->

Foça, tarihi ve arkeolojik olarak izmir’in önemli ilçelerinden biridir. Siren Kayalıkları, Şeytan Hamamı, Taş Ev (Anıt Mezar), Beş Kapılar (Ceneviz) Kalesi, Osmanlı dönemine ait Dış Kale, Fatih Camii, Kayalar Camii, Hafız Süleyman Camii ve Osmanlı Mezarlığı ile Ege mimarisinin özelliklerini taşıyan sivil mimari yapıları, Foça’nın çevre değerlerini zenginleştiren unsurlardır. İ.Ö.V.yy’da kaya içine aile mezarlarının uzun bir koridoru ve iki mezar odası var. Çandede Tepesi’nin eteğinde yer alan ve kaya mezar tipinde olan yapı şeytan hamamı (Loutros) olarak bilinmektedir. İlçe merkezine 2 km uzakta bulunmaktadır.

Foça önemli tarihi kalıntılara sahiptir. Arkeologlara göre antik kentin büyük bir bölümü bugünkü kent yerleşiminin altında olduğu düşünülüyor. Kenti ve diğer tarihi eserleri kaldırmak mümkün olmadığı için arkeolojik kazılar yapılamıyor. Buna rağmen ilçede bir çok eser ortaya çıkarılmıştır.

Mağara Mordoğan Ayıbalığı yöresinde bulunuyor. Akdeniz fokları burayı üreme ve yaşam alanı olarak seçmişlerdir. Mağara uzun bir su altı girişinden sonra geniş bir iç alanına sahip. Fokların burayı seçme nedeni kendilerini burada güvende hissediyor olmalarıdır. Ayıbalıkları monitörlerle izleniyor. Hava soluyan ve oldukça sığ sularda avlanan bir canlı. Su altında 5-10dk kalabiliyorlar. En çok 100 metreye kadar dalabilmektedir. Mezgit, Yılan Balığı, sardalya, Ahtapot, ıstakoz vb balık türleriyle beslenmektedir. Fokların 30 yıl civarında ömürlei var. 4-5 yaşlarında ergin hale gelirler. Bir veya iki yavru dünyaya getirirler. Yavru 2 hafta sonra yüzmeye başlar ve 17 haftadan sonra kendi kendine beslenir.Akdeniz fokları dünyada 450 Türkiyede ise 50 civarında fok yaşamaktadır.

Nesli tükenmekte olan balık türlerinden biridir. Akdeniz fokunu koruma projeleri yıllardır yürütülüyor. Sessiz ve tenha kayalık sahilleri yaşama alanı olarak seçen Akdeniz fokları, bu alanların bozulmasından doğrudan etkilenmektedir. Makul büyüklükte ve uygun kıyı alanlarının olması durumunda varlığını sürdürebilir ve güvenle yavrulayabilirler. Bazende yavrularını ölü doğururlar. vücutlarını 5 cm’yi geçmeyen kısa ve sert kıllar kaplar. En belirgin özellikleri iri kafaları, uzun bıyıkları ve kömür gibi siyah gözleridir.Dişi ile erkekler arasında belirgin bir boy ve kilo farkı yoktur ancak renk ayrımları mevcut. Erkek foklar Siyaha yakın koyu kahverenginde, karın bölgesinde belirgin bir beyaz leke varken dişi Açık kahverengi veya gri tonlarda olup karın altları da boyundan kuyruğa kadar sırta göre daha açık hatta beyaza yakın renktedir. Ayrıca üstte bel bölgesinde çiftleşme sırasında erkeklerin neden olduğu tırnak izleri bulunur. Yavru doğduğunda boyu yaklaşık 80-90 cm, ağırlığı 20 kilogramdır civarıdır. Karın bölgesinde her yavru fokta görülen bariz bir beyaz leke haricinde tüm vücudu havlu gibi 1-1.5 cm uzunluğunda parlak siyah kıllarla kaplıdır. Yavru, anne ve babanın da sahip olduğu bıyıklarla doğar. Yaklaşık iki aylıkken kürkünü değiştirmeye başlar ve bir-iki ay içinde uzun siyah kılların yerini kısa ve parlak gri olanlar alır.

