HER ÇAĞDA MANAVGAT
Yapılan araÅŸtırmalar, bölgemizde paleolitik çaÄŸdan zamanımıza kadar süren bir uygarlığın varlığını göstermektedir.KarataÅŸ-Semahüyük kazılarında “Bronz Çağı” na ait yeni bilgiler elde edilmiÅŸtir.
1946 yılına kadar bilimsel nitelikli kazı ve araÅŸtırmalar yapılmadığından, objektif bilgiler yetersiz, mevcutlar da efsanevi ihtimallerden öteye geçememiÅŸtir. Side -BucakÅŸeyhler köyü kuzeyindeki “SELEVKİA” da , 1946 yılında yapılan ilk ciddi ve bilimsel araÅŸtırmalar, teknik ve ekonomik sebeplerden dolayı yeterli olamamıştır.
Bugünkü Manavgat, kuzeyde Toroslar , güneyde Akdeniz, doÄŸuda Alaraçayı, batıda Köprüçayı ile çevrili olan Antik Pamphilia’nın (Pamfilya) doÄŸu kısımlarıdır. Pamphilia’nın kelime anlamı çok dil konuÅŸulan, çok kabilelerden oluÅŸmuÅŸ, ülke;kabileler ülkesi demektir.Kökü Yunanca olup, Pamp:Çok, hilia:Irk, cins anlamında, yani “Çok ırklı - soylu yer ” anlamına gelir.Bizanslı ETİYEN , Pamphilia (Pamfilya) adının Lonya lı Raphyos MANTO’nun kızı Pamphilia’ya (Pamfilya) atfen sonradan konduÄŸunu yazar.
Bölgemizin tarihi (Antalya) , M.Ö. 14. ve 15. Y.Y. da Greek efsanelerine göre deÄŸerlendirilir. Bu y.y. da Miken Kolonileri’nin Pamfilya sahillerine indiÄŸi söylenirse de, bu olay henüz kesinlik kazanmamıştır. İlk yerleÅŸim hareketleri M.Ö. 7. ve 8. Y.Y. da Akdeniz kıyılarında baÅŸlamıştır. Greek Kolonilerinin ilk kenti Pihaselistir. (M.Ö. 690) Bu ÅŸehrin kuruluÅŸunu Side takip etmiÅŸtir.Antalya Karain maÄŸarasındaki yaÅŸam M.Ö. 50.000yıl öncesinde var olduÄŸuna göre, Karain ve civarında yaÅŸayan Paleolitik çağı insanı, iki veya üç günlük uzaklıkta olan bu bölgelerde de mutlaka yaÅŸamışlardır. Müzelerimizdeki kaynaklar, yapıt ve tarihi kalıntılar, kesin tespitler için bize daha çok yardımcı olmaktadır.Torosların güneyinde, kuzeyindeki Isparta ve Burdur illeri sınırları içindeki gibi Neolitik, Kalkolitik ve Tunç çaÄŸları kalıntılarını içeren Prehistorik höyükler yok ama, daha önceki Paleolitik çaÄŸa ait bir çok kalıntılar vardır.
