anıt, İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından yaptırılarak, 15 Mayıs 1974 tarihinde törenle Konak Meydanı’na konmuştur.
anahtar kelimeler: İzmir Tatil Yerleri,İzmir otelleri,İzmir ucuz otelleri,İzmir ucuz pansiyonları,İzmir pansiyonları,İzmir restaurantları,İzmir gezilecek yerleri,İzmir tarihi,İzmir resimleri,İzmir araba kiralama,İzmir ucuz tatil,İzmir hotelleri,İzmir ucuz hotelleri,İzmir ulaşım,İzmir kalacak yerler,İzmir haritası,İzmir ilçeleri



Temmuz-15-2007
Filed Under (izmir) by admin

Tarih ve turizm kenti: İzmir
Cami, kilise ve sinagoglarıyla İzmir, üç farklı dinin buluşma merkezi olarak inanç turizmine de hizmet ediyor. Antik çağda önemli bir uygarlık merkezi olan Efes’i, yılda ortalama 1.5 milyon kişi ziyaret ediyor.
İZMİR - Müzeleri, ören yerleri, mavi bayraklı plajları, doğal güzellikleri, cami, kilise ve sinagoglarıyla ilgi çeken İzmir, resmi kayıtlara göre 5 bin yıllık geçmişe sahip. İzmir, yeni turizm sezonunda yine her din ve ülkeden insanı ağırlıyor.
İzmir’in resmi kayıtlara göre 5 bin, elde edilen bilgi ve bulgulara göre ise 7 bin yıllık tarihi, kazı alanlarında ve müzelerde saklı. İzmir, Arkeoloji, Bergama, Çeşme, Efes, Ödemiş, Tire ve Etnografya müzeleri, kentin binlerce yıllık geçmişini ve barındırdığı uygarlıkları ziyaretçilerin gözleri önüne seriyor.

Yapılan kazılarda ele geçen bulgularla her geçen gün kentin tarihine yeni yolculuklar gerçekleştiriliyor. Bayraklı (Eski İzmir), Kadifekale (Pagos), Kızılçullu Su Kemerleri ve Agora, belli başlı örenyerleri arasında bulunuyor. İzmir’in merkezindeki Roma dönemine ait Agora’nın, kazılarda, büyük bölümünün ortaya çıkarıldığı biliniyor.

EFES HARABELERİ
İzmir’in Selçuk İlçesi’nde bulunan ve antik çağda önemli bir uygarlık merkezi olan Efes’i, yılda ortalama 1.5 milyon kişi ziyaret ediyor. British Museum adına J.T. Wood tarafından 1869 yılında başlanan bölgedeki arkeolojik kazılar, halen Avusturyalılar tarafından devam ettiriliyor. Kazılarda, hem Efes tarihi ve Anadolu arkeolojisine yeni boyutlar kazandırılıp bilimsel sonuçlar elde edilirken hem de açığa çıkarılan önemli yapı ve anıtlar restore ediliyor. Kazılarda, Akropol, Bizans Hamamları, Arkadiane (Liman Caddesi), Antik Tiyatro, Mermer Cadde, Celsus Kitaplığı, Aşk Evi, Hadrian ve Artemis Tapınakları’nın belli başlı bölümleri ortaya çıkarılmıştır.

Efes Antik Kenti’nin çevresindeki St. Jean Bazilikası, Hıristiyanlığı kabulünden önce putperestlerden kaçan 7 gencin, uykuya dalarak 2 yüzyıl uyuduğu rivayet edilen Yedi Uyuyanlar, Bülbül Dağı’ndaki Hz. Meryem’in Evi, yerli ve yabancı turistlerin her zaman ilgisini çeken yerler arasında bulunuyor.

