|
Şubat-23-2008
Harput.. Harput
Antik Harput yerleşim alanı, bir açık hava müzesi gibidir.Müzesi, kalesi, camileri ve Buzluk Mağarasıyla görülmeye değer bir turizm merkezidir.
Tarihçe:Mevcut tarihi kaynaklara göre Harput’un en eski sakinleri M.Ö.2000 yıllarından itibaren Doğu Anadolu’ya yerleşen Hurrilerdir.Hurrilerden sonra bölge Hitit hakimiyeti altına girmiştir.Çok uzun sürmeyen Hitit hakimiyetinden sonra M.Ö. 9. Asırdan itibaren Doğu Anadolu’da devlet kuran Urartular Harput’ta uzun süre hüküm sürmüştür.
Harput ve çevresi,1085 yılında Türklerin eline geçmiştir.Bundan sonra İlhanlıların Dulkadiroğulları’nın, Akkoyunluların,Safevilerin eline geçmiş ve nihayet 1516 yılında Çaldıran muharebesinden sonra Osmanlı ordusu tarafından fethedilmiştir.
İklim: Harput’ da karasal iklim egemen olup, kışlar soğuk ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçmektedir.
GEZİLECEK YERLER
Kaleler
Harput Kalesi (Süt Kalesi): Tarihi Harput şehrinin güneydoğusunda, Elazığ ovasına egemen bir konumda bulunan kalenin Urartular döneminde inşa edildiği bilinmektedir. Kalenin Roma Bizans ve Arapların eline geçtiği tarihi belgelerde mevcuttur. Kale çeşitli dönemlerde onarım görmüştür. Dikdörtgen planlı kale, iç kale ve dış kale olmak üzere iki bölümden yapılmıştır. Görkemli burçları halen ayaktadır.
Kale hakkında çeşitli efsaneler anlatılmaktadır. Bir rivayete göre kalenin yapımı sırasında harcın hazırlanması sırasında su yerine süt kullanıldığı, bu nedenle Harput kalesinin bir adınında Süt Kalesi olduğu söylenmektedir.
Camiler
Ulu Camii: Harputta Artuklu Hükümdarı Fahrettin Karaslan Tarafından M 1156-1157 yılında yaptırılan camii, Anadoludaki en eski ve en önemli yapılardan birisidir.
Kurşunlu Camii: Hartputta Osmanlı devri camilerinin en güzel örneğidir.
Alacalı Camii: Harputta Kitapçıgil Parkının girişinde bulunan camide çeşitli yapı devirlerinin izleri görülmektedir. Artukoğulları döneminde inşa edilen cami küçük ebatta dikdörtgen planlıdır.
Ağa Camii: Harputa girişte ana yolun solunda yer alan camiinin kubbesi çökmüş olup, yalnızca zarif minaresi ayaktadır. Harput müzesindeki kitabesine göre 1559 yılında Pervane Ağa tarafından inşa edilmiştir.
Kiliseler
Meryem Ana Kilisesi: Harput kalesinin sol tarafında yer alır. Arka duvarlarını kalenin kaya kütleleri teşkil ettiğinden kilise sanki kalenin kayalıkları içine gömülmüş gibidir. İnşaa tarihi MS 179′ dur. Bu kilise Kızıl Kilise, Süryani Kilisesi ve Yakubi Kilisesi adlarıyla da anılmaktadır.
Mağaralar
Kentin en önemli Mağarası Turizme açılmış olan Buzluk Mağarası’dır.
Buzluk Mağarası
|
|
Şubat-23-2008
Cumalıkızık.. Cumalıkızık
Osmanlı sivil mimarisinin en görkemli köy yerleşimini günümüze ulaştıran Cumalıkızık, son yıllarda ülkemiz yanında tüm dünyada da tanınmaya başlamıştır. O kültür varlıkları yanında doğal varlıklarca da zengindir.
Tarihçe:Osmanlıların Bursa’da ilk yerleştikleri bölgelerden olan Cumalıkızık, 180′i halen kullanılan, bazılarında ise koruma ve restorasyon çalışmalarının yapıldığı toplam 270 ev ile Osmanlı dönemi konut dokusunu günümüze taşımaktadır.
Cumalıkızık yerleşiminin güneydoğusunda Uludağ eteklerindeki Ihlamurcu mevkiinde Bizans devrine ait bir kilise kalıntısı 1969 yılında tespit edilmiştir, Kilise kalıntısının yüzeyde rastlanan bazı mimari parçaları Bursa Arkeoloji Müzesi’nde saklanmaktadır. Bursa yakınlarında kurulan Osmanlı Beyliği kuruluşundan kısa zaman sonra bölgeye hakim olmayı başarmış, 1326 yılında Bursa’yı, 1331 yılında İznik’i fethederek yörede varlığını kesin olarak kabul ettirmiştir. Böylece Osmanlı halkının bu topraklara yerleşerek kentler ve köyler oluşturması sağlanmıştır. Cumalıkızık vakıf köyü olarak kurulmuştur ve bu özelliğini yerleşim dokusu konut mimarisi, yaşam biçimine yansıtmıştır.Uludağ’ın kuzeyindeki dik etekler ile vadilerin arasında sıkışıp kalan yöre köylerine bu konumlarından dolayı ”kızık” adı verilmiştir. Köylerin birbirlerinden ayrılması için de dereye yakın olanına Derekızık, Fidye verene Fidyekızık ve Kızık köylerinden topluca gidilerek cuma namazı kılınan köye de Cumalıkızık adları verilmiştir.
İklim:Kışlar genel olarak çok yağışlı,yazlar ise kuraklığa sebep olmayacak derecede yağışlı geçer.
Cumalıkızık Evleri
Cumalıkızık evleri genelde üç katlıdır; birbirine akraba olan ailelerin birlikte, tam bir işbirliği ve uyum içinde yaşamlarını sürdürdüğü bilinmektedir. Cumalıkızık, 270 evden oluşmakta, ancak günümüzde 180 ev kullanılmaktadır.