Antik Dönemde MANAVGAT
Antik dönemlerde Pamfilya’ doÄŸu kısmı, Manavgat bölgesi hakkında en eski kaynak Hititlerin çivi yazılı tabletlerinde görülmektedir. Hitit kaynaklarına göre Akhiyavalar’ın bu bölgede yaÅŸadıkları (M.Ö. 1600-1200) ve Luvicce adlı bir dilin konuÅŸulduÄŸu belirtilmektedir. Hatta Hitit Kralı II. MurÅŸilin anallerinde ( Kralın yaptıklarını anlatan yıllıklar) “II. MurÅŸilin M.Ö. 1400 yıllarında Kilikya’ ya girdiÄŸi 6000 kiÅŸiyi öldürerek Pamfilya ÅŸehir devletlerini alarak geri döndüğü “yazılıdır.M.Ö. 14. ve 13. y.y. baÅŸlarında Yunanistan’ın Arkadia kavimler göçüyle gelen Akhalar tarafından istila edilmeye baÅŸladığı ve Akhaların getirdiÄŸi Arkadia - Greek lehçesiyle burada yaÅŸayan yerli unsurların (dilin) Hititçe -Luvice’nin kaynaÅŸtığı, Side’ de ele geçen ve bugün Side Müzesinde sergilene yazılı kaynaklar nedeniyle AraÅŸtırmacı-Arkeologların SİDECE adını koyduÄŸu bir dilin ortaya çıktığı görülmektedir.Antik Pamfilya bölgesi M.Ö. 8. ve 7. y.y. da ikinci kez Batı Anadolulu Aiol ve İyon kafileleri tarafından kolonizasyon hareketlerin e maruz kalmıştır.Bu hareketler sırasında Ege’deki Kymeliler (İzmir AliaÄŸa yakınında bir İyon kenti)Antik Side ÅŸehrini bir Koloni ÅŸehri olarak kurmuÅŸlardır.Turuva Savaşı sırasındaki bu kavimlerin göçü ve kolonizasyon hareketleri sonunda yeni gelenler ile yerli halk, yavaÅŸ yavaÅŸ karışıp kaynaÅŸmış ve HellenleÅŸen ÅŸehir devletleri (Yunanca “POLİS” ) ortaya çıkmıştır. Bugünkü Manavgat ilçe sınırları içindeki antik ÅŸehirlerin bir çoÄŸu bu dönemde kurulmuÅŸtur.Heredot’a göre:Akdeniz sahillerine yerleÅŸim daha eskilere M.Ö 2000′in başına kadar (M.Ö. 1800 yılları ) götürülür. Turuva Savaşında orduları dağılan Amhilophos Colehos ve Mophos’un Antalya Bölgesine yerleÅŸtikleri anlatılır.Bu komutanlar çevresindekilerle birlikte, bu bölgeye gelip yerleÅŸmeden önce, Turuva SavaÅŸlarına bu bölgeden yardım eden soyların da var olduÄŸunu yazar.
Yine Heredot’a göre, Lydia Kralı Cresus (Krezüs)’un M.Ö. 334 yılında buraları fethiyle de Makedonyalıların egemenliÄŸi altına girmiÅŸtir.Böylece 210 yıl süren Pers hakimiyeti son bulur.
M.Ö 223 yılında B.İskender ölünce generalleri imparatorluÄŸu bölüştü Pamfilya, Likya ve Yukarı Firikya Antionos (Antigone )’a verildi. Ancak hissesine razı gelmeyince B.İskender’in imtiyazlı generali Petigos ile yaptığı savaÅŸta yenilerek Yunanistan’a kaçtı ve bu generaller arasındaki savaÅŸ uzun süre devam etti. Sonunda, M.Ö. 307 de Antinos, Pamfilya’yı elinde tutan Omedis’i de yenerek yöreyi ele geçirdi.”KÜÇÜK ASYA KRALI” unvanını aldı. Suriye’yi fethetti ama durmayan generaller savaşında sonunda M.Ö. 301 yılında 84 yaşında öldü.
Pamfilya M.Ö. 302-218 yıllarında Ptolemeioslar’ın, M.Ö. 215-189 yıllarında Selevkios Kral Autiochos’un, ünlü Kartacalı komutan Hannibal’ın komutasındaki donanmasını Roma senatosuna baÄŸlı Rodos donanmasına, Side açıklarında yapılan deniz savaşında yenilmesiyle, (M.Ö. 190 ) Roma’ya , M.Ö. 188 yılında da Roma Senatosu tarafından Pamfilya Bergama Krallığı’na verilmiÅŸtir.
Ancak Helenistik Krallıklar boyunca sürekli özelliÄŸini koruyan ve gittikçe hellenleÅŸen geliÅŸimini sürdüren Pamfilya ÅŸehirleri ve özellikle bunlardan Side ÅŸehri Bergama krallığı ile çıkan sınır anlaÅŸmazlığı yüzünden, 0M.Ö. 188-102 yılları arasında bağımsız kalarak Hellenistik dönemin en parlak çağını yaÅŸamıştır.Romanın kirli iÅŸlerine karışmamıştır.Bu nedenle Bergama Kralı Attolos II. Bölgenin en önemli ve liman ÅŸehri Side’yi alamayınca kendi adını alan ATTALİA (Antalya ) ‘yı Liman kenti olara kurmak zorunda kalmıştır.İşte bunun için Side’ye “Eski Antalya “, Antalya’dan daha önce kurulmuÅŸ olduÄŸundan denmektedir.