KENT MERKEZİ
Kentin en önemli alışveriş merkezi olan Tarihi Kemeraltı Çarşısı, eskinin gizemli ve kubbeli dükkanlarının yanı sıra modern iş merkezleri, mağazaları, sinemaları ve kafeteryalarıyla her türlü alışveriş isteğine hitap eden bir site görünümünde. Burada geleneksel Türk el sanatlarından seramikler, çini panolar, ahşap ürünler, tombaklar, halı ve kilimlerle deri ürünlerinin her çeşidini bulmak mümkün olabiliyor.
Musevi işadamı Nesim Levi tarafından Mithatpaşa’nın üst mahallelerine ulaşmak isteyenlere kolaylık sağlaması için yaptırılan Tarihi Asansör, günümüzde kentin prestij noktalarından birini oluşturuyor. Asansör binası, kentin yukarıdan manzarasının izlenebileceği, restoran ve kafeteryaların bulunduğu bir mekan olarak kullanılıyor.
Hem manzarayı izlemek hem de çam ağaçlarının yarattığı temiz havayı içine çekmek isteyenler, Balçova’daki Teleferik Tesisleri’ni ziyaret edebilir. Spor ve doğaseverler için geniş imkanlar sunulan tesiste, yamaç paraşütü ve özel tırmanma şeritleri bulunuyor.
Kentin merkezindeki Kültürpark Fuar Alanı, yeşil doğası ve çeşitli aktiviteleriyle eğlenceli zaman geçirmek isteyenler için iyi bir alternatif oluşturuyor.

DİNLERİN BULUŞMA YERİ
Camileri, kilise ve sinagoglarıyla İzmir, üç farklı dinin buluşma merkezi olarak inanç turizmine de hizmet ediyor. 1592 yılında Yakup Bey tarafından yaptırılan Hisar Camii, 1906 yılında Salepçizade Hacı Mehmet Efendi tarafından yaptırılan Salepçioğlu Camii, 1663’te Eminoğlu Hacı Mehmet Ağa tarafından yaptırılan Kestanepazarı Camii, 16. yüzyılda yaptırılan Şadırvan Camii, 1754’te yaptırılan Konak (Yalı) Camii, belli başlı tarihi camiler arasında yerlerini alıyor. Ayrıca St. John Bazilikası, Meryem Ana Evi, St. Polycarp Kilisesi,Beth İsrael Sinagogu, İzmir Kilisesi (Merkez) ve Bergama Kilisesi ziyaret edilebilecek yer arasında bulunuyor.

Öte yandan, kentin ticari geçmişin yansıtan tarihi hanlar da halenbu faaliyetlere sahne oluyor. 1795’te Kızlarağası Hacı Beşir tarafından yaptırılan Kızlarağası Hanı, 18. yüzyılda yaptırılan Mirkelamoğlu ve Çakaloğlu Hanları, Karaosmanoğlu Hanı, hem alışveriş yapmak hem de tarihi havayı yaşamak isteyenler için ideal yerler arasında dikkatleri çekiyor.

KAPLICALAR VE PLAJLAR
Homeros’un destanlarında adı geçen “Agamemnon Kaplıcaları”, Balçova’da antik dönemlerden bu yana şifa dağıtmaya devam ediyor. Bayındır, Menemen, Ilıcagöl, Dikili, Seferihisar, Urla ve Gülbahçe’deki çeşitli kaplıca ve termal merkezler turizme hizmet veriyor.
629 kilometre uzunluğunda kıyısı bulunan İzmir’de, bu kıyıların 101 kilometresi, doğal plaj yani kumsal özelliğiyle dikkat çekiyor. Yarımada ve koylar, deniz ve plaj kullanımı dışında da su sporlarına olanak veriyor. Selçuk-Pamucak, Urla-Gülbahçe, Çeşme-Ilıca ve Altınkum, Gümüldür ve Özdere plajlarıyla, kuzeyde Dikili ve Çandarlı, Foça-Yeni Foça plajları, kumsal özellikleri bakımından denizle buluşmanın en sıcak noktası haline geliyor.

OTELLER VE KIŞ TURİZMİ
İzmir’de turizm yatırım belgeli 58 tesis, 6 bin 212 oda ve 13 bin 544 yatak yer alırken, tesislerin 11’i merkezde 19’u Çeşme’de, 8’i Dikili’de ve 5’i Menderes’te bulunuyor. Kentteki 26 mavi bayraklı plajın 6’sı Menderes, 10’u Çeşme, 3’ü Karaburun, 5’i Foça ve 2’si Dikili’de yer alıyor.