Evler yapılırken aile mahremiyetine son derece özen gösterilmiştir. Evlerin dış kısımlarında zemin ve birinci katlar ile avlular, sokak döşemesine uygun moloz taş ve ahşap hatıllı duvarlarla örülmüştür. Üst kat ahşap taşıyıcı hımış dolgu, üstü alaturka kiremitli kırma çatılıdır. Sokaktan ev içinin görülmesi mümkün değildir. Pencereler üst katlarda kafesli veya cumbalıdır. Cumalıkızık evlerinde genelde iki türlü plan uygulanmıştır. Bunlardan birincisi etrafı moloz taşlarla yüksek şekilde örülmüş bir duvarla çevrili dış avludur. Buradan eve giriş kapısına ve hayat kısmına geçilir.
Evin girişi, böylece sokakla doğrudan ilişkili değildir, ikinci tip evlerde ise dış avlu yoktur. Sokaktan kapı yardımı ile doğrudan hayat kısmına girilir. Dış kapı üzerinde dikey konulan ağaç hatıllarla ızgaralanmış, camsız bir aydınlatma ve havalandırma boşluğu yer alır. Hayat bölümünden iç avluya, ahıra, depolara ve merdivenlere geçilir. Evlerin ana giriş kapıları çift kanatlıdır. Genellikle ceviz ağacından yapılan bu kanatlar dövme demir kuşaklar ve iri başlı çivilerle bağlanmıştır. Kapı kulpları ve tokmak da dövme demirdendir. Kapıların çift kanatlı yapılışı elde edilen ürünün ve tarım araçlarının kolaylıkla içeriye taşınmasını sağlamaya yöneliktir.
Gerek dış avludan ve gerekse doğrudan sokaktan girilen hayat kısmı, üst katı taşıyan sağlam ahşap direklerle çevirilidir. Zemini yassı ve geniş taşlarla döşelidir. Hayat bölümü Cumalıkızık evlerinde en çok kullanılan mekandır. Elde edilen ürünler burada geçici olarak depolanır, ayrılır, bakımı yapılır. Kestaneler dikenli kılıflarından burada ayıklanır. Düğün dernekler burada yapılır. Kış aylarında ısıtmayı sağlayacak malzeme de burada kendisine ayrılan bölümde usta ellerce düzenli şekilde istiflenir. Hayat bölümünün yüksekliği fazla ise bir asma kat yapılarak, burada uzun süre korunacak malzeme depolanır.
Hayattan geçilen iç avludaki fırınlarda ekmekler, börekler ve çörekler pişirilir. Şaraphane denilen ahşap teknelerde üzümler sıkılır, kazanlarda pekmezler kaynatılır. Çamaşırlar burada yıkanır ve kurutulur. Küçük baş hayvanların kümesi buradadır. Birçok işlerin yapıldığı zemin kısmında, depolar, mutfak, tuvalet, ahır, kümes, ocak ve fırın yer alır. Kat yüksekliği az olan birinci kat, kışlık bölümdür. Burada yatak odaları, oturma odaları, banyo ve ocak yer alır.
İkinci kat yazlık kısımdır. Burada da değişik tip sofalara sıralanmış odalar, eyvan, seki ve sedirler yer alır. Üst katta sokağa uzanan en özenli yer baş odadır. Bu odalar ile hayat arasında eyvanlar yer alır. Birinci ve ikinci katlardan hayata doğru yapılan çıkmaların üzerine oturtulan köşk odalar ayrı özellik taşır. Ev döşemeleri kirişler ve bunların üzerine çakılmış kaplama tahtaları ile sağlanmıştır.
Evlerin ısınması ocaklarla sağlanmıştır. Bu ocakların son derece güzel işlenmiş olanları vardır.
Çatının üzeri alaturka kiremitlerle kaplıdır. Çatılar genellikle dört meyilli, bazen iki meyillidir. Saçaklar oldukça dışa çıkıktır.
Cumalıkızık evlerinde kullanılan yapı malzemesi başta moloz taş olmak üzere, ağaç ve kerpiçtir. Duvarlarda bağdadi arasında kerpiç ve çamur sıva görülür. Evler sarı, beyaz, mor ve mavi renklerle badana edilmiştir. Genellikle ahşap bölümler boyasız bırakılmıştır. Köyün kuzeyinde Deliçay kıyısında bu gün defin yapılmayan Koca Mezarlıkta köyün geçmişini vurgulayan bir çok Osmanlı devri mezar taşı görülmektedir. Köydeki ahşap revaklı cami uzaktan dikkati çeker. Burada görülen ahşap direkler, başlıklar, kemerler ve kalem işleri son derece mükemmeldir.
Camiler
Cumalıkızık Cami: Kitabesi bulunmadığından yapılış tarihi, yapanı ve yaptıranı hakkında bilgi bulunmamaktadır. Caminin üç yüz yıl önce yapıldığı anlatılmakla birlikte günümüzdeki izlere bakılarak H.1335 M.1916 tarihinde ciddi bir onarım geçirmiştir. 1950-1955 yıllarında günümüzdeki gibi doğu batı uzantısında genişletilmiştir. Ahşap tavanı değiştirilmiş, orijinal mihrabı güneybatıda bulunmasına rağmen kapatılarak bugünkü mihrap yapılmıştır.
Hamam ve Çeşmeler
Cumalıkızık Hamamı: Hamamın güney doğusundaki kapıdan soyunma bölümüne girilir. Buradaki diğer kapıdan külhan (ateşlik) kısmına geçilir. Burası kuzey güney uzantılı, dikdörtgen planlı, beşik tonozlu su deposuna bağlanmaktadır. Ateşlik kısmında tuğla örgülü bir niş yer almaktadır.
Hamamın ılıklık, sıcaklık, su deposu ve traşlık bölümleri orijinal olup, soyunma, külhan ve tuvalet kısımları sonradan yapılmıştır.