Hellenistik Krallıklar zamanında sık sık el deÄŸiÅŸtiren Pamfilya’da büyük bir otorite boÅŸluÄŸunun olması, Roma’ya uzak oluÅŸu , Özellikle doÄŸuda Kilikya bölgesi ve daÄŸlık bölgelerde saklanabildiklerinden bölgede korsanlğın ortaya çıkıp çoÄŸalmasına güçlenmesine neden olmuÅŸtur.Pontus Kralı Mitridates VI’nın Romalılara karşı korsanlığı desteklemesiyle durum daha da kötüleÅŸmiÅŸ hatta Alanya’da (Cerecetyne) Korekesion Diodotos Tttryphon adlı bir zorba korsan, baÅŸkanlığında para basıp kaleler inÅŸa edecek düzeyde ileri giderek helenistik ÅŸehirleri tehdit ederek zayıflamalarına neden olmuÅŸtur. Hatta bu zorba korsan, Suriye Krallarına kafa tutarak, Selevkos Kırallarına kafa tutarak, Selevkos Krallarını devirecek ve yerine istediÄŸini geçirecek güce bile sahip olmuÅŸtur.Bu tehdit M.Ö. 78 yılında Romalı Konsül Pub lius Servillius’un Pamfilya ve Kilikya’yı Roma’ya baÄŸlaması ve kumandan Pompeais’un bölgeyi korsanlardan tem,izlemesine kadar sürmüştür.Bazı tarihçiler “…Pompeais’un 24 generalin komutasında 120 bin asker, 500 parça gemiyle Akdeniz’e açıldığını, Pamfilya’yı tüm korsanların gemilerini yakarak Akdeniz’i onlardan temizlediÄŸini, Trayphon’un yaptırdığı kaleleri yakıp yıkarak saÄŸ kalanlarının da Torosların tepelerine kaçtıklarını ….”" yazar.
Pompeyüs kısa zamanda Anadolu ve Akdeniz’de saÄŸlam bir egemenlik kurarak bir çok küçük devlet ve bölgedeki Prenslikleri Roma’ya baÄŸlayıp, bölgeyi Roma eyaleti haline getirmiÅŸse de, Pamfilya’da korsanlığın kökünü kazıyamadı. Bunların kökünü Sezar temizler.Roma senotosunca idama mahkum edilince Pafilya kıyılarına kaçan Sezar, önce korsanların eline düşer onların elinden kurtulup Milet’e kaçar. Milet’te eline geçirdiÄŸi gemiler ve Miletlilerin yerlerini iyi bildiÄŸi korsanları yakalayarak, Bergama’ya getirip hepsini asar. Bunlarla yıldızı parlayan Sezar büyük bir ordu ile Anadolu seferine çıkar. Pamfilya ve Kilikya’da Roma hakimiyetini kurduktan sonra ‘da Roma’ya o meÅŸhur mektubu yazar. “GELDİM, GÖRDÜM, YENDİM” . bu arada Mısıra kaçan Pompeyüs’ü takip eden Sezar, Mısır üzerine yürüyerek Mısır’a gider. Pompeyüs’ü öldürür. Orada Gördüğü Kleopatra’ya aşık olur .Adeta Sezar’ı büyüler . Kleopatra’nın etkisinde kalan Sezar Mısır’ı , Kleopatra’ya vererek Roma’ya döner. Sezar’dan sonra Anadolu’nun yönetimi Markus Antonius’a verilir. Tabi Pamfilya’da…..
Anadolu’daki sık sık deÄŸiÅŸen bu egemenlik savaÅŸlarında, bilhassa Pamfilya (Manavgat), daÄŸlık olduÄŸundan, Alanya ve çevresiyle birlikte hep bu olayların içinde kalmış ve küçümsenemeyecek üne de kavuÅŸmuÅŸtur.
Özellikle Köprüçay ve Manavgat Çayından yararlanarak daÄŸlık bölgelerin kerestelerini ta Mısır’a kadar satarak kereste ve zeytin yağı ticaret yapılmıştır.