Öte yandan, Ödemiş’in Bozdağ Beldesi’nde yaptırılan kayak tesisleri, kışın, İzmirlilerin uğrak yeri haline geliyor. Tesiste, Aralık-Mart ayları arasında kayak yapılabilirken, özellikle dağın kuzeye bakan yamaçları, Alp disiplini kayak uygulamaları yapmak için elverişli bir ortam sunuyor.
anahtar kelimeler: izmir Tatil Yerleri,izmir otelleri,izmir ucuz otelleri,izmir ucuz pansiyonları,izmir pansiyonları,izmir restaurantları,izmir gezilecek yerleri,izmir tarihi,izmir resimleri,izmir araba kiralama,izmir ucuz tatil,izmir hotelleri,izmir ucuz hotelleri,izmir ulaşım,izmir kalacak yerler,izmir haritası,izmir ilçeleri



Temmuz-15-2007
Filed Under (izmir) by admin

Nasıl gidilir ?
Tire’ye İstanbul ya da Ankara’dan gitmek için en ideal yol, öncelikle İzmir’e kadar bir kez ulaşmak gerekiyor.

Bunun için İstanbul’dan Feribot ve karayolunu kullanarak sahilden İzmir’e gidebilirsiniz. Ya da karayolu ile, izmit - Bursa - Balıkesir - Manisa yolu ile İzmir’e gitmek var.

İzmir’e ulaştıktan sonrası kolay. İzmir Tire arası için iki alternatifiniz var. Birincisi İzmir - Aydın otobanını kullanmak. Otobana çıkınca işiniz çok kolay. Selçuk’a gelince otobandan ayrılacaksınız. Gişelere ücreti ödedikten sonra devlet yoluna çıkar çıkmak hemen solda, Tire ve Ödemiş girişini gösteren tabelayı kacırmayın. Yola girin. Yaklaşık 20 kilometre sonra, bağların, bahçelerin içinden geçen yolla, Tire’ye ulaşacaksınız.

KAPLAN RESTORANA NASIL GİDİLİR?

Kaplan Tepesi’ni gösteren levhalar, Tire girişinde sizi karşılıyor. Levhayı görür görmez, sağa dönün. Tepeyi tırmanmaya başlayın. Yol yaklaşık 5 kilometre. Dikkatli ve yavaş gidin. Çünkü tam köy yolu sayılır. Keskin virajlar var. Tehlikeli değil ama ilk kez gidiyorsanız tedbirli olmakta fayda var.

Kısa süre sonra Tire Ovası sol tarafınızda bütünüyle gözünüze çarpacak. Kaplan Köyü’ne ulaşınca, köy meydanından geçin. Yolun sonunda, orman girişinde, sağ tarafta Kaplan Restoran’ı göreceksiniz. Önünde aracınızı ücretsiz park edebileceğiniz yer var.

Ancak özellikle hafta sonları mutlaka, rezervasyon yaptırarak gidin. Yoksa ya masa bulamazsınız ya da yutkunarak sizden önce gelenlerin yemeklerini bitirmesini izlersiniz.

Nerede kalınır ?
Tire’de kalmak için fazla alternatif yok.

Sadece Tire merkezde bulunan Tirem Oteli, 3 yıldızlı bir tesis.

Yine de bölgede kalmak için Kuşadası, İzmir gibi alternatifler her zaman geçerli. Çünkü Tire, İzmir’e 70 kilometre uzaklıkta. Kuşadası’na daha yakın. O nedenle buralarda rahatlıkla kalıp, Tire’ye çok kısa sürede gidebilirsiniz.

Ne yenir ?
OT CENNETİ TİRE’YE HOŞ GELDİNİZ!

Tire’den bahsedince hemen akla, bilenler bilir, önce Tire köftesi geliyor.
Bu köftenin özelliği eti.

Kuzu etinin yumuşak kısmı tuz ile birlikte üç kez çekiliyor. Bu kıyma küçük parmak kalınlığında uzunca şiş köfte haline getirildikten sonra, kömür ateşinde ızgara ediliyor.

Sonra da küçük parçalara bölünüp, domates ve yeşilbiberle tereyağında çevrilerek masaya getiriliyor.

Kuzu etiyle biraz karıştırılarak lezzetlendirilen köfte, diğer yörelerde yiyeceğiniz köftelerden farklı.

KAPLAN RESTORAN

Ancak Tire deyince, akla İzmir ve civarında o çok meşhur olan ot yemekleri gelmeli. Çünkü Tire’ye inanın sadece ot yemeklerinin tadına bakmak için gitmek gerekir. Öylesine lezzetli ve hiçbir yerde bulamayacağınız bir kalitede.

Zaten bu tadı bir kez keşfeden İstanbul, İzmir, Ankara gibi bir çok şehirden, damak tadı düşkünleri, yolları bu tarafa düşünce, her şeyi bir kenara bırakıyorlar. Yani, gidecekleri yere geç kalmışlar ya da yolları daha fazla sürecekmiş umurlarında değil.