Zekiye Hatun Çeşmesi: Caminin doğu cephesindeki çift merdivenin altındaki 2,10 metre genişliğinde, 1,60 metre derinliğinde ve 1,85 metre yüksekliğindeki beşik tonozlu nişin içindedir.
Beyaz mermerden yapılmış 1,10 metre genişliği, 0,53 metre yüksekliği ve 0,12 metre kalınlığındaki ayna taşının yanları plasterli, üstü silmelidir. Köşeler yarım kemerli ve bir satırlık Osmanlıca kitabesinde “Sahhibül hayrat vel hasenat Zekiye Hatun vakfıdır. Sene 1316 (1917) “ yazılıdır.
Diğer Gezilecek Yerler
Anıt Çınarlar: Köyün girişinde Eğrek mahallesindeki meydanda iki tane çınar karşılar. Bunlardan daha genç olanın gövde çevresi 4 metredir. Gövdede çarpmalardan oluşan yumrular yoğundur. Bilhassa kamyon kasalarının sürttüğü yerlerde derin izler kalmıştır.
Gövde iki ana dala ayrılmakta, bunlardan dokuz kol ayrılmaktadır. Rüzgar, kar bazı dallarının kıvrılmasına neden olmuştur.Genç görünüşü, gür dal ve yapraklarıyla Cumalıkızık’ın bol suyuyla beslenmektedir.
Diğer çınarın gövde çevresi 6 metredir. Gövde üzerinde oluşan urlar ve dikili hatlar dikkat çekmektedir.Gövdesi iki ana kola ayrıldıktan sonra on iki dalla genişleyip yükselmektedir. Bazı dalları yağan yoğun karın ağırlığını taşıyamayıp kırılmıştır. Bir genç dalı kalın dala dayanıp, yapışarak gelişmiştir.
Bu çınarda genç, gür ve bol suyla beslenmekte olduğunu belgeleyen koyu yeşil iri yapraklıdır.
Ağaçların gövde çevreleri açılarak beyaz çayır taşlarıyla sınırlanmıştır.
|
|
Şubat-23-2008
Türkiye ‘den Vize İstemeyen Ülkeler.. Andorra, Arjantin, Arnavutluk, Bahama, Barbados, Batı Samoa, Belize, Bolivya, Bosna-Hersek, Brezilya, Dominika, Ekvator, El Salvador, Endonezya, Fas, Fiji, Filipinler, Gambia, Grenada, Güney Afrika Cumhuriyeti, Güney Kore, Hırvatistan, Hong Kong, İran, Jamaika, Japonya, Kazakistan, Kenya, Kırgızistan, Kolombiya, K.K.T.C., Kosta Rika, Makedonya, Maldivler, Malezya, Malta, Mauritius, Monako, Romanya, Santa Lucia, San Marino, Seyşeller, Singapur, Solomon Adaları, Şili, Swaziland, Tayland, Trinidad-Tobago, Tunus, Tuvalu, Uruguay, Vatikan
|
|
Şubat-23-2008
Durusu (Terkos) Eski adıyla Terkos, yeni adıyla Durusu ve çevresi haftasonu gezileri için ideal. Yazın gölde kanoyla gezi yapmak, balık tutmak mümkün. Kışın ise mutlak sessizliğin içinde, doğanın ortasında ya da şömine karşısında başınızı dinliyorsunuz. Durusu’nun 26 kilometre uzağındaki Karaburun ise hırçın Karadeniz’in dalgalarla dövdüğü uzun sahilleri ile ünlü. Nasıl Gidilir ?
İstanbul’dan TEM otoyolunu kullanarak gitmek isterseniz, Hadımköy gişelerini geçtikten sonra, Hadımköy ve Durusu levhasının önünden sağa sapın. Yaklaşık 10 kilometre ilerledikten sonra karşınıza ‘Tank ve Süngü’ adlı bir heykel çıkıyor. Heykelin solundan düz devam edin. Yolun bitimindeki benzin istasyonu yakındaki Durusu Yassıören yönüne sapın. Askeri bölgenin bitiminde karşınıza yine Durusu levhası çıkacak. Yine sağdan yola devam edin. Yaklaşık 3 kilometre sonra Yassıören köyüne ulaşıyorsunuz. Köyün bitimindeki kavşaktan da sola saptıktan sonra ilk yol ayrımında yine karşınıza Durusu levhası çıkacak. Bunun önünden sağa sapın. Kısa bir süre sonra solunuzdaki araziyi çevreleyen büyük bir duvarın yanındaki yoldan devam edin. 10 dakika sonra Durusu köyündesiniz. İstanbul’dan Durusu, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden itibaren 80 kilometre, TEM İkitelli gişelerinden sonra da 50 kilometre, Hadımköy çıkışından itibaren 35 kilometre uzaklıkta. Durusu - Karaburun arası ise 20 kilometre
|
|
Şubat-23-2008
İznik… İznik
İznik, her avuç toprağı binlerce yıldır kültür kalıntıları ile yoğrulmuş, bölgede, yüzyıllar boyu tarih sayfalarının baş köşelerinde yerini almış bir kenttir. Dört imparatorluğa başkentlik yapmış nadir yerleşimlerden biridir.
Çinicilik
İznik çiniciliğinin gelişimini, tarihleri bilinen yapılar üzerindeki çini kaplamalardan açık-seçik görülebilir.1378-1391 yılları arasında yapılan İznik Yeşil Cami minaresini süsleyen en eski Osmanlı çinileri teknik ve dekor bakımından Selçuk geleneğini devam ettirmekle beraber renk ve tonları onlardan daha zengindir. Camiye ismini veren bu çiniler firuze ve yeşil renklerin çeşitliliği ve zenginliğiyle dikkat çekerler.