Bugünkü batı uygarlığının temelleri, İ.Ö. 6. yüzyıl’da İonya’da atıldı. Dönemin İonya’sı felsefe, mimarlık ve heykeltraşçılıkta öncü oldu. Tarihte Phokaia olarak İ.Ö.XI.yy’da Aiollar tarafından kuruldu. Adını; kenti çevreleyen adalarında yaşayan foklardan aldı Phokaia. İon yerleşimi İ.Ö. 9.yy’da başladı. Usta denizciler ve ticaretle uğraşan Phokaialılar Mısır ve İonia kentleri arasında ticaret köprüsü kurmuşlardır. Foçalılar’ın tarihte kurduğu kolonilerin en önemlileri : Kardeniz’de Amysos (Samsun); Çanakkale Boğazı’ndaki Lampsakos (Lapseki); Midilli Adası’nda Methymna (Molyvoz); Güney İtalya’da Elea (Velia); Korsika’da Alalia; Güney Fransa’da Massalia (Marsilya), Nice ve Antibes ; İspanya’da Ampuria’dır. Phokaialılar’ın denizcilikteki ustalığı, ticaret alanında da başarılı olmalarına olanak sağladı. Phokaia, İonya’da, doğal altın-gümüş karışımı elektron sikkeyi ilk bastıran kentlerden biriydi. Akdeniz’de bir çok koloni kurmuşlar.

Foça’da bir öykü var halk arasında dile gelmiş..Bir karataş varmış Foça’da bu taşı herkes biliyormuş ama nerede olduğunu kimse bilmiyormuş. Bu taşa basan foça’dan bir türlü kopamıyor gitse de dönüp dolaşıp ilçeye geri geliyormuş. Bir kere Foça’ya gelipte seven o güzel yerde kalmak isteyen bir çok kişi kara taşa basmak için Foça sokaklarında dolaşıyor.
Foça’nın eski simgesi horozmuş şuanda nesli tükenmekte olan Akdeniz fokları ile simgelenmek istiyor. Foçanın eski sakinleri Phokaialılar tahtadan horOz heykellerini meclislerine koyarlarmış Foça’da bugünde bir yerlerde bir altın horoz olduğuna inanılıyor. Bir sürü insan altın horozu arıyor. Foça’da altın horoz var gerçekten.Foça’nın ta kendisi ..

Yüzölçümü 275 km2′dir. Yeni foça ve eski foça olarak ikiye ayrılır. Tarihi zenginliklerini sahip olanı eski foçadır. Nüfusu yaklaşık olarak onbeş bin kadardır. Yerleşim olarak Küçükdeniz ve büyükdeniz büyük deniz denilen iki koy etrafına kurulmuşlardır. İon yerleşimlerinin en önemlilerinden biriydi. Bugünkü batı uygarlığının temelleri, İ.Ö. 6. yüzyıl’da İonya’da atıldı. Dönemin İonya’sı felsefe, mimarlık ve heykeltraşçılıkta öncü oldu. İzmir’in diğer ilçelerine göre en az yağış alan ilçesidir. Hemen her mevsim poyraz ve batı rüzgarları eser. Köylerinde tarım ve hayvancılık, Foça içinde ise turizm ve balıkçılık genel geçim kaynağıdır. Foçada bulunan bazı eserler;
Athena Tapınağı: Phokaia kentinin ana tanrıçası olan Athena’nın adına M.Ö. 590-580 yıllarında yapımına başlanmıştır. Athena tapınağının kazısı 1998-1999 kazı sezonunda başlamıştır. Kazılar hala devam etmekte ve birçok mimari parça bulunmuştur. Ayrıca kazılar sonucunda Athena Kutsal Alanı 17 ve 18 yy’larda yaşam mekanı olarak kullanmış.
Kybele Açıkhava Tapınağı: İ.Ö. 580 yılına tarihlenen yapıda, tanrıça Kybele’nin heykelleri ve kabartmaları yer alıyordu. Kayaya oyulmuş adak havuzuyla denizci fenerlerinin konulması için yapılan küçük nişler; denizden gelenlerin burada tapındıklarını gösteriyor. Kutsal alanın yaslandığı kayalık üzerindeki sur duvarları, duvar yapımının dört ayrı dönemini göstermektedir. Arkaik surlar, harçsız yapılmıştır. Roma dönemi surlarında kireç harcı kullanılırken;Horasan Harcı da kullanılmıştır.
Tiyatro: İ.Ö.340-330 tarihine ait tiyatro son dönem kazılarda bulunmuştur. Anadolunun en eski tiyatrosudur. Yapılan kazılarda Analemna Duvarı iyi korunmuş bir halde ortaya çıkarılmış ; ikinci bölümde 4 ayrı basamak bulunmuştur. Basamaklarda Fuyte Oyta yazısına rastlanmıştır. Buradan her mahallenin ayrı bir bölümde yer aldığı ortaya konmuştur. İ.S. 1.yy’da seramik çöplüğü, 2.yy’da Nekropolis (mezarlık) olarak kullanılmıştır. Dayanıklı bir taş türü olmayan ve yörede Foça Taşı olarak anılan Tufa’dan yapılmıştır.
Arkaik Duvar ve Heredot Duvarı,Dış Kale, Mozaikler, Taş Ev, Şeytan Hamamı, Sur ve Beşkapılar,Yel Değirmenleri, Fatih Camii, Kayalar Camii, Hafız Süleyman, Mescidi, Osmanlı Mezarlığı gibi eserler görmek mümkün.