Tire geçişlerini yemek vakitlerine denk getirip, Tire’ye Kaplan Köyü’ne yollarını düşürüyorlar.Sonra Kaplan Restoran’a uğruyorlar.

Burayı yemekten önce, bulunduğu konum itibariyle anlatmak bile insanın iştahını açıyor. Yıllar önce küçücük bir yer olan lokanta şimdi, Tire Ovası’nı muhteşem şekilde gören köyün en güzel yerinde. Tahta masalar, tahta dekorasyon unsurları arasında, kendinizi büyük şehirlerde bulunmayan ot yemeklerinin arasına atıyorsunuz.

Lokantanın sahibi Lütfü Çakır ve eşi Hürmüz Hanım, ilk günkü gibi hala mutfakta ve müşterilerine hizmet ediyor.

Bir zamanlar bir kaç masadan ve sadece kışlık bölümden olan lokanta şimdi, çok büyük olmasa da, gelen kişilere yeter seviyede hizmet veriyor.

Lokantanın sahibi Lütfü Bey, aslen Tireli olan ve şimdi doğduğu yerde toprağa verilen, İstanbullular’ın bir zamanlar en çok rağbet ettiği Ahmet Görgülü’nün sahibi olduğu, “Görgülü Pastaneleri”nde yıllarca yönetici olarak çalışmış. Sonra da köyüne gelip çok sevdiği Tire’de, etrafı ormanlarla çevrili köyünde bu lokantayı açmış.

Lokanta İzmir’in neredeyse bütün ot ihtiyacını karşılayan Tire Ovası ve dağlarıyla çevrili olan Tire’de olunca, lezzet düşkünleri kısa sürede burayı keşfetmiş. Buradaki ot yemeklerini izmir’de bile bu kadar çok bir arada bulabilmek mümkün değil.

Yemekleri anlatmak lezzetlerini düşününce anlatmak mümkün değil aslında… İsimleri bile insanı cezbediyor.

Bu ot yemeklerinin en büyük özelliği, zeytinyağı, sarmısak, limon soslarıyla lezzetlenmiş olmaları. Bir çoğu haşlanıp başka hiçbir işlemden geçirilmeden sosla servis ediliyor. Soğuk ya da sıcak da yenilebilen bir çok ot yemeği var. Zaten masaya oturduğunuzda garsonlar tarafından o leziz yiyecekler, yavaş yavaş masaya getirilmeye başlayınca, yemeye kıyamayacağınız lezzet görüntüsü karşınıza çıkıyor.

OT YEMEKLERİ EN LEZZETLİ NE ZAMAN!

Lokantanın sahibi Lütfü Bey, aile işletmesi olan lokantanın her şeyi. Gelen misafirlerle ilgileniyor. Gerekirse mutfa geçip ot yemeklerinin hazırlanmasına katkıda bulunuyor eşiyle birlikte. Gündüzleri de kasada genellikle.

Ona göre, kışın gelenler de ot yemeklerinin tadına bakabiliyor. Ama asıl ilkbahar ot yemeklerinin cennet olduğu zaman. Yağmurların ve kışın ardından coşan doğa, topraktan en güzel lezzetli otlarını ortaya çıkarıyor bir hazine gibi. Yani ilkbahar günleri, en ideal zamanı ot yemeklerinin. Hemen her çeşidi bulmak mümkün.

Lütfü Bey, et yemekleri ile ilgili olarak şunları söylüyor:
“Et yemeklerine de ot yemeklerine gösterdiğimiz özeni gösteriyoruz. Lokantada tavuk ızgara, pirzola, keşkek gibi yemekler de var. Etler sirke, soğan suyu, süt ve baharatta bir gün dinlendiriliyor. Ertesi gün ızgara olarak misafirlere sunuyoruz.”

Dikkatinizi çekerse, “müşteri” değil, “misafirler” diye nitelendiriliyor lokantaya gelenler.

Lokantada bulunan ot yemeklerine gelince. Radikalar, şevketi bostanlar, patlıcanlı börekler, köfteler, özel dinlendirilmiş şiş kebapları. Saymakla bitirmek mümkün değil yiyecekleri. Asıl tatlılar.