Marcus Antonius buraların hakimi olup Kleopatra’yı tanıyınca Korekesyon’u (Alanya) çevresiyle birlikte Kleopatra’ya armaÄŸan eder.Bunların zenginlikleri, özellikle keresteleri Mısır’a akar
Burada bölgenin, çok önemli diÄŸer kenti Side için, Strabon ne diyor? Strabon’a göre Side; M.Ö. 7. yüzyılın ikinci yarısında, bir İonia kentinden gelen Helenli kolonistlerce kurulmuÅŸtur. Kentin adı Helence olmayıp, Anadolu lehçesinde “NAR” anlamına gelir. Nar meyve olarak M.Ö. 500 yıllarından itibaren, ÅŸehir sikkelerinde, bereket ve bolluÄŸu sembolize etmektedir.Side’nin geliÅŸmesinde kolonistlerin büyük payı vardır. Ve çok zengin bir liman kenti haline gelir. Kent yalnız geniÅŸ bir bölgeyi kapsayan zenginliÄŸi ile deÄŸil, köle ticareti ile de tanınır. Özellikle ÅŸehirde, özel bir podyumda teÅŸhir edilerek gösterilen kadın kölelerin güzelliÄŸinin ünü çevredeki tüm ülkelere yayılmıştır. Roma’nın kirli iÅŸlerine hiçbir zaman bulaÅŸmayan Side’liler, M.Ö. 2. ve 1. yüzyıllarda barış içinde yaÅŸadılar.Side’nin en görkemli dönemi M.Ö. 2. yüzyılın ilk yarısıdır.En önemli, en süslü yapıları bu dönemde yapılmıştır. Roma imparatorluÄŸu döneminde; Ö.Ö. 27 den M.S. 192 yılına kadar süren imparatorluk devrinde Anadolu Roma egemenliÄŸinde kalmış.Oktaviyanus imparatorluÄŸu eyaletlere ayırdıktan sonra Pamfilya ve Akdeniz sahillerindeki Krallıklar olduÄŸu gibi Roma ‘nın eyaletleri haline gelmiÅŸtir.M.S. 3. yüzyıldan sonra devlet idaresinin zayıflamasıyla kuzeyde daÄŸlık bölgelerdeki kavimlerden DOSTLAR yada İSKİTLER M.S. 266-270 yıllarında bölgeye inerek Side’yi kuÅŸatmışlardır.Daha sonraki M.S. 361-363 yıllarında da İSAURALILAR yine Side ve bölgesini kuÅŸatıp yaÄŸma ve talan ederek 2. çöküş dönemini yaÅŸatmışlardır.
BİZANS HAKİMİYETİ
M.S. 4. yüzyıl boyunca gittikçe Hıristiyanlaşan bölge M.S. 395 yılında Roma imparatorluğunun doğu ve batı olarak ikiye ayrılmasıyla Doğu Roma Bizans egemenliği altında kalmıştır. Denizcilik ve ticaretin önem kaybetmesine karşın M.S.4-6 yüzyıllarda , Bizanslılar döneminde tarım ve ziraatla yapılan ilerlemelerle tekrar canlanan bölge şehirlerinden Side , imparatorluğunun (dini anlamda) doğu Pamfilya Metropolitanlığının başkenti olarak eski sınırlarını da aşan ünlü bir şehir haline dönüşerek 3. parlak dönemini yaşamıştır.Bizanslılar da Roma hakimiyeti sırasında , bölgede yapılan koruyucu kale ve garnizon binalarını kullanarak aynı sistemi devam ettirmişlerdir.Önceleri ;Körüçay Havzası , Manavgat çayı Havzası ,daha sonra Zincirli kale ile Akseki - İbradı güzergahlarındaki küçük küçük yerleşimler bunu ispatlıyor.
M.S. 7 yy’lardan baÅŸlayan ve ardı arkası kesilmeyen arap korsanların akınlarına uÄŸrayan , bölgedeki hırıstiyan ÅŸehirlerinin gittikçe önemi azalmaya baÅŸlamış, araplar tarafından sürekli yaÄŸma ve talan edilen bölgeyi korumak için Bizans imparatorluÄŸunun kurduÄŸu özel donanma bile bölgeyi koruyamamış , yavaÅŸ yavaÅŸ islamlaÅŸan bölgede Side-Manavgat - Hisar vb.gibi bazı stratejik yerler ve kentlerde ufak keÅŸiÅŸlikler halinde yaÅŸamlarını sürdürmeye çalışan Bizanslıları; ayrıca Rodos , Venedik ,Ceneviz korsanlarının talanları ve Kıbrıs Krallarının saldırıları ile haçlı seferleri sırasındaki yaÄŸmalar , bölgenin ekonomik gücünü olduÄŸu kadar kentlerini de yıpratmıştır. Dönemin Arap coÄŸrafyacısı İdrisi’nin (1150)’yanık Antalya ‘ olarak belirttiÄŸi bölge, Side gibi kentlere dönüşmüş, 12. y.y. da da tamamen terk edilmiÅŸtir.