İstanbul’daki yapılarda kullanılan çinilerin İznik’te yapıldığını tarihsel belgelerden öğreniyoruz.Milet,Şam grubu ve Rodos işi adı ile tanınan seramiklerin merkezi İznik’tir. XVII. yy.da İznik’e gelen gezgin Evliya Çelebi, 300′den fazla çini fırınının bulunduğundan söz eder.İznik çinilerinde; lâle,sümbül,nar,karanfil gibi çiçek motifleri kullanılmıştır.Ayrıca insan,kuş,balık,tavşan, köpek gibi hayvan ve gemi motiflerine de rastlanır.Mavi, firuze, yeşil ve kırmızı en çok kullanılan renklerdir.
Tarihçe: Kent yakınlarındaki Karadin, Çiçekli, Yüğücek ve Çakırca Höyüklerinde M.Ö. 2500 yıllarına inen uygarlık izleri saklıdır. M.Ö. VII. yüzyılda Trak kavimlerinin göçlerinden önce burada kurulan yerleşim ‘Helikare’ adını almıştır.Kentte basılan sikkelerde Khryseapolis (Altın Şehir) adı okunmaktadır.
Makedonya İmparatoru İskender’in generali Antigonos tarafından M.Ö. 316 yılında yenilenen kent Antigoneia adını almıştır. İskender’in ölümünden sonra Antigonos ile general Lysimakhos arasındaki savaşı kazanan Lysimakhos kente, Antipatros’un kızı olan eşi Nikaia’nın adını vermiştir.
M.Ö. 293′te Bithynia Krallığı’na bağlanan kent, önemli mimari yapılarla süslenmiştir. Bir süre Bithynia Krallığı’nın başkenti olan Nikaia daha sonra Roma’nın önemli bir yerleşimi olarak varlığını sürdürür.
Nikaia, Bithynia havarilerden Petrus’un çabaları ile Hıristiyanlık ile tanışır. İmparator l. Constantinus döneminde Hıristiyanlık üzerindeki yasaklar kalkar. 325 yılı yazı başında Nikaia, Hıristiyanlık için çok önemli bir olaya sahne olur ve Birinci Konsül, Senatus Sarayı’nda toplanır.
İmparator Constantinus’un da katıldığı toplantıda iki önemli görüş tartışılır. İskenderiyeli din adamı Arius’un görüşü Hz. İsa’nın sadece bir insan olduğu ve tanrıdan dünyaya gelmediğidir.” Kısa sürede taraftar toplayan bu teze, Piskoposlar karşı çıkmıştır.
Hıristiyan dünyasınca bugün de savunulan “Hz. İsa’nın Tanrı’ nın oğlu olduğu” tezi uzun tartışmalardan sonra kabul görmüştür.Hıristiyanlıkla ilgili yortu günleri ve Nikaia Kanunları adı ile bilinen 20 maddelik metin bu Konsülden sonra kabul edilmiştir.787 yılında İznik Ayasofya’sında VII. Konsül toplandı. İmparatoriçe İrene’nin önderliği ile resim ve heykel üzerindeki yasaklar kaldırıldı.İznik, Selçukluların da ,Bizanslıların da başkenti olmuştur.
1331 yılında Osmanlı orduları tarafından ele geçirilen İznik, Osmanlı dönemiyle birlikte canlanmaya başladı. Osmanlı idaresinde İznik, sanat, ticaret ve kültür merkezi oldu. Orhan Gazi Medresesinde birçok ünlü ders verdi. Davud-u Kayseri, Ebul Fadıl Musa, Eşrefoğlu Abdullah Rumi gibi ünlü tasavvuflar İznik’te yaşadı ve eserler verdi. Osmanlı döneminin ilk cami, medresesi ve imareti İznik’te inşa edildi.
XIV ve XV. yüzyıllarda XVI. yüzyılda İznik bir sanat merkezi olmuş, dünyaca ünlü çini ve seramikler burada üretilmiştir. İznik, Hellenistik çağdan kalma ızgara planlı kent yerleşimi, Roma, Bizans ve Osmanlı döneminden kalan anıtsal yapıları ile tarihi kent dokusunu bütün canlılığıyla korumaktadır.
İklim: İznik genellikle ılıman bir iklime sahiptir. İlçede kışlar genel olarak çok yağışlı, yazlar ise kuraklığa sebep olmayacak derecede yağışlı geçer.
Gezilecek Yerler
Tümülüs, Kaya Mezar ve Anıtları
Berber Kaya: İznik’in doğusunda yer alan bir tepenin eteğindedir. Yek pare kayadan oyulmuş büyük bir oda şeklinde mezar anıtıdır. Zemininde mezarlar bulunmaktadır.M.Ö. II. yüzyıla ait olup Hellenistik dönemin İznik’teki önemli bir örneğidir. Devasa boyuttaki bu lâhdin Bithynia Kralı II. Prusias’a ait olduğu öne sürülmektedir.
Beştaş (Obelisk): Kentin kuzeyinde bağlar arasında yükselen bu mezar anıtı, eski Roma yolu üzerindedir. Beştaş,Nişantaşı, ve Dikilitaş adları ile de bilinmektedir. Üzerindeki Yunanca kitabeden I. yüzyılda C. Cassius Philiscus’a ait olduğu anlaşılmaktadır. Anıtın tepesindeki altıncı taşın üzerinde bir kartal veya zafer tanrıçası Nike’nin heykeli olduğu sanılmaktadır. Anıtın bir yönünde ise Philiscus’un heykeli olduğu kalan izlerden anlaşılmaktadır. Mezar anıtı 12 metre yüksekliktedir.
Hypoge: Elbeyli Beldesi’nin Hespekli mevkiinde benzersiz bir yeraltı mezarıdır. IV - V. yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır. Tavanı ve duvarları erken Hıristiyanlık döneminin tipik renkli freskoları ile kaplıdır. Mezar odasında üç adet mezar yer alır.