Bunların başında, ot kavurması, Radika, Turp Otu (Haşlanıyor. Üstüne sarmısak, zeytinyağı, limon suyu oluşumundan sos dökülüp servis ediliyor), Sarmaşık ve Kuşkonmaz Kavurması (Yabani kuşkonmaz, sarmaşık bol taze soğanla zeytinyağında kavruluyor. Üstüne yumurta kırılıp karıştırılıyor) geliyor.

KABAK ÇİÇEĞİ DOLMASI

Büyük şehirlerde bulamayacağınız bir lezzet. En favori yemeklerden biri. Sabah gün doğmadan sapsarı kabak çiçekleri toplanıyor. Taze soğan,maydonoz, kekik ve zeytinyağı, pirinç ile yapılan içle doldurulup haşlanıyor. Sıcak sıcak ya da soğuk olarak yeniyor.

Okma ise bir başka ot yemeği. Ana maddesi ısırgan otu. Hani yol kenarlarında görüp de beğenmediğimiz, genellikle eşeklerin çiçeklerini yediği o ısırgan otu, Ege’de bir başka şekilde, yemek olarak bizlerin karşısına çıkıyor.

Isırgan otu, domates, yeşil biber, kuru soğanla kavruluyor. Daha sonra, çökelek ve tulum peyniri ile karıştırılıyor. Üstüne saf zeytinyağı gezdiriliyor.

LOR TATLISI

O lor tatlısı ki, burada yediğiniz tatlının bir eşini Türkiye’de yemeniz mümkün değil. Lor tatlısı üstüne konulan karadutlar bir başka lezzet veriyor tatlıya. Tabii mevsiminde giderseniz yeme şansınız var. Ya da cevizli kabak tatlısı. Karpuz kabuğu reçeli ise bir başka lezzet…

Saymakla bitirmek mümkün değil. Daha, hardal cücüğü, cücük, melengeç, kuzukulağı çorbası gibi çok çeşit var lokantada yiyecekleriniz arasında.

REZERVASYON ŞART , ÖZELLİKLE HAFTASONLARI

Unutmadan burada yemek yemek istiyorsanız mutlaka gitmeden önce rezarvasyon yaptırın. Aklınıza geleni okur gibiyim. Dağ başında lokantaya rezervasyon olur mu demeyin! Bunun ne demek olduğunu gidince anlıyorsunuz. Doğanın ortasında yol yorgunu ve acıkmış olarak tepeye köye çıkıyorsunuz. Lokantayı ve yemekleri görüyorsunuz. Ancak masalar dolu olunca şaşırıp kalıyorsunuz.

Evet buraya sadece İzmir ve yöresinden yemek yemeğe insanlar geliyor. O nedenle hafta sonları rezervasyon şart… Yoksa yutkuna yutkuna insanların yemeklerini bitirmesini bekliyorsunuz.

KAPLAN RESTORAN HAKKINDA EK BİLGİ.

Kaplan Restoran ve Tire ile ilgili ek bazı bilgileri de bir net gezgini gönderdi. Onu da sizlere sunuyoruz.

Buraya yıllar önce gelen bir alevi dedesi var; ona ait bir çok esya ve yazı da var orada.

Ayrıca bu dedeye Neyzen’in hediyesi matara da duvar da asılı . Duvarda yaşama dair çok güzel maniler var. Gerçekten Kaplan çok özel bir yer…

Kaplan köyünde bektaşi babasi yaşardı, şimdi rahmetli oldu. İsmi de “Kazım baba” idi.

Diğer restoranlar ;

Kaplan köyünde iki tane restoran var.Bir de oraya varmadan önce Fatih’in işlettiği restoran var.İkisi de birbirinde güzel yemekler yapıyor.

Ayrıca Tire’nin Cambazlı köyünde 800 kişilik büyük bir restoran daha vardır. Bir de Toptepe mevkiinde belediyenin işlettiği bir restoran var.

Tire’den ayrı yaşamama rağmen Tire’ye her gidişimde bunlardan birinde yemeğe giderim ve yemeklerin lezzeti karşısında kendimi kaybederim.

Maalesef Tire’den başka yerde bu lezzetleri yakalamam mümkün olmadı şimdiye kadar.

Bu sözlere bir şey eklemek mümkün değil. En iyisi yolunuz Ege’ye düşer de Marmaris, Bodrum yoluna çıktıysanız hiç acele etmeyin. Tire’ye mutlaka yolunuzu düşürün. Kaplan Restoran’a da uğrayıp bizim içen o güzel lezzetlerin tadına bakın!