Çandarlı’daki antik Pitane kentinde bir çok önemli seramik eseri örneği bulunmuştur. Buluntular mezarlıkta 625-500 yılları arasında tarihlenen alanda çıkarılmıştır.Pitane sözcüğü, “suyu bol” anlamında Luwi-Pelasg dilinden gelmektedir. Burada keşfedilen eserler İstanbul, İzmir, Bergama müzelerinde sergileniyor. çeşitli keramiklere, vazolara,kadehlere, kylixlere(açık ağızlı ve ayaklı içki kapları) ve ölü külü kaplarına rastlanmıştır. M.Ö.VI.yy.a tarihlenen arkaik bir erkek heykeli ise bugün Bergama Müzesindedir. Aiolis’in çömlekçilikteki en ün kazanmış şehridir. Çömlekler doğu üsluplu bezeme anlayışının örnekleri görülüyor.Bir zamanlar var olduğu tahmin edilen tiyatrosu ve stadyumu kaybolmuştur.

XIII. XIV.yy’da Ceneviz şovalyeleri tarafından inşa edilmiş kale çandarlıya nerden girilirse girilsin dikkatleri üstüne çekiyor. Ülkemizin en iyi korunmuş durumdaki kalelerden biridir. 1450-1500 ve 1814 yılında restore edilmiş ve 1955′de eski halini alacak şekilde düzenlenmiştir.Duvarlarda kullanılan bazı parçaların antik özellik taşıması, burada kaleden önce kutsal bir alan yada tapınak bulunduğu kanısını uyandırmaktadır. Kalede Helenistik çağdan kalma taşların kullandığı görülüyor.Batı yanı ise yazlık konut siteleriyle çevrili.

Çandarlı’ya doğru gidildiğinde eski çağlardan kalma manastır ve kale kalıntıları kıyıdan görülmektedir. Yine sahili izleyen yolda mükemmel zeytin ağaçlarını görebilme şansına erişebilmek için bu yol tercih edilebilir.Eski adı pitane olan çandarlı’nın tarihi m.ö. 4000 yy’dayanmaktadır.Bölgeye hakim olan uygarlıkları şöyle sıralamak mümkün; Hititler, Lidyalılar, Persler, İonyalılar, Romalıları,Bizaslar, Selçuklular, saruhanoğulları, Karesi oğulları, Osmanlı imparatorluğu. Bölge daha önce Asar ve Hisar olarak adlandırılmış daha sonra çandarlı olmuştur.