SELÇUKLULAR VE OSMANLILAR DÖNEMİNDE MANAVGAT
12. ve 13. yy. da Selçuklu Türklerinin yoÄŸun bir yerleÅŸimine sahne olan Manavgat’ı Teke yöresiyle deÄŸerlendirirsek;13. yy sonunda Anadolu da Türk Beylikleri , yani Beylikler dönemi baÅŸlayınca, Antalya ve Isparta bölgeleri HamitoÄŸulları’nı eline geçmiÅŸtir.ancak HamitoÄŸulları bir ara Selçuklulardan sonra İlhanlılar’ın hükmü altına girdiler ise de, HamitoÄŸulları olarak hüküm sürdüler , 1300 yıllarında da Isparta ve Antalya (TekeoÄŸulları) olarak ikiye ayrıldılar. Merkezleri de Antalya, zaman zaman da Korkuteli olmuÅŸtur.(1331-1423 ). İşte bu yüzden Korkuteli civarına Teke yöresi denir.Antalya’daki TekelioÄŸlu ailesi de ta o hanedandan yani HamitoÄŸullarının bir kolundandır. DiÄŸer yönden ele alırsak :
Manavgat Hisar mahallesinde ziyaretgahtaki (Mezarlık’taki) sandukada 1272 tarihi ve sandukalardaki ÅŸekil ve yazılar Isparta, Atabey, Ertokuç Medresesi yanındaki bir sanduka ile tıpa tıp aynıdır.Yani Selçuklu Türklerinin Manavgat’a HamitoÄŸullarının batıdan geliÅŸinden daha önce kuzeyden geldiklerinin ispatıdır. Köprüçayı yöresinde Olukköprü’nün güney taraflarında (Karabük köyünde o günlerden kalma bir camii vardır. Önceleri bu açık hava camisi ibadete açıktır.) 1148 de Bizanslıları yenen Selçuklu Türkleri bu bölgeyi alarak Alanya’yı zaptetmiÅŸlerdir. (1223) Hatta Büyük Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat (1220-1237) bölgeyi Bizanslılar’dan temizleyerek , yenik valinin kızıyla evlenmiÅŸ, Åžehrin adını da Alaiye olarak deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir. Yani kendi adını vermiÅŸtir.Alara kalesini de Alaaddin Keykubat’ın yaptırdığı söylenir. Alaiye’yi kendisine kışlık merkez yapar.
Ancak esas Türk egemenliÄŸi , Hamit ve TekeoÄŸullarının bu bölgelere dağılıp yerleÅŸmelerinden sonra baÅŸlamıştır.Bu dönemden baÅŸlayarak Manavgat’ın tarihi , Alanya tarihiyle birlikte deÄŸerlendirilmektedir.Bunun nedeni,bu bölgede büyük ÅŸehirleri olmayan Türklerin,yerleÅŸik bir hayata geçemeyerek hayvancılıkla uÄŸraÅŸan göçebe(yörük) olarak yaÅŸamaları,ya da yerleÅŸik hayata geçenlerin dahi köy köy beylere (Batı yakasında Tugay Beyleri,DoÄŸu yakasında Senir Beyleri)tabii olarak,Selçuklulardan itibaren önemli bir merkez olan Alanya Sancak BeyliÄŸi’ne idari olarak baÄŸlı olmasındandır.Bu dönemde Alanya’da basılan paraları Manavgatlılar kullanmışlardır.Hatta bunlar arasında KaramanoÄŸulları(1293),İlhanlılar(1304-1306) ve Mısır kölemenleri(1323-1341)’nin de paraları bulunmaktadır.
Beylikler dönemi (14.yy.da..) HamitoÄŸulları ve TekeoÄŸullarının nüfusu altındaki Manavgat,1361 yılında Kıbrıs Kralı Pierre,yörede yerleÅŸen Türklerin Mısır’a yardım etmesiönlemek amacıyla Antalya’yı zaptedince,Alanya ve Manavgat bu egemenliÄŸi kabul etmek zorunda kalmıştır.Ancak mücadeleden de vazgeçmeyen,Mısır’a yardımı sürdüren TekeoÄŸulları 1364 yılında Alanya ve Manavgat Beyleri’nin yardımını da alarak,Kıbrıs Krallığı yanlısı Antalya’ya saldırdı.Fakat Antalya’yı denizden kuÅŸatan Alanya Donanması yakıldı.Gizli gizli Mısır’a yardımı sürdüren Manavgat,Alanya ve KaramanoÄŸulları Kıbrıs Kralı Pierre’nin planını bozmuÅŸlarsa da,1365 yılına kadar Manavgat ve Alanya Kıbrıs yönetimi altında kalmıştır.