GELENEKSEL TANDIR YEMEĞİ DE VAR…

Ayrıca Tire’de geleneksel olarak sabahları tandır yemek mümkün. Yöreye özgü bu tandırın bu saatte çıkmasının gerekçesi de var. Niye sabah derseniz. Onun da ilginç bir öyküsü var.

Tandır aslında pazarcı yemeği. Yani pazara satış yapmaya gidenlerin yemeği. Tire’de çok pazarcı olması tandır lokantalarının ana nedeni sayılabilir.Vatandaş erkenden 04.00-04.30′da kalkıyor. Ailesini niye kaldıracak? Sokağa çıkar çıkmaz, hemen bir tandırcıya giriyor. Bir tandır çorbası içiyor. O ağır tandır yemeği onu epey bir saat tok tutuyor. Bu sayede pazarcı da uzun süre acıkmıyor.

Onlardan kalan alışkanlıkla tandır bulabilirsiniz. Ancak sadece sabahları ve saat 09.00′da tandır bitiyor.

Gidilebilecek tandırcılardan biri, Babaoğul Tandırcısı. Çarşı içinde yer alıyor. Ali Usta da diğer bir tandır ustası. Şu anda Tire içinde 3 tane tandırcı var. Bayramda giderseniz kapalı olurlar. Bayramdan sonra açık. Ramazan’da ise, bir ay akşam üzerleri tandırcılar açık. Çünkü iftar için açılıyor.

Alışveriş
Tire çok ufak bir yerleşim yeri sayılabieceği için alışveriş yapacak yerlerin de sayısı sınırlı. Ancak alabileceğiniz ilginç bir ürün keçe…

Bunu da çarşı içinde Cön Keçecilik’ten alabilirsiniz.

Yeni merkezde, ana çarşı içinde. Keçecilerin olduğu yerde bulunuyor.Aynı yerde semerciler ve yularcılar çarşıları var.

Çarşıda kısacası el sanatları ile uğraşanları bir arada bulabiliyorsunuz.

Tire pazarında gezerken, sokaklar arasında karşınıza birden semer yapan Kamil Bezcioğlu çıkıveriyor. 50 yıldır emer yapan Kamil Usta, yüzünde yılların bıraktığı izlerde, sanki bugüne kadar yaptığı yüzlerce semerin izlerini taşıyor.

Semeri nasıl yaptığını anlatırken, kullandığı asıl malzemelerin, göllerde olan sazlıklar, ağaç dalları ve üstünü kaplam için kullandıkları keçe olduğunu bir çırpıda anlatıyor. O da dertli. Çünkü günümüzde artık semer yapanın da kullananın da iyice azaldığını belirtiyor. Ona göre bunun asıl nedeni, motorlu taşıtların çoğalması. İnsanlar artık hayvan kullanmıyor. Bu nedenle Koca Tire’de sadece 6 semercinin kaldığından yakınıyor. Daha önce bu sayı 10-15 arasındaymış.

Konuşmasını bitirdikten sonra ellerine iş araçlarını alıyor. Başlıyor yarım kalan son semerin rötuşlarını yapmaya.

Kamil Usta, aynı zamanda evler için sedir de yapıyor. Yani evine otantik gerçek Anadolu işi ürünler almak isterseniz burası tam size göre.

DOĞAL ÜRÜNLER

Tire’ye gittiğiniz zaman tabii ki çarşı pazardan insan bir şeyler almak istiyor. Ancak Tire’de alabileceğiniz en güzel şey, hemen Kaplan Restoran’ın yanında bulunan ve doğadan topladığı otlarla, değişik doğal ilaçlar yapan Rafet Dağyaran’ın ağaçlardan yapılan dükkanına uğrayın. Zaten arabanızı park ederken mutlaka burayı göreceksiniz.

Burada neler mi var! Saymakla bitirmek mümkün değil aslında. Bunlar arasında başta isveç Şurubu, Kantaron Yağı başta geliyor. Ayrıca kekik suyu, gelincik suyu, Oğulotu gibi otların sularını da bulabilirsiniz.

Bunlar da nedir diye sormayın. Örneğin sadece İsveş Şurubu doğal ürünlerle tedaviyi izleyenler tarafından en az 40 rahatsızlığa iyi geldiği bilinen bir reçete. Kantaron Yağı da öyle.