Dörttepeler Tümülüsü: Elbeyli Belediyesi mezarlığı içindedir. Tümülüs’te iki anıt mezar belirlenmiştir. İlk mezar yol kenarındadır. Dromosiu dikdörtgen mezar odası ile iki yanında ikişer kilisesi bulunmaktadır. Diğer mezar İse beyaz mermerden yapılmış mezar odası ile kaba taş ve ağaçlarla örtülüdür.
Diğer Tarihi Kalıntılar
Senatüs (Bizans sarayı): Sarayın 4. yüzyılda yapıldığı katî olup halen göl suları tarafından örtülmüştür. Zemin mozaikleri toprak altında mevcut olup Hristiyanların Teslis ve İsa’nın ulûhiyeti,insaniyeti münakaşalarını yapan 318 papazın ilk Konsili 325 yılında burada akdolunmuştur. 787 yılında Ortodokslar arasında Azizlerin tasvirleri hakkında çıkan ihtilâfın münakaşası için toplanan 7. Konsil de burada toplanmıştır.
Surlar: İznik’in çevresini beş kenarlı çokgen şekilde kuşatan surlar 4970 metre uzunluğundadır. İznik’in iki ana caddesinin kesiştiği noktadan bakıldığında, dört ana kapı görünür. Hellenistik dönemde inşa edilmeye başlanan surlar, Roma ve Bizans dönemlerindeki yeni ilavelerle günümüzdeki şeklini almıştır. Kentin dört ana kapısından günümüze Lefke Kapı ile İstanbul Kapı sağlam ulaşabilmiştir. Yenişehir Kapı kısmen, Göl Kapı tamamen yıkıktır. İstanbul Kapıda tiyatrodan getirilen masklar bulunmaktadır, İstanbul ve Lefke kapısında mermer kabartma friz parçalarının da kullanıldığı görülmektedir.
Tiyatro: İznik Antik Tiyatrosu göl kıyısı ile Yenişehir Kapı arasında geniş bir alana inşa edilmiştir. Tiyatro, İmparator Traianus döneminde Bithynia prokonsülü (valisi) Plinius’un çabalarıyla 111-112 yıllarında yapılmıştır. Tiyatro, XIII. yüzyılda toplu mezarlığa dönüştürülmüştür. Daha sonraki yıllarda içinde kilise, saray ve Osmanlı seramik atölyeleri ve çini fırınları yapıldığı, yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılmıştır.
Böcek Ayazma: Koimesis Kilisesi yakınındadır. Üstü kubbe ile örtülü, yuvarlak bir yapıdır. Hyakinthos Manastırının bir bölümü olduğu sanılmaktadır. Ayazma VI. yüzyıldan günümüze sağlam gelmiş eserlerdendir.
Kilise ve Camiler
Koimesis Kilisesi: Piskopos Hyakinthos tarafından VIII. yüzyılda yaptırılmıştır. Hyakinthos Manastırı’nın bir bölümü olduğu sanılmaktadır. 1065 depreminde yıkılmış, Koimesis Kilisesi kalıntıları ancak ilavelerle tamir edilmiştir. Kilisenin mozaikleri ve ikonaları 1807′de İznik Metropoliti Daniel’in isteği üzerine yenilenmişti.
Ayasofya Kilisesi: İki ana caddenin kesiştiği yerde, kentin tam ortasındadır. Bizans dönemi eseridir ve tahminen XI. yüzyıldaki depremden sonra yenilenmiştir. 1331 yılında Orhan Gazi Camii adını almıştır. Deprem ve yangınlarda tahribe uğramıştır. XVI. yüzyılda Mimar Sinan tarafından büyük ölçüde değişikliğe uğratılmış ve yenilenmiştir. Bir mezar odası duvarında Hz. İsa freski bulunmaktadır. VII. Konsil’in toplandığı yerdir. Bu nedenle inanç turizmi için önemli bir merkezdir.
Hagios Tryphonos Kilisesi: İstanbul Kapıya giden caddenin sol tarafındadır. Birkaç duvar ve döşeme mozaiklerinden parçalar bulunmuştur. Duvar tekniği ve planı kilisenin X - XII. yüzyıllarda yaptırılmış bir Bizans eseri olduğunu göstermektedir.
Ayatrifon Kilisesi: Yenişehir Kapı’ya giden caddenin sağındadır. Plan, İstanbul’daki Kariye Camine benzer. Planına göre büyük bir kubbe ile örtülü olduğu ve tabanının çok süslü mozaiklerle kaplandığı anlaşılmaktadır. Kilisenin XIII. yüzyılda Teodoros Laskaris tarafından, Aya Trifon adına yaptırdığı sanılmaktadır.
Hacı Özbek Cami: İznik’te inşa edilen ilk Osmanlı camisidir. Üstü 8 metre çapında kiremit kaplı bir kubbe ile örtülüdür. 1333 yılında inşa edilmiştir.
Yeşil Cami: İznik’in sembolü olan Yeşil Cami, adını yeşil çinili ve tuğlalı minaresinden almıştır. Caminin yapımını Çandarlı Hayreddin Paşa 1378 yılında başlatmış, fakat ölümü üzerine oğlu Ali Paşa 1391′de tamamlatmıştır. Erken Osmanlı döneminin tek kubbeli camileri arasında en görkemlilerindendir. Eşsiz minaresi caminin sağ köşesindedir. Gövdesi mavi ve yeşil renkli çinilerle zigzaglı mozaik tekniğiyle bezenmiştir. Selçuklu minare geleneğinin ilk dönem Osmanlı sanatına yansımasının önemli bir örneğidir.
Mahmut Çelebi Cami: Çandarlı Hayreddin Paşanın torunlarından Mahmut Çelebi tarafından 1442 yılında inşa ettirilmiştir.
Orhan Bey Camii Ve Hamamı: Cami, Yenişehir Kapı dışında sol tarafta tarlalar arasında kalıntı halindedir. Hamam ise, cami ile surlar arasında bulunmaktadır.