15.yy.ilk yarısında bölgeyi elinde bulunduran KaramanoÄŸulları BeyliÄŸinden,Karaman Bey,Osmanlıların buraları almak için sefere hazırlandıklarını öğrenince,Alanya ve Manavgat’ı alelacede Mısır’a 500 dinara satmıştır.Tabii Kıbrıs’ta (1425) Mısır Krallığı’na baÄŸlanmıştır.Ama Mısır Kralı II.Murat’ın kuvvet topladığını,yakında sıranın kendine geleceÄŸini biliyordu.
1462 yılında Fatih Sultan Mehmet’in KaramanoÄŸulları BeyliÄŸi’nin ortadan kaldırılmasıyla Manavgat,Alanya ile birlikte Osmanlı EgemenliÄŸi altına girmiÅŸtir.1530 yıllarına ait Osmanlı arÅŸivlerinde Manavgat’ın,Alanya yörük toplumları ve Tımarları içinde,Nahiye olarak kaydı vardır.Manavgat Çayı’nda gemileri olanlar da diÄŸerlerinin dışında gemi vergisi olarak götürü vergisinden söz edilmektedir.Osmanlı İdari TeÅŸkilatında Manavgat yine Beylere tabi olarak II.Murat zamanı(1584)kayıtların Teke iline baÄŸlı Alanya’yla birlikte 1603-1604 yılları arasında tımarlı bir nahiye olarak gözükür.
Sultan Abdülmecit zamanında (1859)yapılan yeni idari düzenleme ile Manavgat, yine Alanya sancağına baÄŸlı olarak Konya eyaletine baÄŸlanır.1868 yılında sancakların Antalya’ya verilmesiyle Alanya ve Manavgat’ın itirazlarına raÄŸmen,1871′de bir kaza olarak Alanya ile birlikte Alanya kazasının nahiyesi olarak Antalya’ya (Teke Sancağına)baÄŸlanır.Buna çok kızan Alanyalılar;6 köy ve mahalle muhtarları ve imamları ile birlikte 71 Alanyalı tarafından mühürlenmiÅŸ,bir tutanak hazırlamışlar.Bu tutanak Alanya’lıların Antalya’ya karşı duydukları kırgınlığın tam bir ifadesidir.Nitekim tüm bunların üzerine 1896 yılında Alanya kaza olarak yine Konya vilayetine baÄŸlanınca Manavgat’ta Konya’ya baÄŸlanmış oldu.
Böylece Manavgat Irmağı’nın batısı Tugay Beylerinin,doÄŸusu Senir Beylerinin Tımar,zeamet ve hasları olarak Cumhuriyet’in ilanına kadar devam etmiÅŸ,daha sonraları buralar bu beylerin üzerine tapu edilmiÅŸtir. Görüldüğü gibi Manavgat ve civarı güç kime geçtiyse olaralara tabi olmak zorunda kaldığından bir batı,bir doÄŸu derken sonunda Türklerin egemenliÄŸi altına girmiÅŸ ve Türk ÅŸehri olarak yaÅŸamını sürdürmektedir.