Burada satılan hemen her ürünü hiç düşünmeden alın. Sonra da gidin büyük şehirlerde marketlerde satılanlarla karşılaştırın. Göreceksiniz hem fiyat olarak hem de aldığınız ürünün yoğunluğu ve kalitesi olarak ne kadar farklı bir ürün almışsınız.

İlginç yerler
Tire’ye gittiğinizde gezilecek yerler arasında, Tire Müzesi, Toptepe ve özellikle Tire sokakları var. Bir çok ev yıkılıp yerine betonarme olanlar yapılsa da, Tire sokaklarında özellikle geleneksel mimari özellikleri bozulmamış eski evleri görmeniz mümkün.

Hemen hepsi birbirinden ilginç evleri, sokaklarını, insanların günlük yaşantısını gördüğünüzde bambaşka bir dünyaya geldiğinizi anlayacaksınız.

TİRE KAPLAN KÖYÜ’NDE DOĞANIN İÇİNDE KAYBOLABİLİRSİNİZ!

Kaplan köyünde, Kaplan Restoran’ın hemen bitişiğinde, doğanın içine girebileceğiniz nefis patikalar var. Özellikle yemek sonrası buraları, yediklerinizi eritmek ve yürüyüş için ideal. Tamamen toprak yolda, binbir çeşit bitki ve ağaz arasında, saatlerce yürüyebilirsiniz. O kadar güzel ve keyifli bir ortam.

Ancak burada size asıl anlatmak istediğimiz, alışveriş bölümünde alabileceğinizi belirttiğimiz doğal, bitkisel şifa ürünlerinin özellikleri.

Büyük şehirlerde marketler de satılan bu ürünleri bir de buradan alıp kullanınca, aradaki farkı daha iyi görme imkanınız var. Bu ürünleri kim mi satıyor? Nereden mi alacaksınız!

İşte bütün bu bilgiler aşağıdaki satırlarda…

KÜÇÜK BİR BARAKADA DOĞANIN BİNBİR MUCİZESİ

Rafet Dağyaran, o bölgede 12 yıl önce tarlası susuzluktan kuruyunca, sebze yetiştiriciliğini bırakıp bitkilerle ilgilenmeye başlamış. Önce sadece kekikleri dağdan toplayıp damıtıp gelenlere satıyormuş.

Başlamış bu konudaki yayınları toplamaya. Sonunda öyle bir hale gelmiş ki neredeyse Türkçe bu konuda çıkan bütün yayınları bir araya getirmiş. ürettiği şuruplar, lokantaya o dağlarda yetişen otları yemeye gelenlerce kapış kapış alınmaya başlamış.

Ürettiği kekik suyu hazımsızlık için, yemek sonrası mide şişkinliği için neredeyse birebir. Bir bardak suyu içine bir şişe kapağı karıştırıp içince, beş dakika sonra birden midenizde rahatlama hissetmeye başlıyorsunuz.

İsveç Şurubu ise, neredeyse her derde deva bir şurup. Bacaklarınızı sinek mi ısırdı? Kaşınmaktan mı şikayetcisiniz? Hiç durmayın bir pamuk parçasına damlattığınız şurup yine ağrıyı sızıyı alacaktır.

NEREDE KULLANILIYOR

Mide krampları, göz şişkinliklerinin indirilmesi gibi çok çeşitli rahatsızlıklar başta olmak üzere, 32 ayrı hastalıkta kullanılıyor.

Kullanımı : Göz şişkinlikleri için bir pamukla göze günde iki üç kez sürülüyor. Etkili de oluyor.

İçerken ise, yarım çay bardağı su içine, bir yemek kaşığı konuluyor…

Sinirli Ot pekmezi : Astım ve bronşitte kullanılıyor. Sinirli ot denilen bitkinin şekerle doğranıp kavanozun içinde ıslatılıyor. 3 ay kadar kalıyor. Toprağa gömülüyor. Sonra çıkarılıp süzülüyor.

Kullanımı : Günde iki üç kez bir yemek kaşığı içiliyor.

Ceviztendürü : Karaciğer ve kan temizleyici olarak kullanılıyor.
Kullanımı : Yarım çay bardağı suyun içine bir yemek kaşığı kadar konuluyor.

Isırgan Tohumu : Genelde kansere karşı kullanılıyor. Koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Genelde kan yapıcı hücre yenilediği için günde birkaç kez içiliyor.

Karabaş Otu Hülasası : Tansiyon, kolesterol, kalp