Türbeler
Şeyh Kutbettın Camı Ve Türbesi, Eşref-1 Rumî Camı Ve Türbesi, Yakub Çelebi Zaviyesi Ve Türbesi, Kırgızlar Türbesi , Sarı Saltuk Türbesi, Åandarli Hayrettin Paşa Türbesi, Åandarli İbrahim Paşa Türbesi Ve İmareti, Åandarli Halil Paşa Türbesi, Huysuzlar Türbesi, Ahiveyn Sultan Türbesi, Abdülvahap Sancaktarı Türbesi İznik’in önemli türbeleridir.
Han ve Hamamlar
Rüstem Paşa Hanı:Bu gün evler arasında kalmış duvar kalıntıları halindedir. Yalnız kuzey ve batı duvarının bir bölümü ayaktadır. Yapı XVI. yy. da Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Rüstem Paşa adına Mimar Sinan tarafından inşa edildiği sanılmaktadır.
İsmail Bey Hamamı:XIV. yy sonları ile XV. yy başlarına aittir. İç mimarisiyle seçkin bir yapıdır.
Haci Hamza Hamamı:Mahmut Çelebi Caminin yanındadır, ikinci Murat hamamı olarak da anılır. XV. yy da inşa edilmiştir.
Meydan Hamamı:1.Murat Hamamı olarak da bilinir. Çifte hamam biçiminde inşa edilmiştir. Hamam XIV. yy sonlarına tarihlenir.
|
|
Şubat-23-2008
Turist fiyatına tatil Turist fiyatına tatil
atilde “yabancı turiste düşük, yerliye pahalı fiyat” yakınması bu yıl bitiyor. Erken rezervasyon sayesinde birçok tesiste, yerli turistler yabancılara uygulanan fiyattan kalacaklar.
Tatilde erkenci olunca ‘yabancı fiyatı’nı kaptık
Yerli turist yıllarca kendi ülkesinde yüksek fiyatla kalırken, bu yıl erken rezervasyon kampanyaları sayesinde yabancı turiste verilen fiyatı yakalama imkanına kavuştu.
Yıllardır kendi ülkesinde yüksek fiyatla tatil yapan yerli turist erken rezervasyona koşunca ilk kez yabancı ile aynı fiyata tatil imkanına kavuştu. Bazı oteller fiyatlarını genelde geçen yıla göre yüzde 10 daha düşük belirlerken, buna bir de yüzde 15-20′lik erken rezervasyon indirimi eklenince geçen yıl bir gece için 100 YTL veren yerli turist aynı tesiste bu yıl 70 YTL’ye kalmanın keyfini sürüyor.

ANADOLU TATİLE KOŞUYOR
Üstelik bu yıl ücretsiz uçakla ulaşım da tatilin ‘bonusu’. Erken rezervasyonda ikinci turu 5 HaziranSuat Özbekgünü kapatmaya hazırlanan ETS Tur’un Operasyon Müdürü Suat Özbek, “Yıllardır yerli turist, ‘ben kendi ülkemde neden daha pahalı kalıyorum’ diye isyan ediyordu. Bu kez erken rezervasyon ile bu imkana kavuştular. İlk kez birçok yerde yerli turist ile yabancı turist bu yıl yaklaşık aynı fiyattan kalacaklar” dedi. Bu yıl yerli turist birçok ilki sergiliyor. Özbek, Anadolu’daki acentelerde bir istatistik yaptıklarını da belirterek, “Bu yıl Anadolu’daki acentelerimizin payı ciddi anlamda arttı. Anadolu’nun çeşitli illerinden güneye tatil yapmaya gidenlerde yüzde 25′lik
bir artış gözlüyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Özbek, şirketlerin yüzünü iç pazara dönerken birtakım avantajları da beraberinde getirdiğini dile getirerek sözlerine şöyle devam etti: “Bu yıl bazı yerli turist geçen seneye göre yüzde 20-30 daha ucuza tatil yapma imkanına kavuştu. Bu sırada 12 taksit, 6 taksit gibi vadeler de yapıldı. 5 Haziran’a kadar da fırsat devam ediyor. Temmuz ve ağustos aylarında tatil yörelerinin dolu dolu olacağını şimdiden görüyoruz. Yabancıdan boşalan yeri Türk turizmcisi yerli turist ile kapatmayı başardı.”
|
|
Şubat-23-2008
Kuşadası’na gelen turist sayısı yüzde 18 arttı Bu yılın nisan ve mayıs ayları arasında konaklama turizminde artışın yüzde 45′lere vardığını belirten Aktakka, şöyle dedi: ”Kuşadası’ndaki İngiliz ve İrlandalı turist sayısındaki artışın yıl sonuna kadar çoğalarak devam etmesi bekleniyor. 2006 yılı tanıtım çalışmaları sonuç vermeye başladı. 2006 yılı başından itibaren gerek Türkiye, gerekse dünyada yaşanan durgunluktan etkilenen uluslararası turizm sektörü, nisan ayındaki gelişmeler ile yıl sonu için olumlu işaretler veriyor. Aydın genelinde turizm sektörü açısından en önemli iki merkezimiz Kuşadası ve Didim. Kuşadası, Aydın bölgesinin dışında ülke geneli içinde ilk sıralarda yer alan bir merkez. Yeniden yapılanma sürecine giren Kuşadası merkezinde yenilenen tesisler ve kongre merkezi yatırımı gibi yatırımlarla önümüzdeki yıllar için ciddiadımlar atılıyor.”
Nuri Aktakka, Aydın’ın en önemli deniz kapısının Kuşadası Yolcu Limanı olduğunu, kruvaziyer turizminin de ilçeye hareketlilik getirdiğini kaydetti. Gemilerden inen turistlerin ülke ve Kuşadası turizmine büyük katkılar sağladığını belirten Aktakka, ”2006 yılı Mayıs sonuna kadar 73 bin 826 turist gemiyle gelerek kötü giden turizme büyük katkılar sağlamıştır” dedi.
|
|
Şubat-23-2008
Kerpe… Kerpe yakın zamana kadar kendi halinde küçük bir balıkçı köyüydü. İstanbul’a yakınlığı, el değmemiş doğası, denizi ve doğal çevresi ile “keşfediliverdi.” Birbiri ardına yazlıklar yapılmaya başlandı. Gene de güzelliğini koruyor henüz.