CUMHURİYET DÖNEMİNDE MANAVGAT
Bugünkü Manavgat’ın kuruluÅŸ tarihi hakkında kesin bir kayda rastlanmamakla birlikte köklü bir yerleÅŸim merkezi oluÅŸu 150-200 önce rastlamaktadır. Yakın tarihe kadar , ÅŸimdiki ilçe merkezinin bulduÄŸu Manavgat Çayı’nın civarında iki yakalı (kayık ve gemilerin çay üzerinde, iki yaka arasında , yük ve insan nakli yapıldığı) bir yer olarak belgelerde görülmektedir. Cumhuriyet ilanıyla , 1923 yılında vilayet yapılan Antalya ile birlikte Manavgat’ta BeÅŸkonak ve TaÅŸağıl Nahiyeleri ile kaza yapılmış (1924) ve Antalya ‘ya baÄŸlanmıştır.O zamanlar elveriÅŸsiz doÄŸal ortam (çay taÅŸmaları, sıtma sıtma hastalığının bir doÄŸal afet olması) nedeniyle büyüyüp geliÅŸemeyen Manavgat için o günkü Manavgat için Orhan Tunçdemir’in tasfiri o günkü Manavgat’ı ne güzel anlatıyor: Cumhuriyetin ilk Kaymakamları Lütfi Bey ve Avni Refik’tir. Cumhuriyetin ilk yıllarında İttihat ve Terakki zamanında temeli atılan ÅŸimdiki “ÇaÄŸlayan İlkokul ve TugayoÄŸullarından Hafize Hatun camii ve caminin yanında Hoca Mustafa Medresesi ” en önemli yapı olarak gözükmektedir. Bunlardan baÅŸka, 1920-1930 yıllarında, 3 aÄŸaya ait konut, bir iki tahta kagir bina ve yörüklerin kışladıkları bir sürü saz damlar bulunmaktaydı. Taşıt olarak 3 aÄŸaya ait iki tekerlekli binek arabası vardı.o zamanlar ırmak üzerinde köprü olmadığından kayıla ve küçük mavnalarla insan ve yük nakli yapılırdı. Bütün manavgat’ın lağımları ırmaÄŸa akardı. Çok miktarda hayvan besleyen yörüklerin saz damlarının etrafı gübre tepecikleri ile doluydu.Bu yüzden bataklıklarda ürey4en sivrisinek , gübreliklerde üreyen kara sineklerden yaÅŸanmaz, pis ve bakımsız bir belde idi. 50 yıl önce Manavgat… Durumun en acı tarafı , lağım ve gübreliklerinin pis suyunun aktığı Manavgat Çayından halk, içme suyunu alırdı. Hatta bu hal zamanla belediye ve hükümet yetkililerinin dikkatini çektiÄŸinden ırmaÄŸa akıntısı olan tüm lağımlar foseptik ÅŸekline dönüştürüldü.Irmağın kirletilmesi yasaklandı.Çünkü ırmak suyunu içmekten halkı men etmenin imkanı yoktu.Çevrede baÅŸka kaynak suyu bulunmuyor, kuyu açmak zahmet ve masrafından ırmaktan su almak, halk için daha pratikti. Belediye su ÅŸebekesi kuruncaya kadar bu hal devam etmiÅŸtir.
… Irmak kenarındaki lokantalarda yemek yiyen müşteriye garson , gözü önünde sürahiyi çaydan doldurup masaya kordu… 1940 yılında 1162 olan nüfus ancak tarım ve eÄŸitim geliÅŸmesi hükümet ve belediyenin doÄŸal ÅŸartlarla mücadelesi sayesinde 1960 ‘lı yıllarda itibaren geliÅŸmeye baÅŸlamıştı. Son zamanlarda ki turizm ile birlikte Türkiye’nin her tarafından , hatta yabancı ülkelerden bile insanların gelip yerleÅŸtiÄŸi bir kent olmuÅŸtur. İnsan ihtiyaçları kurumlaÅŸmış devlet kendisini hissettirmiÅŸ ve yerel yönetim kentin eksiklerini gidermeye baÅŸlamıştır. Bu dönemde ırmak üzerine, Alman Grup Firması tarafından 1931 yılında demir köprü yapımına baÅŸlanmış ve köprünün yapımı 1938 yılında tamamlanmıştır. Halkın ekonomik ve kültürel seviyesi artıkça daha modern bir kent olmaya baÅŸlayan Manavgat 1990′lı yıllarla birlikte il olmayı hak eden çaÄŸdaÅŸ bir kent görünümüne kavuÅŸmuÅŸtur.
anahtar kelimeler: Manavgat Tatil Yerleri,Manavgat otelleri,Manavgat ucuz otelleri,Manavgat ucuz pansiyonları,Manavgat pansiyonları,Manavgat restaurantları,Manavgat gezilecek yerleri,Manavgat tarihi,Manavgat resimleri,Manavgat araba kiralama,Manavgat ucuz tatil,Manavgat hotelleri,Manavgat ucuz hotelleri,Manavgat ulaşım,Manavgat kalacak yerler,Manavgat haritası,Manavgat ilçeleri