Kerpe’ye Kandıra’dan sonra hafif bir eğimle ve çam ormanının içinden geçilerek giriliyor. Kerpe yeşillikler içinde karşınıza çıkıveriyor.
Sahilde güzel bir piknik için yolda durup ormandan odun toplayabilirsiniz. Etinizi Kandıra’dan almalısınız. Kandıra’nın kasapları ünlü, sucuğu da lezzetli.
Kerpe’nin en çekici tarafı, dalgaları ile tanınan Karadeniz kıyısında denizinin her zaman durgun olması. Kerpe koyunu birbirinden çekici kayalıklar sarmış. Hırçın karadeniz kayaları döğmüş ve bir mimar ustalığı ile onlara şekil vermiş. Birileri önayak olsa da burada bir konser verilse ne güzel olur. Bir de bu gözle bakın, sanırım bize hak vereceksiniz.
Kerpe içinde deniz sığ. 150 m yürüyorsunuz da boyunuzu aşmıyor. Boylu boyunca uzanan kumsalda özellikle çocuklu aileler rahat edeceklerdir.
Konaklamak isteyenler için çok sayıda küçük otel, pansiyon ve kamping alanları var. Lokantaları da taze ve hesaplı balık sunuyorlar.
Koyun dışına çıkıp Karadeniz’in kıyılarında dolaşmanın ayrı bir tadı var. Denizin dalgalarının yıllar boyunca döve döve şekillendirdiği kayaların görüntüsü etkileyici, belki de ürkütücü. “Heykelkaya”ların en ilgincini Kerpe burnunun arka tarafında görebilirsiniz. Denizden yapılacak bir tekne gezisinde Karadeniz’in şekillendirdiği bu “heykel kayaların” fotoğraflarını çekmeyi deneyebilirsiniz. Aynı şeyi karadan da yapabilirsiniz.
Kerpe’ye girmeden sola dönüp, toprak yol boyunca ilerlerseniz, çam ormanıyla çevrelenmiş çok sayıda koy bulacaksınız. Aynı kaya şekilleri bu koylarda da karşınıza çıkıverecek. Bu koyların birinde denize girebilir, piknik yapabilir, yaz aylarında oldukça yoğun olan haftasonu kalabalığından uzakta sakin bir gün geçirebilirsiniz. Altyapısı yok ama bu koylarda çadır da kurabilirsiniz.
İstanbul’a yakınlığı ile yazlık edinmekte şaşırtıcı bir oburluğu olan insanlarımızın ilgisini çekiyor. İyisi mi hemen gidip görün. Birkaç yıl geçikirseniz güney sahillerimizin tatil merkezlerine benzer bir yer görürsünüz de yazdıklarımıza inanmayabilirsiniz. Bodrum’un, Marmaris’in çok değil yirmi yıl kadar öncesini hatırlayanlar sözlerimize hak vereceklerdir.
KEFKEN
Kerpe’den biraz daha doğuya devam ederseniz Kefken’e çıkacaksınız. Kefken sahili yazlık konut yapımında Kerpe’nin papucunu dama atar. Özellikle İzmit ve Adapazarlıların çoğu çok lüks villalarıyla dolu.
Çarşı da oldukça canlı, hemen her şeyi bulabilirsiniz. Yazın sahildeki lokantalar da canlanıyor.
Köyde aile pansiyonculuğu da gelişmiş.
CEBECİ
Ekonomik tatil yapmak ve kamp kurmak isteyenler için Kefken’in hemen ötesinde, Kefken adası karşısındaki Cebeci köyü çok uygun. Denizin ve çam ormanının tatlı bir uyum içinde olduğu Cebeci köyü, İzmit çevresindeki orta halli ailelerin tercih ettiği yer.
Deniz, tıpkı Kerpe’de olduğu gibi sığ. Ama Kerpe kadar korunaklı ve sakin değil. Sessizliği seviyorsanız uçsuz bucaksız kumsalda güneşlenebilmek için kalabalıktan uzak bir köşeyi her zaman bulacaksınız. Kumsalda uzun yürüyüşlere çıkabilir, ormanda kuş cıvıltıları arasında sabah koşusu yapabilirsiniz.
Cebeci’nin en çok günbatımı zamanını seveceksiniz. Yaz aylarında güneş tam karşıdan denize batıyor. Sadece günbatımını seyretmek için bile gitmeye değer.
Cebeci sahiline 10 dakika uzaklıktaki Kefken adası yakın zamana kadar sualtı avcılarının gözdesiydi. Adaya somon balığı çiftliği kurulduktan sonra bu olanak azaldı. Adada Cenevizlilerden kalma kale surları görülebilir.
Cebeci’ye Adapazarı, İzmit ve İstanbul’dan otobüslerle ulaşabilirsiniz. Konaklamak için sezon içinde oda bulmak zor. Deniz kenarı ve orman içi de çadır kurup kamp yapanlarla dolup taşıyor.
Cebeci’de balıkçı lokantaları da bulacaksınız. Kumlu denizi seven tekir yörenin en popüler balığı. Mevsimine göre kalkan, lüfer, mezgit ve kırlangıç diğer balık çeşitleri. Kum midyesi bol ama pizza ve makarna için ihraç ediliyor.
Tepeden bakıldığında denize dağılmış satranç taşlarını andıran kayalar ve minik adacıklar insanda fantastik bir mekanda olduğu duygusu uyandırıyor.
İrlanda ve İskoçya’nın turizm tanıtım afişlerinde yer alan kıyı fotoğrafları ve kaya şekillerinden çok daha çekici olanlarını bulursunuz bu yörede. Sanki bir açık hava müzesindesiniz.
BAĞIRGANLI
Ağva-Kandıra yolu üzerinden Sofalı ayrımı ile 13 km sonra ulaşılan Bağırganlı’ya bir gününüzü ayırmalısınız. Kıyı boyunca yürüyüp dere-tepe dolaşmalısınız. Bir kayadan ötekine sekerek, küçük koyların arasına sıkışmış kumsallarda yürüyerek, mevsim uygunsa denize girerek dolu dolu bir koca günü geçirebilirsiniz.
Bağırganlı köyü sakinleri balıkçılıkla uğraşıyor. Tarımda ise fındık var.. İç turizmin gelişmesiyle ortaya çıkan yeni geçim kaynağı da yol boyunca kurulan tezgahlarda satılan sebze ve yumurta. Ot ve çiçeklere meraklıysanız, Bağırganlı çevresinde aradığınızı bolca bulacağınızı unutmayın ve yanınıza poşet alın.
Köyün sahil şeridinde kır gazinoları ve kahveler bulunuyor. Köfte, hamburger ve börek türü yiyecekler bulmak mümkün. Piknik için hazırlıklı gelmenizde yarar var.
Derli toplu lokanta arıyorsanız daha gelişmiş komşu yerleşimlere bakınız.
PEMBEKAYALAR
Karadeniz kıyısındaki bir başka şaşırtıcı güzellik te Pembekayalar’da karşınıza çıkar. Kandıra’ya bağlı Kovanağzı köyünün yanıbaşındaki koya indiğinizde şaşkınlığınızı gizleyemiyeceksiniz. İnanılmaz güzellikteki anıt kayalar geometrik bir düzen içinde şekillenmiştir. Kayaların bir kısmı pembedir. Pembekayalar hafta sonlarında güneşlenen, bisiklete binen ve balık tutup piknik yapanları konuk ediyor. Kıyı şeridi boyunca yürüyüş de yapabilirsiniz.
Denize girmek için çevredeki en ideal koy Kovanağzı’dır. Koy kuzey rüzgarlarına kapalı, dalgasız ve güvenlidir.
Sahil şeridi boyunca sıralanan çay bahçeleri ve cafeler soluklanmak imkanı veriyor.
Kovanağzı’nda küçük marina inşaatı da sürüyor. Marina Karadeniz’e açılan yatların ilk durağı olacak.
|
|
Şubat-23-2008
nemrut dağı 
Adıyaman Valisi Halil Işık UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınan Nemrut Dağı’nın dünyanın en yüksek açık hava müzesi olduğunu belirterek, turizm potansiyelinin önümüzdeki yıllarda daha da çok artacağını söyledi.
Vali Halil Işık, Nemrut Dağı’nın bölge turizmi için büyük bir önem taşıdığını ifade ederek, Nemrut’un Türkiye’deki kültür turizminin gözdesi olduğunu söyledi. Işık, Nemrut’un turistler için her geçen gün daha gözde bir mekan haline geldiğini belirterek, ” Nemrut Dağı, dünya turizm oskarı sayılan Dünya Turizm Yazarları ve Gazetecileri Federasyonu (FİJET) tarafından 2004 yılı Altın Elma ödülüne layık görüldü. Dünyanın 8. harikası olarak bilinen Nemrut Dağı’nı dünyanın her köşesinden binlerce insan ziyaret etmektedir. Bugüne kadar yapılan festival ve tanıtımlar sayesinde Nemrut Dağı bütün dünyada tek olarak bilinmektedir. Nemrut Dağı güneşin en güzel doğup battığı, doğu ve batının buluştuğu, antik dönem tanrılarının görsel tahtı, en yüksek açık hava müzesidir”dedi.
Vali Işık, her yıl turist sayısında belirgin bir artış görüldüğünü vurgulayarak, “Nemrut Dağı’nda yapmış olduğumuz tanıtımlar sayesinde turistler Nemrut’u merak ederek bölgeye akın ediyor. Yerli ve yabancı turistlerin gözde mekanı olan Nemrut Dağı’nı şu günlerde yağan kar yağışıyla birlikte daha güzel bir hale bürünmüştür. Beyaza bürünen zirvede turistler güneşin batışıyla büyülenerek oradaki bütün güzelliği büyük bir zevkle tadıyor. Havanın soğuk olmasına rağmen zirveye tırmanan turistler yaşadıkları güzelliklerle soğuk havayı dahi hissetmiyor” diye konuştu.
|
|
Şubat-23-2008
Çırağan Palace Kempinski  
Çırağan Palace Kempinski, dünyanın en iyi otelleri arasında yer alıyor. Dünyanın önde gelen seyahat dergilerinden Travel+Leisure, Conde Nast Traveller ve European Business okurları, otelleri, özgün atmosfer, hizmet kalitesi, ağırlanma koşulları, yiyecek-içecek düzeyi gibi kriterleri esas alarak değerlendirdi.
Derginin Eylül sayısında yer alan sonuçlara göre, Türkiye’den Çırağan Palace Kempinski Avrupa’nın en iyi iş otellerinden biri seçilerek, 22 Avrupa oteli arasında yer aldı. Çırağan Palace Kempinski, 91.67 puan ile hem İstanbul’da hem de Avrupa’da en yüksek puanı alan otel oldu.
Conde Nast Traveller’ın okuyucuları arasında yaptığı ankette, Çırağan Palace Kempinski, Avrupa ve Rusya bölgesinde yer alan en iyi 19′uncu tatil oteli olarak belirlendi.
European Business dergisinin okurları ise, iş dünyasının sıkça seyahat eden temsilcileri olarak, derginin turizm alanında yaptığı ankete katılarak oy kullandılar. Çırağan Palace Kempinski, bu değerlendirmede de en iyi Avrupa otelleri arasında 10. sırada yer aldı.
|
|
|